1. zihinsel engelli çocuk bir çok faktör nedeniyle dünyaya gelebilir; normal hamilelik gibi gözükse de anne bedenindeki kimyasal değişimler, sorunlu hamilelik, akraba evlilikleri, kan uyuşmaması gibi nedenlerin yanına bir dolufarklı şeyde eklenebilir...
    nihayetinde bebek doğar, down sendromlu olarak dünyaya geldiyse yüzünün şeklinden anlaşılır birkaç ay içinde, spastik bebekler daha çabuk farkedilir, en zor ve dikkat isteyeni ise otistik ya da asperger sendromuyla doğan bebeklerdir...
    bunca yıl onlarla çalışan biri olarak asıl canımı yakan şey bu çocukların aileleri oldu özellikle de babaları; cinsiyet ayrımcılığı yapmamak adına başlığı zihinsel engelli çocuğu olan baba olarak açmadım...
    ama bu süreç içinde çocuğu zihinsel engelli diye eşinden boşananları, kaçıp gidenleri, karısına hiç yardımcı olmadığı gibi çocuğa ve eşine şiddet gösterenleri de bizzat şahit oldum...
    normalde de çocuk büyütülürken babanın yardımı ve görevleri ataerkil toplumlarda sınırlıdır ancak bebek sorunluysa özel eğitim bakım ve çalışmalar ek olarak yaşama katılır...
    annenin tek başına bebeğine bakması yetmez, ayrıca onu sosyalleştirmesi için özel eğitime götürmesi gerekir, fizyoterapistlerin, pedagogların, konuşma terapistlerinin kapısını çalmak zorundadır; maddi güçlüklerin yanı sıra bir de asıl ona yardımcı olması gereken eşiyle kocasıyla çocuğunun babasıyla uğraşır anne...
    baba dirençlidir, o erkektir, ona göre zihinsel engel demek onun erkekliğine gücüne yapılmış bir hakarettir, kadın sorumludur bu hakaretten, kadın yapmıştır bu çocuğu böyle...
    bazen inanmaz erkek, anneyi suçlar benim oğlum ya da kızım iyi der, size ne oluyor, benden sakat çocuk çıkmaz der...
    her halukarda kadın tek başına savaşır erkekse kaçar gider; bazen içkiye sığınır, bazen başka aileler kurmak üzere kadının terk eder gider, bazen de sadece para verir ilgisini eksik eder...
    zihinsel engelli çocuğu olan anneler mi?
    bu annelerin çok büyük bir çoğunluğu psikiyatrik yardım almaktadır hayata ilaçlarla tutunmaya çalışmaktadır...
  2. hiçbir soru bu aileleri " benden sonra, ben öldükten sonra ne olacak?" sorusu kadar kahredemez sanırım. herşeye alışılıp kabullenilir, birlikte yaşamın bir yolu bulunur, ancak o ana baba bilir ki; özürlü bir çocuğa kendileri dışında kimse bakmaz, bakamaz... üstelik bakılmaktan başka hiçbir seçeneği olmayan bir çocuktur bu. çok desteğe ihtiyacı olan ailedir.
  3. tum fertlerinin su veya bu sekilde, kendi yasam haklarindan feragat etmek zorunda oldugu ailedir. yogun ilgi ve bakima muhtac engelli cocugun ebeveynler uzerindeki sorumlulugu sadece onlarin ruhsal dengelerine etki etmez, diger cocuklarini da etki altinda birakir. bu durum dolayi bazen bir nurolog anneye, diger cocuklarin ruhsal durumlarini goz onunde bulundurmasi icin bir takim nasihatler verdiginde, anneyi icinden cikilmaz imkansiz acilarin icine iter ve fakat icgudusel yasam gucune ayak uydurmak zorunda olmak onu mucizevi bir sekilde ayakta tutar, bu bazen kendi kendine telkin, bazen de ilaclar yardimiyladir. gunden gune gelisip kuvvetlenen zihinsel engelli cocugun bakimi zorlasirken, yaslanmakta olan ebeveynler icin hayat gitgide daha zorlasmakta, birbiri ardina gecen gunlerde, dis yardimlarin yoklugu ve yetersizligi nedeni ile aile fertleri anlatilmasi guc, karanlik bir dunyanin derinliklerine itmektedir. sosyal iliskiler kisitlidir. aile, ozellikle anne kendisine cizilmis daire icine kapanir, baba bir sekilde eve bakmakla yukumlu oldugu icin evden bir nebze de olsa uzaktir. bu uzaklik bazen onu, zaten kabullenilmesi guc durumu daha da guc bir duruma sokarak, evden uzaklastirir, tabii ki, engelli cocugunu gozune inanmayan, cocugun gelisimi icin kendini gucunun son noktasina kadar zorlayan babalar da var. ve ayni zamanda cocuga ve yuke tahammulunu yitirip evini terk eden anneleri de goz onune almak gerekir. engelli cocugun ic acitan karanlik gelecegi ve cok agir sartlar altindaki yogun bakimi hakkindaki dusuncelerimiz, disaridan bakildiginda, tahminler otesi yuzeysel bir derinlikte kalir, bu yuzden, cocuguna tahammul durumunu tuketmis insanlari yarginin kefesine koymadan once, buyuk bir titizlik ve aciklik icinde durum goz onune alinmalidir. aile gercekten zor bir hayat yasamaktadir, ve bu hayat bir iki gunluk degil butun bir omru kiskaclarinda mengeneye almis bir yasantidir. bu yuzden, sayin siyasi simalarin, bu konu uzerine onemle egilmeleri gerekir. turkiye nufusunda buyuk bir nufusu icine alan engelli vardir. ve fakat cogu zaman, cogunu disarda gormek mumkun olmadigi icin ( bir nevi sosyal baski ) medyada surekli mevzusu gecmedigi ve durum gozardi edildigi icin, cogumuz durumun ne kadar vahim sinirlara eristiginin farkinda degiliz. gonul istiyor ki, toplumda sivrilmis simalar, bir sekilde yardima gercekten muhtac insanlara dogru egilsin, yetersizlikleri her daim goz onune sersin ki, bir gun bir sekilde bazi gelismeler tek tek olusmaya baslasin. israrla lutfen (bkz: turkiye sakatlar dernegi) (bkz: zihinsel ozurlunun toplumdaki yeri)
