şükela:  tümü | bugün
  • 2013 yılında büyük ilgi gören bol ödüllü ida filminin yönetmeni pawel pawlikowski imzalı polonya filmi. 2018 yılı yapımı siyah beyaz filmimiz, soğuk savaş döneminde değişik ülkelerde geçen bir aşk hikayesi.
    http://www.imdb.com/title/tt6543652/
  • cannes film festivali'nde en iyi yönetmen ödülü alan, enfes bir fragmana sahip, pawel'in yeni filmi.
    https://youtu.be/ujzdbu_pt58
  • 2018 yapimi pawel pawlikowski saheseri. ingilizce cold war olarak vizyona girmis durumda. 2. dunya savasi sonrasi polonya ve avrupa'nin durumu, bir kadin ve erkegin hikayesi ile o kadar iyi sergilenmis ki, film bittiginde kulagimda kalan polonya halk ezgileri, tek bir karede iliskiler uzerine omurluk birikim sunan detaylar icimde buyudu buyudu ve butun gece benimle gittigim her yere geldi. sinemadan ciktigimda bir filmden bekledigim tam olarak bu. o siyah beyaz her ani sanatsal muhtesem kareler, iyi bir kurgu, ince dusunulmus karakterler, diyaloglar, modernize edilmis halk ezgileri...

    filmde bir yerden sonra kullanimiyla biraz eskitildigini dusunsem de hala ara ara acip dinledigim ezgi ve fragman:
    https://www.youtube.com/watch?v=ujzdbu_pt58&t=2s

    - belki sonra daha uzun inceleyecek sekilde duzenlerim bu giriyi -

    --- spoiler ---

    filmin benim icin en carpici kismi, paris'te birlikte yasadiklari donem, zula'nin yabancilik ve yalnizlik cekerken, wiktor'un buradaki aciya yuzeysel ve soguk kalmasi ve zula'yi zula yapan seyleri pazarlamaya calismasi ( iyi niyetle de olsa, guya paris'e tutunuyorlar ) ve sonunda zula'nin bir gece "sen polonya'da erkektin, burada degilsin" demesi... nedense filmin bu kismi cok etkileyici geliyor ve sonrasinda wiktor'un sectigi yol... kadinin da erkeginde her donem gidip gelmeleri, ikisinin de her donem iliski icin farkli farkli cabalar ortaya koymasi ve her seferinde ortaya cikan dram, arka planda avrupa'nin hali....

    --- spoiler ---
  • 88 dakikalık, 2018 yapımı film. 7 / 10.

    "drama , music , romance" etiketleri biri diğerinin önüne geçmeyecek şekilde ancak bu kadar naifce süzülebilirdi sanırım. pawel pawlikowski biçim olarak orijinal ve çok özenli hazırlanmış romantik bir zaman yolculuğuna çıkarıyor bizleri. üstelik lafı hiç uzatmıyor hatta ilk yarıda "aşıklarını" minumum düzeyde konuşturup bu yolculuğu da pek müdahale etmiyor. ilişki ikinci yarıda şiddetini kazanıyor ama bütün avrupanın fırtına ardı düzelme-geçiş çabalarını da resmederken diğer renklerin (ya da renksizliklerin) önüne de geçmiyor.

    filmin ilk yıldızı pawlikowski'nin stili, ikinci yıldızı ise kendine has büyülü havası ve doğal oyunculuğu ile 1982 doğumlu polonyalı oyuncu joanna kulig . görülmeli, tanık olunmalı.
  • soğuk bir kış gününde botlarım su geçirmiş de farkına varmamışım gibi hissettiren film. garip bir tanım oldu bu farkındayım ama gerçekten kış mevsimini yaşayanlar bu dediğimi anlar muhtemelen. eve gelip botları çıkardığında fark edersin çoraplarının ıslandığını, ayaklarının kırmızıya kestiğini.
    soğuk savaş, cold war ya da zimna wojna da tam olarak böyle hissettirdi işte. filmi izlerken fark etmediğim bir soğuk sardı her yanımı. kaç saattir de ısınamadım bir türlü.
    --- spoiler ---

