şükela:  tümü | bugün
  • aktif olarak antalya lisesi'nde edebiyat öğretmenliğini sürdüren, kişisel kütüphanesinde üç binden fazla kitap bulunduran, hayatını öğretmeye, öğrenmeye, ailesine ve sardunyalarına adamış, aynı zamanda fotoğraf sanatçısı eski edebiyat öğretmenim.

    yolu öncelerde antalya lisesi'nden geçmiş, onu tanıma fırsatına yaklaşıp tanıyamamış olanlar varsa, hala geç değil. kafasında yatan hazine, kesinlikle keşfedilesi cinsten. unutmadan, kendisi cemil meriç, ahmet hamdi tanpınar ve necip fazıl kısakürek'e ayrı sevgi ve sempati beslemektedir.
  • antalya lisesi'nde son sınıf okuduğum 2008-09'da edebiyat derslerime girmiş, karizmatik olduğu kadar sert mizaçlı olması ile takdirimi kazanmış öğretmen.

    bir de 1-2 saat kadar önce kendisinden aldığım son retweet, 8000inci tweetim olmuş. bu entry'm de 256ıncı. (2^8)
  • antalya lisesi'nde okurken edebiyat ve dil anlatım dersime giren ayrıca kpss sınavından yüksek puan almamı sağlayarak atanmamda büyük katkısı olan harika ötesi öğretmen. şöyle bir geriye bakınca zeyyat hocanın öğrencisi olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum.
  • hayatımı değiştiren 3 insandan 2.sidir. bana kitap okumayı sevdiren, düşünmeyi ve başkalarının düşüncelerini ise nasıl yorumlamamız gerektiğini öğreten güzel öğretmendir. her insanın hayatında böyle mükemmel bir öğretmenin olması dileğiyle...

    ''her gün bir elma, her hafta bir kitap!''
  • allah allah ben bu başlığa yazdığımı hatırlıyorum ama yazmamışım. neyse ayıp etmişiz o halde yazalım.

    üst seviye bir okuldan fazlasıyla alt seviye yarı taşra bir liseye geçmiş bir öğrenci olarak zeyyat hocayla yanlış hatırlamıyorsam lise 2'de yollarımız kesişmişti. yıl 2001-2005 arası. normalde antalya lisesi öğretmenidir oldum olası ama artık o 2-3 sene oraya geçici olarak sürüldü mü yoksa bir kadro açıklığı vardı da ona mı merhem oldu bilinmez 2-3 sene kadar ismini boşverin o okulda beraber vakit geçirmişliğimiz vardır.

    okul seviyesi düşük olduğundan buna orantılı olarak öğrencilerdeki farkındalık seviyesi de bir o kadar düşüktü, sanıyorum bu sebeple 3-5 farklı ışık veren öğrenci olarak farklı bir ara enerjimiz olmuştu zeyyat hocayla.

    okulda ilk gördüğümde koridorda nöbetçiydi, eller ceplerde ıslık çalarak dolaşıyordu. diğer hocaların profilleriyle karşılaştırıldığında farklı bir dünyası olduğunu oradan anlamıştım. bizim dersimize ilk girdiğinde ise açık konuşacağım ilk düşündüğüm şey "kim bu dalgalak" olmuştu. eheh.

    neyse gel zaman git zaman dialogumuz gelişti karşılıklı bir sevgi saygı oluştu. o dönemler ergenlik dönemleri her tarafımızdan fıtır fıtır hormonlar akıyor. tüm okul kadrosu da bu hormonlardan oluşabilecek zararlı sonuçları engellemek için canla başla çalışıyordu. zeyyat hoca'nın ise olaya farklı bir bakış açısı vardı. kız ve erkeğin bir arada bulunmasını, sevgili olmasını, aşkı ve benzeri duyguları bir tehdit olarak değil, yaşın ve yaşamın bir gerekliliği olarak görürdü. "bir şeye tutkuyla bağlanmadıysanız, bir kadın/bir erkek ile olan ilişkiniz içinizde bir yara olarak kalmadıysa aslında onunla olan zamanınızı boşa geçirmişsinizdir" minvalinde cümleler kurardı.