  4. zihinsel engelli ya da daha genel anlamiyla engelli cocuklari olan ailelerin durumu hangi ülkede yasadiklari, hatta ayni ülkenin hangi sehirlerinde yasadiklariyla yakinen ilgilidir.
    genel olarak bu ailelerin "saglikli", engelsiz cogunlugun "normal" sayildigi, engellillerin norm- disi azinlik olarak kabul edildigi toplumlarda hayatlari oldukca zordur. zihin engelli cocuk dogduktan sonra yasanan aile ici hayal kirikligi, dünyanin sonu gelmis hissi yine ailenin daha önce engellillere nasil baktigi, kendi cinsiyet rollerini nasil algiladiklari, genel olarak yasam hakki ile ilgili neler düsündükleri ile vb.. daha bir dolu konuyla ilgilidir.
    engellilerin de toplumun en az "engelsiz" sagliklilar kadar esit derecede parcasi oldugunu, hatta handicaplari nedeniyle toplumun sorumluluklari oldugunu ön görmek ve tüm gündelik hayati kolaylastirici önlemlerin alinmasi bu sorumluluklar arasindadir. daha cok kücük yaslarda engelli ve engelsiz cocuklarin bir arada olabilecegi ana okullari, okullarda özel personelle destekli ortak siniflar ön yargilari erken yaslarda , zaman icinde yok edecek önemli adimlardir ve iki taraf aileleri icin cok degerli tecrübelerdir.
  5. hayatları boyunca çok farklı, acılı ve özverili uzunca bir deneyime seçilmiş ailedir...
    bu çocuklar o kadar farklı ve kendi içlerinde her biri birbirinden öylesine değişiktir ki, onca öğrenci ve gözleme rağmen hala şaşırabiliyorum onları izlerken...
    üstlerde de yazılmış türkiye'de önemli bir engelli gerçeği var, ister zihinsel ister bedensel engelli olsun; aslında asıl büyük sorun türkiye de yaşayan duygusal engelliler; yani bu çocuklara ve ailelerine hala uzaylı gibi bakıp hala parmağıyla gösterip hala ucubeymiş gibi davrananlar...
    bunun nedeni de eğitimsizlik, yine yukarda işaret edilmiş- ilk entiriyi duygusallık ve üzüntüyle yazarken bir çok şeyi açıkta bıraktığımı sonradan yazılanları okurken farkediyorum- ülkemizde aktif eğitim yok, aktif eğitim demek zihinsel engelli,bedensel engelli ve normal sayılan çocukların bir arada eğitim gördükleri sistem; böylelikle çocuk zalimliği de ortadan kaldırılmış oluyor...
    duymayan, görmeyen, ya da mental retarde dediğimiz sınır zeka seviyesinde çocuklar bir arada eğitim görüyor yurt dışında ve diğer çocuklarla kaynaşıp normal yaşam sürdürebiliyorlar, en azından onlara fırsat veriliyor...
    türkiye'de bu eğitimi sağlayan tek okul enka; enkanın da yıllık eğitim ücreti 20 bin ytl üzerinde bir rakam...
    türkiye de zihinsel engelli ailelerin ekserisi anadolu da yaşıyor; büyük şehirlerdekiler bir şekilde çareler arayabiliyorlar ama anadolu da yaşayanlar kaybolup, kaybedilip hayatlarını ya bi yere bağlı ya da annesiyle yaşlanarak sürdürüyor...
    bir proje kapsamında çalışırken düzcede giresunlu bir aileyle görüşmüştüm, ailenin biri bedensel diğeri zihinsel engelli olan iki erkek çocuğu vardı, onları alıp istanbul'a götürmek istediğimizden, özel eğitimle tuvalet, yemek ve giyinmek gibi hayati ihtiyaçlarını tek başlarını yapabilmelerini sağlayacak hale getirebileceğimizden bahsetmiştim, aile düşüneceğini söyledi ertesi gün gittiğimde ise aile apar topar giresun'a göç etmişti, çocuklarını alacağımızdan korkmuşlar...
    bu çocuklar tanrının gazabı laneti ya da adı her neyse o değil, bu çocuklar hemen hepimizin yaşayabileceği diğer çocuklardan hiç farklı olmayan bireyler...
    aileler eğitimsiz, babalar bunu annenin kusuru olarak görüyor anneler ise boyunlarının borcu olduğunu, ölene kadar bakmak görevini yerine getireceğini söylüyorlar...
    devlet ssklılara 330 ytl yani 8 seanslık özel eğitim ücretini ödüyor, gerisi ise aileye kalmış; bazı belediyeler duyarlı kendi bünyelerinde özel eğitim olanakları sağlıyorlar...
    ancak gerçek şu ki türkiye'nin sınıfta kaldığı alanlardan biri de burası...