    filme dair en çok sevdiğim nokta, son sahnede zula'nın "diğer yamaca gidelim oranın manzarası daha güzel." demesiydi. yaşamları boyunca hiçbir zaman bir taraf seçemeyen, bir tarafa ait hissedip huzurlu olamayan bu çiftin en sonda da böyle demesi, sahnenin tüm duygusallığına rağmen ufak bir kahkaha atmama neden oldu.

    bir de, zula sadece wiktor'la, wiktor da sadece zula'yla evlendi. kayıtlara böyle geçsin lütfen.

    --- spoiler ---

    son olarak filmde geçen tüm ezgilere hayran olsam da özellikle şu eserin yarattığı rüzgar içime içime işledi. oy oy oy.
  • şahane film ya. şahane. hem büyülendim hem de tüylerim diken diken oldu. çekimler çok etkili, melodrama öğesi şarkılar yerel seçilmiş ama o kadar etkili ve güzel seslendirilmiş ve kullanılmış. hastası oldum ya filmin. yılın en iyilerinden. çok net.
  • --- spoiler ---

    film, la vie en rose’un daha güçlü 2 karakter ve daha acımasız gerçeklerle işlenmiş polonya versiyonu gibi. filmin en güzel anı zula’nın viktor’u ölene kadar seveceğini söyledikten sonra sscb döneminde onu ispiyonladığını söylediğinde viktor’un onu terk etmesiyle arkasından ağlamak yerine nehire atlayıp şarkı söylemesiydi. kadın karakterin hem deli gibi sevip hem de gidiyorsan git diyecek kadar güçlü işlenmesi annesinden ilham almasından kaynaklı biraz bence. yoksa kadının sevme derecesini göz yaşıyla ölçüyoruz toplumsal kod olarak.

    --- spoiler ---
  • doğu avrupa tarihinin ikinci dünya savaşından sonraki seyri bir ilişki üzerinden çok güzel anlatılmış. bol müzikli bi filmdi ve özellikle doğu avrupa halk müziklerinin olduğu bölümler ayrı hoşuma gitti. ben ida'dan daha çok beğendiğimi söyleyebilirim. başroldeki joanna kulig de yer yer jennifer lawrence'ı hatırlatıyor ama kesinlikle ondan daha çekici.
  • gorsel yetisi duygusal derinliginin onune cikmis film sahsi kanaatimce. belki ida’dan ve cannes odulunden mutevellit beklentilerim cok yuksekti. belki yonetmenin anne babasinin hikayesinden esinlenmesi oruntuyu kitledi, belki zaten bu kadar kopuk ve atlayisli bir his vermek istedi, bilemedim. ama sanki alti doldurulmamis anlik sahnelerle dolu bir film gibi geldi.
    4:3 oraniyla, siyah beyaz renkleriyle, dogu blogu estetigi ve muzigiyle, polonya cografyasinin bazen sert bazen yumusak peyzajiyla gorsel olarak gayet doyurucu oldugunu kabul etmek boynumuzun borcu. filmde en egreti gelen sahnelerse cheesy paris jazz club sahneleri sanirim.
  • aslinda soylenenlerin aksine aşk gitmeye engel degil. aska en keskin duygulari halleri davranislari eklemek askin özune hoyratligina uygun. bağımlı ilişkilerle aşkı karıştırmamak gerek. her karesiyle bu keskin ayrımın en güzel anlatıldığı filmlerden biriydi sanirim soğuk savaş. güçlü bir kadın üzerinden aşkın halleri gitmeleri şiddeti gururu tutkusu...ve akılda kalacak en önemli detaylardan biri de hatta belki de en önemlisi filmin müziği buyrun:

    https://youtu.be/ujzdbu_pt58