şükela:  tümü | bugün soru sor
  • sessiz sakin bir gece, evinizde kendi halinize oturuyorsunuz. birden bir uğultu başlıyor, arkasından da çığlıklar... iftar çadırındaymışsınız gibi bir ses cümbüşü sarıyor sokakları, hapur hupur, şapur şupur ısırık sesleri. kim kime dum duma bir ortam. pencereden bir bakıyorsunuz, karşıdaki tekel bayi lise kantini gibi. ama çift kaşarlı tost için, ayran için değil de hüseyin abi'nin kendisi için savaşılıyor; aman böbrekler benim, aman aşil tendonu senin...

    eh, fark edebileceğiniz üzere bir zombi istilası içindesiniz. umutsuz musunuz? şu ana kadar, belki. ama bundan sonra değil...

    * ilk olarak taktik önemli... şimdi herkesin bildiği gibi zombiler beyin sever... sakatata da meraklıdırlar kabul, ya da baldırlarınızdan da dişlemek isteyeceklerdir ama, beynin yeri onlar için bambaşkadır. soğanın cücüğü, kağıt helvanın ortası, yoğurdun kaymağı gibi bir şeydir beyin zombiye.
    diyelim ki zombiler sizle beraber birkaç kişiyi daha köşede sıkıştırdı, bacaklarını sürüye sürüye üzerinize doğru geliyorlar. napacağız? kaçacak mıyız? yanımızdaki insanları üzerilerine mi iteceğiz, yoksa savaşacak mıyız? cevap: hiçbiri. hemen konuşmaya başlıyoruz:
    "çok bad bir situationdayım filan ama aramızda kalsın, ya var ya zombiiiie, bu ayakkabıların yıkılıyooa... geçen gün aynısından gördüm, 400 yetale... ay yoksa milyon muydu? kaç sıfır atmıştık? amaaan canım ne fark eder, serdar ortaç'ın da dediği gibi topu topu 7 nota var kaç ayrı beste yapılabilir ki di mi yane? bak bu yandaki arkadaş atom mühendisi, şu diğer yanımdaki de genetikçiee.."

    zombilerimiz napıyor? sizi patates kızartması tabağındaki ketçapın içine bulanmış patates gibi sona bırakmak üzere diğerlerinin üzerine yürüyorlar. kendilerine afiyet olsun diyip, sıvışıyoruz. meraklanmayın, pek ağızlarını sulandırmadınız.

    * ikinci olarak sığınak bulmanız lazım. penceresi olmayan bir oda bulacaksınız. pencereyi ister tahtayla, ister 4 santim kalınlığında çelikle kapatın, zombilerin yine de pencereden girecektir. duvarlar istediği kadar ince olsun, malzemeden çalınmış olsun, zombi dediğin penceden girmeyi sever, doğasında var. kapı bile ikinci tercihidir. kendinizi karton bir kutunun içine koyup kapağını kapatın, buz dolabının içine girin daha iyi. pencereler çok yanlış noktalar.

    * üçüncü olarak kendinize bir silah edinmeniz lazım. beyzbol sopası, pompalı tüfek, maşeta filan bunlar alışılageldik, denenmiş ve kısmen de olsa başarıya ulaşmış seçenekler. ama zombi var, zombi var... şahsen bir zombi olsam kendimi aşağılanmış hissederim üzerime baltayla gelen birini görsem, gider gıcıklığına ilk onun gıdığından bir ıstırık alırım. nasılsa ölüyüm zaten, ekarte edilmişim, kafamı koparmışlar ne fark edecek? halbuki elinde bir ericsson 388 olsa, sırf nev-i şahsına münhasırlığından ötürü salarım gider. sopanın, tüfeğin olmadığı yerde takoz telefonlar, güdümlü anne terlikleri, topuklu ayakkabılar, kara tahta silgileri... olur bunlar hep.