    gelelim sözlüğe, açıkcası küçük türkiye olan ekşi sözlük de bu çocuklara tepkili, zeka özürlü çocuklarla yapılan diyaloglara her yazdığım entriden sonra ayar üstüne ayar alıyorum; asıl yapmak istediğim bu çocukların diğer çocuklardan farklı olmadığını bir kez daha göstermek...
    zihinsel engelli çocuklar, normal sayılan çocuklardan farklı değil, onlar da çocuk, onlara fırsat vermemiz gerekiyor hepimizin, destekleyici olmak gerekiyor, yapıcı olmak, çünkü bu bir bulaşıcı hastalık değil bir süreçin sonucu bir hamilelik neticesinde hemen herkesin başına gelebilir....
  6. çocukları bir şekilde "normal" olarak addedilen ailelerden; bir çok değişik durum ve yaşantı nedeniyle ayrılan ailedir.

    her şey; yaşanılacak şeyler; -nasıl bir kültüre yahut aile yapısına sahip olunursa olunsun- aslında hepimizinkiyle aynı başlar.. görücü usulüyle; yahut çok uzun yıllar flört ettikten sonra bayıla bayıla evlenmiş olmak... hiç önemli değil.. hepimizin hayattan beklentileriyle aşağı yukarı aynı beklentilere sahip olan bireyler, hamilelikte; yahut sonrasında aniden bambaşka bir dünyada bulurlar kendilerini...

    doğumla başlayan bu süreç; en kötüsü, oldukça belirsizdir.
    kimi zaman tamamen "piyango", kimi zaman gebelikte kullanılan ilaç yahut keyif verici maddelerin kullanımı; kimi zaman doğumda gerçekleşen beklenmedik vakalar... bazen geç, bazen erken doğum... onların da çocukları kucaklarına verildiğinde büyük bir sevgiyle basıyorlar kucaklarına; belki de hiç bilemeden "bundan sonra ne olacak?" diye.. çocuk doktorlarının ve nörologların, -nedendir bilinmez- uzun uzadıya hastalığın ne olduğunu; neden olduğunu anlatmaması; her şeyi daha da bilinmezliğe sevkediyor ne yazık ki... (her çocuk doktoru yahut nörolog için söylemiyorum ancak gelen vakaların çoğu, çocuğunun hastalığının ne olduğunu, nasıl olduğunu ve ne olacağını bilmeden geliyor.. açıklama yapmak ve aileyi aydınlatmak "öncelikli" olarak doktorun görevidir.)

