şükela:  tümü | bugün
  • 1937 yilinda ziraat umum mufettisi iken ali riza erten'in yazilarindan da yararlanarak ilk cay fidanligini rize'de kurmus ve boylelikle ulkemizde bu bitkinin yetistirilmesine onayak olmus kisi.
  • (bkz: zihni sinir)
  • muğla' da ; yeni açılmış,oldukça lüks bir iş merkezi.
  • ülkemizde çay bitkisinin yetiştirilmeye başlanmasında büyük pay sahibi ziraat öğretmeni. dem kavramını zaman anlamından çıkarmış, 'dem'e muhabbet, güzel çay kokusu ilave etmiştir.

    ankara'da 1921 nisanında bakanlıklar temsilciliklerinin katıldığı bir komisyon kurulmuştu. bu komisyona dönemin ziraat genel müdürü olarak iktisat bakanlığı adına temsilci olarak katıldı. komisyonda rize ve çevresinin huzurlu bir yaşama kavuşabilmesi için öncelikle insanların geçimini sağlayacak iş ve çalışma imkanına kavuşturulması gerekktiğini ileri sürdü. komisyon bu görüşü kabul etti ve zihni derin'i bölgede inceleme yapması kararlaştırıldı.

    zihni derin 1923 yılında rize'ye gelir. eski adı garal dağı olan hazineye ait bir bölgede 15 dekarlık arazi fidanlık işine tahsis edilir. bölgede yaptığı incelemelerde bazı meraklıların batum'dan dönüşlerinde getirdikleri ve diktikleri gayet iyi gelişmiş çay fidanlarıyla karşılaşır.

    rize'de ziraat fen memurluğu yapan ibrahim'i batum'a göndererek bir miktar çay fidanı ve tohumu ile mandalina çeşitleri getirtirve gelen fidan ve tohumları fidanlığa diker.

    zihni derin batum'a düzenlenen geziye katılır. batum ve çevresinde ruslar tarafından kurulmuş olan çay bahçelerini, çay fabrikasını ve astropikal bitkiler araştırma istasyonu'nu inceleyerek gerekli bilgilerle rize'ye döner. beraberinde çay tohumu, ve fidanları, narenciye ve bazı meyve çeşitleri, bambu rizomları ve bir rus bahçıvanı ile rize'ye gelir. böylece fidanlık kurulmuştur. zihni derin bu rus bahçıvana fidanlığı emanet eder. ankara'daki görevine döner. batum'a sipariş edilen 500 bin tohum fidan haline getirilir ardından halka dağıtılır. ancak gerek halkın gerek devletin konuya yeteri eğilmemesinden teşebbüs başarısızlıkla sonuçlanır.

    sonra öğretmenlik görevine döner. çeşitli süreler farklı kurumlarda görev alır. uzun yıllardan sonra tekrar rize'ye döner. fidanlıkta bulunan iki ahşap evden birinin üst katındaki bir odaya yerleşmiş, alt kattaki odayı laboratuar olarak kullanma hazırlığındadır.

    1924 yılında batum'dan getirdikleriye oluşturduğu bahçeyi ve parselleri gezerken; çeşitli süs bitkilerinin,mandalina, greyfurt, ağaçkavunu, portakal, limon, bambu ve diğer meyvelerin küçük çaplı parsellerde yetiştirildiği birkaç yüz fidandan oluşan küçük bir çay bahçesinin gayet güzel yetişmiş ve sağlıklı görmek onu mutlu etmişti.

    1946 yılı ağustos. zihni hoca bölgeye yerleştirilen çay tarımının mutlu dönemini yaşamakta ve onun sıcak heyecanını gönül rahatlığı içinde duymakta iken, yaş haddi nedeniyle emekli olduğu haberi geldi. emeklilik onun bu bölgede bulunması için bir engel değildi. tarım bakanlığı kendisine anlaşmalı bir kadro tahsis ederek bakanlık koordinatörü görevini verdi. zihni hoca artık ankara'daydı. yılda birkaç defa rize'ye gelerek çalışmalarına devam etti. 5-6 yıl boyunca da bu görevini sürdürdü.