    neredeyse direkt olarak o dönem hoşlandığım kıza açılmamı sağlamış, sonrasında oluşan ilişkiye destek vermiş, tüm öğretmenlerin önüne bir şekilde taş koymaya çalıştığı kadın/erkek flörtlerine (onlar da haklıydı esasen. okulda iyi kötü gelecek vaad eden 3-5 öğrenciden biriydim) destek verirdi. derslerde tüm hocalar o dönem ki kız arkadaşımla temas kurmamı engellemeye çalışırken zeyyat hoca dersin başında beni yerimden kaldırıp kız arkadaşımın yanına oturturdu.

    bana "it" derdi şakayla karışık. "it gel buraya" "it şuraya git" .mezuniyet töreninde anonsu kendi yapıyordu. "syozkn iti ve sınıf arkadaşlarını diplomalarını almak üzere sahneye davet ediyorum" demişti tüm ahalinin ortasında.

    anlaşamadığımız tek nokta şiirlerdi. o şiirlere aşık bir insandı, ben ise şiirlerde samimiyet göremeyen taraftaydım. edebiyat derslerinde bu hususta bir iki kere tartıştığımızı hatırlıyorum. (şiirleri hala sevemedim zeyyat hocam, üzgünüm) söylediği gibi şiirlere "dağlara, sardunyalara ve şiirlere tutkunum" sözlerinin hakkını verecek seviyede tutkundu. derslerin sonlarında gür sesiyle bir şiir patlatır, şiirlerle en alakası olmayan insana bile "aslında fena bir şey de değilmiş" hissini yaşatırdı.

    hocalığına gelince, öss (o dönem ismi buydu sınavın, şimdi her ne ise) türkçesinde bir sayısalcıya oranla oldukça başarılı bir sonuç çıkarmamın en büyük nedenlerinden biridir kendisi. oldukça akıcı ve anlaşılır bir türkçe/edebiyat anlatımı vardır cidden. merak uyandırıcı anlatır, anlattığı şeyi kafanıza kazır. dersinde uyuklamanız pek mümkün değildir çünkü inanılmaz gür bir sesi vardır, sınıfta yankılanır... sınıftaki derslerle en alakasız öğrenciyi bile bir şekilde dersin içinde tutmayı başarır. zeyyat hocanın öğretmenliğiyle alakalı en net söyleyebileceğim şey bu'dur. ders sırasında onun anlattığı şeyden uzaklaşmanız pek olası değildir. ağır giden derslerde sınıfın kopmaya başladığını gördüğü an bir uyarıcıyla tüm herkesin dikkatini tekrar toplar. bu kimi zaman bir anısıdır, kimi zaman sınıftaki bir öğrencinin üzerinden dönen komik bir muhabbet.

    uzun süre sonra girdiğim facebook'ta arkadaş listemde olduğu için yaptığı paylaşımlarla hatırıma tekrar düşmüş ve bu entry'i bana yazdırmıştır. şimdilerde yeni nesile "her gün bir elma, her hafta bir kitap" adlı uygulamasıyla okumayı sevdirmeye çalışıyor gözlemlediğim kadarıyla. iyi de ediyor. o dönemler "kafa hoca" tanımlaması yaptığımız zeyyat hoca, yetişkin halimle düşündüğümde klasik bir devlet kadrosu öğretmenine göre sahip olduğu donanımıyla beni oldukça şaşırtıyor. keşke her öğretmen bu şekilde kendini geliştirebilseydi, o zaman yetişen nesilin kalitesinin ne kadar artabileceğini görebilseydik diye hayıflanıyorum. mesai arkadaşları olduğu için o kibarlık eder bir şey demez ama maalesef öğretmenlerimizin bir çoğunun kendi dallarındaki bilgi birikimlerinden bağımsız, ne kadar kendini yetiştirememiş ve rol model olmaktan uzak insanlar olduklarını o da düşünüyordur diye tahmin ediyorum.

    dediğim gibi bu başlığa yazdığımı hatırlıyorum ama ne hikmetse yazmamışım. buraları okuduğunu bildiğimden kendisine bir selam da buradan vereyim. bugün 30'lu yaşlarını geçmiş işinde gücünde devlete-millete iyi kötü yararı olan bir mühendis olabildiysem zeyyat hoca, bundaki payının azımsanmayacak olduğunu bilmeni isterim. artık bambaşka şehirlerde yaşasak da bir gün olur denk gelirsek karşılıklı iki kadeh rakı içip "ne olacak bu memleketin hali" temalı muhabbetimizi edebiliriz umarım.

    hadi kal sağlıcakla...