    "zihinsel engel" dediğimiz şey; öyle karmaşık ve derinlikli bir konu ki; kimi zaman bilinen ve tanısı konmuş vakaların bile ne olduğu tam olarak çözülememiş oluyor ne yazık ki.. zihinsel engelli olarak addedilen çocuk hastalık ve sendromlarının -bildiğim ve şahit olduğum; hatta aslında sadece hatırladığım diyelim- kadarı bir kaç örneği ile şöyledir;

    - joubert syndrome
    - asperger sendromu
    - dandy walker sendromu
    - propionik asidemi
    - hidrosefali
    - mikrosefali
    - makrosefali
    - rett sendromu
    - serebral paralizi
    - asperger sendromu
    - down sendromu
    - otizm
    - dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu
    - frajil x sendromu
    - williams sendromu
    - west sendromu
    - angelman sendromu
    - klinefelter sendromu *

    (hatırladıkça ve öğrendikçe ekleyeceğim)

    (*****bu sendrom ve hastalıkların bazılarında zihinsel gerilik olmayabilmektedir*****

    ancak; çocuğun tüm gelişimleri birbiriyle paralel ilerlediğinden; birinin eksik yahut geç kalması durumunda diğerleri de gecikebilmektedir.)

    aile; öncelikli olarak çocuğunun hastalığıyla ilgili olarak etraflı biçimde aydınlatılmalı; sorularına özenle cevap verilmelidir. eğer neyin ne olduğunu; ne olacağını bilirlerse; bu süreç içinde evlatlarına yardımcı olmak konusunda hem daha başarılı olabilir; hem de çocuğunun aldığı özel eğitim ve fiziktedavi-rehabilitasyon sürecinde uzmanlarla işbirliği içinde çalışmakta zorlanmayacaktır.

    aileler aydınlatılmadığı zaman; oldukça ağır mental gerilik tanısı olsa bile çocuğu için hayaller kuran; bunlar olamayınca hem kendini, hem ailesini, hem çocuğunu yıpratırlar; özel eğitim ve fizik tedavi sürecinde uzmandan olamayacak şeyler beklentisinde olurlar haklı olarak.. çünkü gerçekleri bilmezler. yahut çocuğunun zihinsel gerilik düzeyi fazla olmayan bir aile; yok yere kendini üzer; endişe eder ve neticesinde çocuğa bu olumsuz duygularını ister istemez yansıtarak iyiye giden durumu kötüleştirebilir.

    durumun ne olduğunu enine boyuna bilip; birbirine destek olarak bunu kabullenmiş ve yapabileceğinin en iyisini yapmaya çalışan aile; çocuğuna da maksimum düzeyde katkıda bulunacaktır.

    tüm bu bilgiler ışığında; ilgili doktorların ve uzmanların iyi bir aile eğitimi ve psikolojik destek programı ile aileye destek olması gerekmektedir.
  7. ışıkları kim kapattı?

    "sahi, en son ne zaman aydınlık bir çay bahçesinde gazoz içtik? dert denen ummanı arkada bırakıp tüm benliğimle ne zaman kollarımın arasına aldım seni? lisedeyken sana papatya toplamıştım emekli albay arif'in kendine has bahçesinden. onca yediğim küfrün hatrına eline tutuşturduğumda bir demet emeğimi, gözlerinin içi gülmüştü...

    sahi, en son ne zaman gözlerimizle gülüştük? sıcak bir yaz akşamında avuç terinden gelen ferahlığı duymayalı çok oldu. sesini duyduğumda uzaklardan, telefon kablolarından, ankara'nın karlı yollarına düşüp otostop çekmeyeli çok oldu. ve sarho olduğumuzda en sevdiğimiz şarkıyı söylerdik birbirimize. onun da miyadı dolalı çok oldu. halbuki sen ve ben güneşli güzel günler görecektik edip akbayram'ın berrak sesinden akan türküler eşliğinde...