    bir ilimiz var adı rize
    durup dururken bir bardak çay sundu bize
    rize'de çayı kim yetişdirdi rize'de
    misisipi'ye karışan çayları öğrettiler bize
    rize'de çayı kim buldu rize'de
    kimdi o sessiz sedasız kumral kumral
    demlenen mübarek adam
    adını öğretmediler bize
    işte o güzel adamdan bre şahin aman
    bir tane daha

    bedri rahmi eyüboğlu``
  • zihni derin hakkında anlatılan hikayelerden biri şudur:
    zihni bey, rize'de fabrikalarda üretilen çayın kalitesine çok dikkat ederdi. çayın seçilmesi, dinlenmesi, elenmesi doğrudan çayın lezzetine etki eder ve zihni bey her günkü üretimden bir demlik çay demletir, lezzetini bizzat kendi test eder. ancak fabrika çalışanları bu testten ve yarattığı stresten hoşlanmaz, kendilerince şöyle bir formül bulurlar.: zihni beyin çok beğendiği çaydan bir çuval zulaya atılır ve her gün çay bu çuvaldan alınan çayla demlenir ve zihni beye sunulur.
  • çaykur'un merkez çay fabrikasına adını vermiş, türkiye'de çay üretimini başlatan kişi.
  • kendisi 1950 miletvekili seçimlerinde rize'den adaylığını koymuş ancak seçilememiştir. rize ve ahalisine bunca hizmetine karşın seçilmemiş olması bence kendisine yapılmış olan bir haksızlıktır.

    zaten geçen bunca yıllar içerisinde seçilen "günü kurtarmacı" kafa, seçilmek için her şeyi mübah gören kafa; çayın elle toplanması gerektiğini bile bile, sadece oy uğruna makasla toplanmasına izin vermiş ve narin çay bitkisi çalılaşmıştır. 50 ve 60'lı yıllarda hep üst sıralarda olan rize çayı 1000 metre yükseklikte bile yetişen adından söz ettiren bir türdü. ancak o kafa ve çay makası; üstüne de eklenen "az çaba çok kazanç anlayışı" artık çay ekimini ekonomik olmaktan çıkarmıştır.

    artık yeni zihni derin'ler bekliyoruz.
  • çayın vatanı çin midir hint midir bilemiyoruz ama türkler onunla geç tanışırlar. dedelerimiz daha ziyade kahve içer, taneleri yemen’den getirtir, itinayla kavururlar. yola bile cezveyle fincanla çıkar, mangallarını değirmenlerini yanlarında taşırlar.
    derken buharı buruk demler sarıp sarmaya başlar, dost meclislerinde pirinç semaverler tıkırdar. damât-zâde ebû’l-hayr ahmed efendî ve mehmet izzet’in “çay” üzerine kaleme aldıkları risalelerin ardından, seyit ahmet hamdi bey “çay” adlı eserini yazar. ali nazıma ise “çay hakkında malumat” adlı kitabıyla dikkat toplar.

