şükela:  tümü | bugün
  • bir alevi dedesi zöhre ana hakkında "ölürse bi kaç milyon alevi sokaklarda eğlenir, garanti veriyorum" der.
  • viyana karlsplatz metro duraginda gumus taki filan satan dukkanin adi.
    soyle de bir sey:
    http://www.opernpassage.co.at/…na-silberschmuck.jpg

    bir de teyzenin 80lerde kalma oldugunu dusundugum bir fotografi vardi vitrinde kocaman asili ama onla alakali bir gorsel bulamadim.
  • zöhre ana hiçbir şekilde din, dil ve ırk ayrımı gözetmeyen, yaşlısı genci, zengini fakiri, ayırmadan bütün insanlığa bir nazardan bakan, mustafa kemal'in yoluna ve devrimlerine gönülden bağlı bir kişidir. 1982 den bu yana karşılığında hiçbir talebi olmaksızın kendisine gelen insanların her türlü derdine deva olmaya çalışmaktadır. aynı zamanda ehlibeyt yolunun güzelliklerini her daim dile getirmekte ve insanlığı inanca ibadete davet etmekte, içki kumar gece hayatı vb. aile hayatını bitiren kötü alışkanlıklardan uzak tutmak için çaba göstermektedir. bilime ve eğitime çok önem vermekte olup öğrencilere burs vermektedir. dernek binasında herkesin gidip yararlanabileceği aş evi düğün salonu toplantı salonu ziyaretçi salonu kermes kurban kesim yeri kütüphane cenaze hizmetleri vb. olmak üzere toplum için birçok olanak sağlamaktadır (http://www.zohreana.com/hizmet-binamiz). türkiye üzerinde saymakla tükenmeyecek çaba sarfeden zöhre ana hakkında tüm bu emeklere rağmen kendisini tam olarak tanımayan veya onun ögretilerinin kişisel çıkarlarına zarar vereceği düşüncesinde olan kişilerce haksız eleştirilere maruz kalmaktadır. ama unutulmamalıdır ki, güneş balçıkla sıvanmaz. allah doğrunun yanındadır.

    http://www.zohreana.com/
    http://www.zohreanaforum.com/
    http://www.acikkapidernegi.org.tr/
    http://zohreana.web.tv/
  • ankara'da faaliyette bulunan bir din bezirganıdır. bu mübarek kişiliğe nasıl ulaştığını da şu sözlerle açıklamış:
    güler misin, ağlar mısın.

    not: aleviliğe saygı ve sevgimiz sonsuzdur, o başka.

    --- yüksek oranda saçmalama içermektedir ---

    "ailemde ve çevremde kesinlikle ne dedelik, ne ebelik mevzuu vardır. ne de hacılık, hocalık... ben bunları hiç görüp öğrenmedim… 1982 yılında tam 10 kasım günü ilk belirti başladı. perşembe günüydü. saat 16.00 - 17.00 sıralarıydı oğlum okuldan gelmişti. ona ders çalıştıracaktım . tam lambayı yakarken birkaç günden beri duyduğum, ama kimseye söyleyemediğim sesleri duymaya başladım. sanki içerde biri vardı. ama göremiyordum. aramaya başladım. lambayı yakarken her yanı yeşil duman kapladı. ben evin içinde nur olduğunu bilmiyordum. nuru görüyorum, ama evi de görüyorum. soba çok yanıyor diye koşup kucakladım. soba yerindeydi. beni yakmadı. birden anladım. bir besmele çekip iki dizimin üstüne oturdum. o nur, duman olup gökkuşağı gibi renklerle duvarlara serpildi. soba yerindeydi, çocuklarım hayretle bakıyordu. kendimi toparladım. onların yemeğini verdim...
    aynı gece, yani perşembe gecesi sabaha karşı 05:30 sıralarıydı. hatta saatime baktım. unutamıyorum. tam beşi yirmi geçiyordu. yine uyandım. evin içinde olduğumun farkındayım, ama hacı bektaş-ı veli dergahı olduğunu da görüyorum, evdeki masayı da görüyorum. bir taraftan da bir dergah görüyorum. masayı tutuyorum. demek ki rüya aleminde değilim. o anda bir mübarek başıma dikildi. bana bir lokma verdi. hurma sandım, meğer et lokmasıymış. iki parça yedirdiler. beni semaha gönderdiler. kırklar semahı’na. ismini söyledi. ‘bana gül baba derler, ama asıl ismim yusuf ziya’dır’, dedi. ben de ‘peki dedim, hacı bayram’daki, yani camideki evliyalar kim?’ diye sordum. orada yatanların mürşid-i kamil, kamil-i mürşid-i veli olduğunu söyledi. diğerleri gelsin, kendilerini sana kendilerini tanıtsın dedi. der demez kayba girip kayıp oldu. kendimi toparlayıp kalktım. beyimi uyandırdım, anlattım. önce anlayamadı. ama yatar yatmaz gül baba yine geldi;

    ‘sen dünya çapında duyulup yayılacaksın. sevenlere, sayanlara, darda kalanlara, biz buraya dergâh açıyoruz. gelenlere de şifa vereceksin’ deyip yine kayboldu.

    sabah kalktığımda sevinçten vücudumda bir dinçlik, o zamana kadar yaşamadığım bir hafiflik hissettim. sonra aile yakınlarıma, anneme, babama ve kardeşime de anlattım. … onlar kuşku içinde benim hasta olup olmadığımızı gözlerken, bende ufacık bir baş ağrısı, diş ağrısı göz ağrısı bile yoktu. hiç kaşıntım kalmamıştı. eski günlerimden daha rahattım, üstelik iki üç günde bir sabaha kadar beni uyutmaz oldular. hoca, minarenin 05:30 ‘unda okurken, gerçekler de dersten çekilirlerdi. böyle bir ay devam etti"

    --- buraya kadar sabredip okuyana cennetten arsa var ---

    kaynak
  • kendisi pir-mir değildir. yarın çıkıp kendimi yaşayan en küçük alevi piri ilan etsem en az kendisi kadar alevi piri olurum(düşünün artık meşruluğunu). kendisinden aman dileyenler ise tek kelimeyle cahildir(alevi de olsa) o yüzden başlığı altına gelip kendisi üzerinden alevilere sallayanlar bilsin ki bu mezhepte ''ben dede, pir oldum hadi arkamdan gelin müritlerim olun'' demek ''ben hoca, cübbeli oldum hadi arkamdan gelin'' demek kadar kolay değildir.
  • alevi üfürükçüsü.
  • sistemin açığını bulmuş bir teyzedir.
  • (bkz: heterodoksi)
  • alevi toplumunun hatırı sayılır bir kısmı tarafından sevilmeyen üfürükçü.
  • alevilikte inançsızlığın doruk noktalara ulaştığı bu dönemde, dedelerin cemevlerine kadar içki sokması, türbe başlarına gidip rakı sofralarının kurulduğu ibadetin yerine nefis çıkarlarının öne çıktığı ve düğün salonları vb. eğlence merkezlerinde semah gibi kutsal bir ibadeti bir gösteri havasında sergilendiği, atatürk'ü alevilerin kalbinden söküp atmak isteyenlere çanak tutan kendini alevi önderi olarak gören insanların bu yanlışlarını ortaya döktüğü için bazı insanlarca sevilmeyen yaşayan alevi piri.