    sahi, en son ne zaman seninle kadehleri tokuşturup kırmızı burunlarımızı birbirine tokuşturup alkol kokulu akşamlarda gaydırıguppak türkülere eşlik ettik? halbuki sen gülmeyi ne çok severdin. benim senin o minik dudaklarını gülümsetmememi ne çok severdin. sevmeyi ne çok severdin be güzelim...

    sahi, en son ne zaman bana seni seviyorum dedin?

    yıllar geçti. evlendik, mutlu olduk. aşkımızı düğün akşamında arka plakaya yazılan yazılara bırakmadık. dağ gibi büyüttük yüreklerimizi birbirimizin kora kor yanan şefkatinde. ilk gecemizin meyvesiydi çağdaş... daha babasında vitamin iken koyduk onun ismini hatırlıyor musun? üniversite son sınıfta yürürken tunalı hilmi'de usulca girmiştin kolumun altına:

    -çağdaş olsun ismi
    -kimin?
    -çağdaş bir dünyada olsun. yüzüne baktıkça aydınlanalım...
    -bizim çocuğumuz mu?
    -kimin olacak şapşal erkeğim. tabii ki de bizim...
    -olsun anasını satayım. kız olursa da çağla olsun...
    -aa yeşil erik satıyorlar..alsana bana!

    şimdi üstünden on sene geçti bu hatıranın. içeride mışıl mışıl uyuyan bir çocuğumuz var. çağdaş var içeride. sabah uyanacak. ikimizin mahmur aşkının biriktirdiği yorgan altı sıcaklığının orta yerine atlayıp hınzır gülümsemesiyle bizi mutlu edemeyecek. sağ gözünü ufalayıp bir yandan pijamasının üstüne çıkan don lastiğini çekiştire çekiştire yanıbaşına gelip altına işediğini sana itiraf edemeyecek. ilkokulda kırmızı kurdela taktığı akşamı alev alev parlayan gözlerine bakıp kutlayamayacağız. mezuniyet töreninde cüppesinin uzun gelen tarafını içten katlayamayacaksın. ilk aşkını ve hüsranını bana anlatamayacak. huysuz bir ihtiyar olduğumda saçma sapan bir sebeple kalbini kırdığımda deli fişekliğiyle ceketini kapıp gecenin bir yarısı evden çıkıp gidemeyecek. evlendiği gün sevdiği kadının duvağını kaldırıp alnının orta yerinden öperken resmini çekemeyeceğiz...

    beş gecedir hastanedeyiz. çağdaş kendi başına beslenemiyor, yürüyemiyor. sağ gözü doğuştan kör. üç yaşındaki bi çocuk zekasına sahip. iki kelimeden fazla cümleler kuramıyor. ama biliyor musun, çok güzel gülümsüyor... o kadar saf bakıyor ki gözlerimin içine, dağlar yıkılıyor, denizler taşıyor dünya başımda bir devran döndükçe dönüyor... şimdi o gülümseme kaybolmak üzere... destek yaşam ünitesine bağlı mücadele veriyor. soluk borusuna kaçan küçük bir yemek parçası ve beslenme yeteneğinin gelişmemiş olması bizi buraya getirdi. ellerim karımın ellerinde. karımın gözyaşları ceketimin eteğinde. bir umut doğsun diye sabah güneşinin gelmesini dört gözle bekliyoruz..."

    sevgili sözlük yazarları,
    lütfena artık birileri ışıkları kapatmasın. doğması beklenen güneşler kararmasın. türkiye'de milyonlarca bakıma muhtaç zihinsel özürlü çocuk yaşam mücadelesi veriyor. sosyal toplum olabilmenin asli sorumlulukları vardır. sosyal bir birliktelik için lütfen, günde bir paket sigaraya verdiğiniz para gibi cüzi bir miktarı zihinsel engelli çocukların daha rahat daha geliştirilebilir şartlarda yaşamaları için mücadele veren derneklere bağışlayın. iki kuruş versem ne olur deyip geçmeyin, hayatın kendisi zaten kaç kuruş?