    ulu hakan abdülhamid han (cennetmekan) çayın yayılacağını hisseder ve dünya pazarlarından pay kapmaya bakar. hatırını kullanıp japon imparatorundan fide ve tohum ister, bunları bursa’da ürettirmeyi çok arzular. hatta çay tarımı ile ilgili bir de tarifname hazırlatır, selim paşa’nın derlediği kitabı bastırır ve dağıtırlar. ancak çalkantılar yüzünden bu teşebbüs akim kalır, hedefe ulaşamazlar.
    derken ‘halkalı ziraat mektebi alisi’ müderrislerinden botanikçi ali rıza bey, batum ve civarına bir gezi yapar. yörede bol miktarda üretilen çay, narenciye ve bambuyu anadolu’ya taşımanın yollarını arar. mevzu üzerinde derinlemesine tetkiklerde bulunur ve ‘şimali şarki anadolu ve kafkasya’da tetkikatı ziraiye’ adıyla yayınlar. nebatat bahçelerinde nümune çaylar yetiştirir ve parmağını özellikle “rize” üzerine basar.
    gel gelelim o günlerde enver - talat - cemal üçlüsü memleketi harbe sokarlar ve proje yatar.
    1880 muğla doğumlu zihni derin, muğla idadisi’ni bitirdikten sonra babası mehmet ali bey’i dinler, selanik ziraat mektebine gider. halkalı’da yükseğini de okuyup “mütehassıs” çıkar.
    yıllarca aydın, rodos, gediz ve simav’da orman müfettişi olarak koşturduktan sonra selanik ziraat mektebi’nde kimya, zirai sanatlar ve jeoloji öğretmenliği yapar.
    bilahare bursa sultanisinde ve muallime mektebinde tabii ilimler okutur, hatta bursa milli eğitim müdür vekilliği görevinde bulunur. evet zihni derin, ulu hakan’ın kurduğu mekteplerde okumuştur ama cumhuriyet de “mesleğinde derin” insanlara ihtiyaç duyar. nitekim onu “ziraat umum müdürlüğü” koltuğuna oturturlar.
    savaş sonrası anadolu çok perişandır, ticaret yoktur, sanat yoktur, sanayi hiç yoktur. haliyle iş güç ve para yoktur. zihni bey işinde erimiş bir ziraatçi olarak halkın refahını artıracak çarelere kafa yorar. özellikle doğu karadeniz’e çok takar. sahi batum’da yetişip yamaçlara yayılan çayın rize’de olmaması için sebep mi var? iklim aynı iklim, toprak aynı toprak...
    1923 yılında rize’ye gelir ve garal dağı yamaçlarında kolları sıvar.
    ardından batum’da ziraat enstitülerini, narenciye bahçelerini, çay fabrikalarını gezer, çaktırmadan fide araklar. bunları itina ile dikip yeşillendirmiştir ki ankara’daki iş bilmezler pişmiş aşa su katarlar. onu önce istanbul erkek, sonra nişantaşı kız ve vefa lisesine muallimliğe yollarlar. anadolunun değişik viyayetlerinde mektep mektep dolandırırlar.
    zihni bey emekli olunca tekrar yöreye koşar. silbaştan işe girişir ama bu kez başarmadan durmaz. halkımız 1937 yılından itibaren rize’de yetişen çayları yudumlamaya başlar. zihni hoca üstüne vazife gibi köy köy dolanır, “iki buçuk yaprak” inceliğini anlatabilmek için çok çaba harcar.
    konuya yıllardır ilgisiz duran ankara bu kez işi abartır, çayın dünya fiyatları ortada iken 15 kilo yaş çay yaprağına bir cumhuriyet altını verip (bu gün 267 kilo zor alır) dengeleri bozar. halk fındık ve narenciye bahçelerini söker, şuursuzca çaya başlar. artık kimse rize bezi dokumaz, efsanevi kendir kültürü yok olur gider, ortalıkta feretikocu meretikocu kalmaz. ne bakım, ne budama, kesimden kesime beş on gün çalışır, bir yıl yatarlar. devlet çer demez, çöp demez, işleyemeyeceği çayı da alır, götürüp denize atar.
    “4223 sayılı kahve çay inhisarı kanunu” akla mantığa sığmaz. on ton çay üretseniz bile tek yaprağını saklayamazsınız, çayı ancak ve yalnız tekel satar.

    devletçi kafa
    aslında soldurma, kıvırma, mayalandırma, kurutma zor zenaat değildir ama devletçi kafa özel sektörü doğmadan boğar, rekabet olmayınca kalite de olmaz.
    mevcud siyasetçilerden ümidini kesen zihni derin 1950 seçimlerinde bağımsız aday olur. ama kurt politikacılar onu kolayca harcarlar.
    rizeliler 1964 çay sezonunun finaline zihni hoca’yı da çağırırlar. ancak çalışma bakanı bülent ecevit’in makam arabası geri geri giderken yaşlı ziraatçıya çarpar ve kalça kemiğini kırar. rontgenler, ameliyatlar, yatak hapisleri, koltuk değnekleri derken garibim sürünmeye başlar. o her ne kadar, “olur böyle şeyler, elbet geçer” dese de travmayı atlatamaz. hadiseden bir sene kadar sonra gözlerini hayata yumar.
    çay, kahvaltılarımızın demirbaşı, dost meclislerinin olmazsa olmazı. onsuz iki lafın beli bile kırılmaz.
    evet, ince belli bardaklarla yudumladığımız yakut renkli çaylar yorgunluğumuzu alıp gider ama zihni derin’i birkaç yaşlı rizeliden başka kimse tanımaz.

    kaynak: iz bırakanlar
  • türkiye topraklarının çayla tanışmasında en büyük emeği olan zat. muhtemelen o ve ekibi olmasaydı, şimdi rize çayını içemiyor olacaktık. ilginçtir ki, rizeyle özdeşleşmiş olan çayı rizeyle tanıştırmasına rağmen 1950 seçimlerinde "bağımsız" olarak girdiği milletvekili seçimlerinde meclise girememiştir. onun yerine topçular aday olmuş ve girmişler: (bkz: osman kavrakoğlu, zeki rıza sporel)
  • her gün lıkır lıkır çay içiyorsunuz da şu mübârek adamın başlığına bir girdi yazmaya mı üşeniyorsunuz ey ahâlî? bir çay bağımlısı olarak çok ama çok müteşekkirim kendisine... hattâ şimdi bir tâne demleyeceğim.