şükela:  tümü | bugün
  • hayatta birbirine zıt olan kavramların aslında bir o kadar birbiri ile uyumlu olması durumu efendim. birkaç örnekle taçlandırmak istiyorum:

    gece ve gündüz.

    mükemmel uyumlu zıtlıkların başında gelir benim için. zira birinin başlayıp diğerinin bittiği o günün kızıl saatleri... güneş bizi uyandırıp toparlayan; ay ise gizemlerin, sırların biriktiği bir gezegen gibi. hayatın tam içinden aynı zamanda doğanın efsane uyumu.

    elbette kadın-erkek

    birbirine hem görüntü hem düşünce daha birçok özellik bakımından bu kadar zıt olan varlıklar aynı zamanda büyük bir puzzle'ın kaybolan iki parçası gibi değil mi? bir araya geldiğinde her şey tam oluyor sanki. diğer türlü de hep bir parça diğerini arıyor büyük resmi oluşturmak için. zıt kutuplar birbirini çeker klişesine hiç girmiyorum.

    düş ve gerçeklik

    bi insanın hayal kurmadan yaşayamıyor olması ve gerçeklik içinde hayatına devam etmesi. gerçeklerin senaryosu yazılıyor bir nevi düşlerde. biri gerçek değil sözde ama gerçeklere ışık tutan en önemli şeylerden, hem de yüzyıllardır...

    ilkel ve çağdaş

    dünya ne kadar ilerlerse ilerlesin her daim içinde ilkellik kalacak, kalmalı da. dünya bilim kurgu filmlerinde gösterilen bir teknolojiye ulaşsa dahi insanın bir yanı her zaman ilkellikte huzur bularak nefes alacak. aynı şehirden tam olarak kopamayıp arada bir de nefes almaya kaçmamız gibi. modernlik ilkellikle var oluyor neticede.

    cesaret ve korku

    ne güzel blöftür şu ikisi. evet tam olarak bir blöf. biri olmazsa diğerinin hiçbir anlamı yok. korku olmazsa cesaretin değeri kalır mı ki? herkes cesur olursa ne farkı kalır insanın insandan. ya da cesaret olmazsa korkulur muydu bir şeylerden? sanmıyorum.

    eksik ve fazla da böyle.

    en acımasız dengelerden birisidir bu bence. tüm dünyanın dengesini bir anlamda bu acımasız zıtlık destekliyor. biz de eksik olanın peşinden giderken bazen de fazlalıklardan dem vuruyoruz. her şeyin fazlası zararken eksiği de yetmiyor. daima bir döngü var.

    acı ve tatlı. olmazsa olmaz.

    ne isotlu bir kebaptan ne de frambuazlı pastadan vazgeçemem. hangisi olsun derseniz her zaman ikisini de ayrı zamanlar için yine de isterim. işin soyut kısmı da öyle. "en güzel günümüz böyle olsun" derken bile acıya bir sınır koyarız. soyut kısmı şöyle dursun, şu iki tat olmazsa olmaz ki.

    hız ve yavaş mesela.

    hayatın içinde daima hızlı veya durgun olmanın imkanı yok. bu iki kavram birbirini öyle güzel dengeler ki, hayatın virajlarını alırken hızımızı keser ve sakin kalarak sorunları çözeriz. bazen eğlencenin dibine vururken bazen de battaniye altında günler geçirebiliriz.

    daha aklıma gelmeyen birçok zıtlığın uyumunu barındırıyoruz yaşamda. tüm dünya bir dengeden ibaret. bir şeyin zıttı olmadığında o şeyin bir anlamı kalmıyor. zıtlıklar birbirine geçen zincirler gibi. bana göre de bir o kadar keyifli.

    iyi ki varlar.
  • spiritüeller için gelsin; (bkz: yin yang)
    materyalistler için gelsin; (bkz: manyetizma)
  • ekmeküstü sana yağ ve nutella ikilisi sebebiyle katıldığım tespit. o kadar uyumlular ki ekşici fularımı takmadan yiyemiyorum. *
  • neden balık burcu insanından iyi sanatçı çıkar biliyor musunuz?
    balık burcunun temsili "farklı yöne giden iki balık"tır
    bu burca sahip insanlar bir yandan "ak" derken, bir yandan da "kara" derler.
    içlerindeki bu zıtlık, hiçbir şeyin salt doğru olamayacağını onlara öğretir, onlar da sürekli bir sorgulama içerisine girer. böylece ufukları genişler
    sanatsal yetenekleri olmayan balıklar ise, hayatları boyunca ne ileri ne de geri gidemeyen insanlardır. tabi bu konu ayrı, bunu balık burcu konusuna yazalım.