    beş kuruş etmez şu hayatta onların ışıklarını söndürmeyin...
  8. kendi sağlıklarına da çok dikkat etmesi gereken bireylerden oluşan ailedir,çünkü kendilerinden sonra çocuklarının geleceğinin ne olacağını da düşünmek zorundadırlar.
  9. ailenin, zihinsel engelli bir çocuğa sahip olduğunu öğrendikten sonra geçirdiği bazı evreler vardır:

    ilki şok evresi: her kim olursa olsun, engelli bir çocuğa sahip olduğunda yaşayacağı travmatik durumdur. bu evreyi atlatamayan ebeveynlerin bir kısmında intihar vakaları bile yaşandığı görülmüştür. elbette destek çok önemlidir. özellikle anneye, verilecek manevi destekle ayakta durması sağlanacağından dikkat edilmesi gerekir.

    ikincisi: reddetme evresi: şoktan çıkan aile fertlerinde yaşanan ikinci durum. "hayır bu çocuk benim olamaz" ya da "ben böyle bir çocuk dünyaya getirmiş olamam" gibi yorumlarla bu çocuğu reddetme başlar. işte kimi zaman özellikle de babalarda bu çocuğu ve dünyaya getiren anneyi terk etme durumu oluşur. kaçar, gider. anneyi suçlar ve asla istemez.

    üçüncüsü: kabul etme evresi: en önemli evredir. artık şoktan kurtulmuş ailenin, engelli bir çocukla nasıl yaşaması gerektiğini öğrenmek zorunda olduğu ve bu çocuğa hayatlarının sonuna kadar bakmakla, onun ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlü olduklarını anladıkları andır. ve bunun için eğitime başlarlar. çocukla ilgilenecek her aile ferdi belli bir eğitimden geçer. yani profesyonel yardım alırlar.

    engelli bir çocuğun eğitimi, ne kadar küçük yaşta başlarsa o kadar etkili olur. hayatını idame ettirebilecek kadar çok şeyi öğrenmesi engelli çocuk için önemlidr. engelli çocuk, ailesinin yardımı, sevgisi, ilgisi ile ayakta durur. engelli olan çocuğuna bu özveriyi gösteren aile, dünyadaki en kutsal insanlara sahip ailedir.
  10. ailemden ayrı yaşadığım kısacık üç ay içerisinde alt komşumuzun dahil olduğu aile türüydü. geceleri ağlayan, sürekli anlamsız haykırışlarını duyduğumuz 6 yaşındaki ufaklığın farklı olduğunu evlerine oturmaya gitmeden evvel farketmiştik.

    ilkokul 3 e giden ablası geldi bir gün kapımıza," matematik sınavım var, yardım eder misiniz" dedi. ben ders anlatırken, ev arkadaşlarım ağzını aramak istediler ufaklığın:
    - kardeşinle aranız iyi galiba, hep sesinizi duyuyoruz.
    - evet, oyun oynuyoruz biz.
    - yaramazlık yapıyor mu hiç, üzüyor mu seni?
    - yok, hiç üzmez.

    bir kaç gün sonra evlerine misafir oldum. güleç yüzlü genç anne hevesle sorular soruyordu üniversite hakkında. yan gözle küçüğü izliyordum. geçen dakikalara rağmen tek kelime konuşmamıştı. çocukları çok severim, sevmek istedim onu; kendine yaklaştırmadı. gözlüklerimi almak istedi sonra, annesi uyardı beni: "dikkat et, kırabilir". sonra elimdeki anahtarı alıp saklamaya götürdü. bakışlarımı gören anne sakin bir ses tonuyla:
    - kızım otistik...
    dedi. o ana kadar adı konmamış bu "farklı"lık beni çok da rahatsız etmemişti. kardeşinin farklı oldugunu hissetmeyecek bir biçimde yetiştirilmiş ablası kardeşinin farklılığını bilmiyormuş, görmüyormuş gibi davranıyordu. en çok da bu hoşuma gitmişti işte, ablasının arkadaşlarım onu sorguladığında "o hasta" dememesi hoşuma gitmişti.
    ufaklığın sakladığı anahtarı vermesini isteyince elimden tutup odasına götürdü beni. barbieli nevresim takımları olan iki küçük yataklı şirin bir odaydı burası. yattı sonra yatağına. ben gitmek isteyince izin vermedi, o uyuyana kadar başında bekliyormuş annesi.
    evlerinden ayrılırken o annenin boynuna sarılmak istedim.

zihinsel engelli çocuğu olan aile hakkında bilgi verin