    * diyelim ki sevdiceğinizi, aşkınızı, minnoşunuzu filan zombi ısırdı, siz de ısıran zombiyi gelenek üzerine ekarte ettiniz. ama biricik sevgiliniz "elim kanıyooaa, öp de geçsin..." dedi. "tabi hayatım öpeyim.." diyeceksiniz, ama çaktırmadan et satırını mı kaparsınız, yoksa yangın baltasını mı bilmem, sevdiceğinizin kolunu dirsek hizasından keseceksiniz. sonra da bekleyeceksiniz gözlerinde bir kanlanma, dudaklarında bir açlık, duruşunda bir canseverlik filan var mı diye. ona göre faturasını yazarsınız.
    yok zombi böyle kafasından ya da sırtından ıstırdıysa bunla da uğraşmayın, direk öldürün. zira konvensiyonel şartlarda canlı bir insan zombi olur genelde. öldürdükten sonra zombiye dönüşmezler pek.

    * mesele zombiyse, senaryoda güzel kızlardan biri erken, biri geç ölür. iki tane güzel arkadaşınız varsa yanınızda, daha iyi rol yapanın yanına yamanın. güzel olan ve kötü rol yapan erken ölür hep.

    * zombilere karşı sempatikleşmeyin. en nefret ettikleri şeydir bu, cidden söylüyorum. çürümüşler, ağızları yüzleri kaymış, balina gibi ses çıkarıyorlar. espri kaldırmazlar. teybe thriller koyup dans etmelerini beklemeyin mesela. sonunuz türk filmi gibi acılı olur.

    * bu taktiklerden hiçbiri işe yaramadı mı? amaaaan koyverin gitsin... ölümlü dünya ölümlü insan, ha alim olsan ha zalim olsan... hem o da eğlenceli, sokaklar geceleyin koşturuyorsun. böyle küçüklükteki gibi, yakartop, istop, yerden yüksek oynarmışçasına...
  • fikir sahibi olmak için planet terror seyretmek.
  • the mummy de imhotepe yardım eden düzenbaz elemanın yaptığı gibi en güzel yöntem kalabalığın arasına karışmaktır.
    - .....(kalabalık sessizce yaklaşır)
    - la gaç gaç
    - (arkaya doğru uzunca bakar)... hassiktirrr!!
  • fitilden çakmağa, kolyeden yüzüğe ne bulursanız atın cebe, nolur nolmaz.

    (bkz: resident evil)
  • en iyisi the invasion da nicole ablanın yaptıgı gibi aralarına karısıp onlardanmıs gibi davranmak sonra da tuymek.
  • zombiler beyin sever evet.. george w bush taklidi yapın..
  • http://www.zombiesarecoming.com/ adresinden konuyla ilgili daha detaylı bilgiler edinilebilir.
  • genelde en iyi taktik bile bir süre işe yarayacaktır. zombi istilasından kaçış yoktur. tam kontrol altına alınmışken, içeriden çıkan bir virüs tekrar tüm şehri, ülkeyi, kıtayı, dünyayı yazdığım sırada ele geçirir.

    burada sözün gelişi eğer omurgasız bir kişiliğiniz varsa, sinsi gibi güçlü olan tarafın yanında olmanız gerekir, yani zombilerin. ama bu yöntem de görüldüğü kadar kolay değildir. en iyi yöntem kısmen tanıdık bir zombiye gidip, koldan bir ısırık sunmaktır. tükmükle kan karıştığı anda ise tabanları yağlayın. böylece zombilerin en yakışıklısı, en güzeli olabilirsiniz. bu sayede dünya zombi güzeli/yakışıklısı seçilebilirsiniz. en azından organlarınız sarkmaz, kolunuz bacağınız yerinde kalır. yürüyüşünüz karizmatik olmaktan çıkacaktır ve sesiniz (daha önce tarif edildiği ve beni gülmekten koparan şekilde) balina gibi çıkacaktır ama o kadar hata kadı kızının zombisinde bile olur.

    not: ben kullandım ama siz sakın zombi kelimesini kullanmayın. zombi filmlerinde bu isim kullanılmaz. sanırım bu kural, otorite tarafından toplum içerisinde "ötekiler"in kabul edilmemesini simgeleyen bir alegori ya da değil. (yazıyı da sinsi gibi böyle siyasal mesajla bitiririm)