şükela:  tümü | bugün
  • susan forward ve craig buck'ın yazdığı orjinal adı toxic parents. -overcoming their hurtful legacy and reclaiming your life- olan kitap.

    bu kitabın nasıl elime geçtiği ve ne kadar faydalı olabileceği ile ilgili daha kitabın yarısını okuyarak düşündüklerim.

    her yetişkin ailesi ile sorunlar yaşıyor, bu sorunlar genellikle kontrol edilme üzerine olur. aileler çocuklarını oldukları gibi kabul edemez ve onları kendilerinin bir uzantısı olarak görür. bu bazen insanı bir çıkmaza götürecek hale gelebilir. bazen bu sorunun sebebini ailemiz olarak da göremeyiz. bazen sorunu hiç göremeyiz. çünkü kontrol ediliyor olmak, küçükken yaşanan/yaşatılan problemler ile şuan yaşadığımız hayat arasında bir bağlantı kuramayız.

    bizler ailelerimizin mükemmel olduklarını düşünerek büyüdük. buna inanmak istersin ve çocukken başka bir şansın olmadığı için inanırsın. ailede gördüklerini normal olarak algılarsın ve o şekilde kabul edersin. çocuklarda sorgulama duygusu gelişmediği için bunları benimser ve daha sonra önüne çıkartacağı müthiş problemleri göremez.

    var olan bir çatışma durumunda görebiliyorsun fakat öncesinde nasıl bu hale geldiğini açıklayacak bilgi ya da düşünme şekline sahip değilsin. mükemmel olduğunu sandığın bir dayanak olan ailen birden bire karşında senin mantığına aykırı ve tamamen yanlış düşüncelerle duruyor. bu bir tramva olacaktır mutlaka. şu zamana kadar öğrendiğin, bildiğin, insan ilişkileri üzerine olan düşüncelerinden tut kendi düşüncelerin sandıkların, kendi seçimin sandıkların, kendi iraden sandığın, kendi karakterin sandığın her şey bir anda yıkılabilir.

    senin yerine başkası hayatını yaşıyor hissine kapıldığında kriz yaşanabilir. çünkü bütün o kurduğun mantık temeli yıkılmıştır. ve tüm hayat üzerinde paramparça bir halde duruyordur.

    öncelikle bazı doğruları değiştirmek ve bunları sağlamlaştırmak için altta yatanları kaldırman, yıkman, yok etmen gerekiyor. bir yetişkinin bunu yapabilmesi çok zordur. sabır ister, ve sana yol gösterecek birisini istersin.

    ben tam olarak ne yapacağımı şaşırmış, kafam şu zamana kadarkinden çok daha fazla karışmış, bir sinir krizi ve yıkım geçirmiş bir halde kendime bir yol arıyordum. şu zamana kadar bakış açımı, mantığımı, düşünme şeklimi eğitmiş ve eğitmeye çalışmakla hayatımı geçirmiş olsam bile bazen öyle bir şey karşımıza çıkıyor ki, ben de gerçekten tüm yollar kapanmış ve çıkmazda hissettim. işte bu genellikle aile ile ilgili oluyor. benim hep öyle oldu.. çünkü bizler atasözleri olsun, dini inançlarımız olsun, geleneklerimiz olsun hep "aileler haklıdır" ile büyüdük. her zaman onlardan farklı düşünmekten korktuk ve korkutulduk. eğer onların istemedikleri bir şey yapmaya kalkarsak da cezalandırılacağımıza, başımıza kötü şeyler geleceğine inandık. ve bu hislerin altında eziklik hissetmek yerine bunun doğru bir denge olduğuna inanmayı seçtik. yani ailelerimizin dediklerini, düşüncelerini, inançlarını sorgulamadan yüzde yüz doğru olarak aldık. ve mükemmel olduklarına inandık. işte ben bunun böyle olmadığını çok acı bir şekilde görebildim. ve hayatımda ilk kez sorgulama anına bu kadar aniden ve derinden girdim. işin içinden çıkamazdım ki internette bana yardımcı olacak bir şeyler aradım. buldum da.

    kitaba başlama sebebim şafak nakajima bu yazıyı okuyan ve ortak sorunlar yaşayan insanların kendisini araştırmasını ve bulmalarını, en azından özgeçmişini ve yazılarını okumalarını isterim.

    kendisi bana sorunlarımı anlattığım zaman yaklaşık bir saatlik konuşma içerisinde verdiği tavsiyeler, yol gösterimleri dışında bu kitabı okumamı ve birlikte tartışacağımızı söyledi. kitaba olan inancım daha kitaba başlamadan var olmuştu fakat kitabı okumaya başladım, yarıladım ve bıraktım. zira düşünecek çok fazla şey veriyor, aşırı yükleme yapmak istemedim zaten düşünmekten yorulmuş beynime. bana kattıkları, düşündürdükleri, beynimde kapalı kalmış kapıların ardındakileri göstermesi inanılmaz.

    aileler ile sorun yaşarız. fakat bunun sorun olduğunu bile bilmeyiz. suçluluk duygusu hissederiz, çünkü bunu bizden hissetmemiz beklenir, ailelerimizi mutlu etmek için yaşarız onların onaylarını alamazsak asla mutlu olmayacağımıza inanırız. onlar gibi olmadığımız için kendimizi yer bitiririz. ya da sağlıklı bir ilişkimiz yoktur. alkolik ebeveynler ve bunların hayatımıza açtığı derin yaralar. kontrolcü aileler ve bunların açtığı yaralar.

    bazı yaralar ne yazık ki çok uzun zaman kapanmıyor. senelerce onları sarmakla uğraşıyoruz. bu kitap bunun için bir yol gösterici oldu bana. aileleri iyileştirmek, düzeltmek, değiştirmek yerine; onları anlamak, benimsemek, kendini değiştirmek ve var olan rahatsız edici dengeyi değiştirip kendine sınırlar çizebilmek için yazılmış bir kitap.

    bu konularda ne kadar sorunlu bir millet olduğumuz çok açık. kitapta kendine yol bulacağına emin olduğum bütün insanlara önerdim, buradan da yazıyorum sorunlarınız varsa, zor bir ailede büyüdüyseniz ve sorunlarınız yoksa bile ilerde hayatınızı etkileyecek derecede etkilerinin çıkacağını düşünüyorsanız, zaten eğer düşünmüyorsanız fakat ailelerinizle kötü anılarınız varsa bile bu kitabı okuyun. iyi gelecek.

    kitabın arkası da şöyle:

    her birimiz küçükken anne-babalarımızın içimize ektiği zihinsel ve duygusal tohumlarla büyüyoruz. kimi ailelerde bu tohumlar sevgi, saygı ve bağımsızlık kaynağı olurken, ne yazık ki birçok ailede tohumların arasında korku, yaptırım ve suçluluk duyguları da bulunuyor. bu tohumlar biz büyüdükçe filizleniyor ve yetişkinlik hayatımızda duygularımızı, davranışlarımızı, dolayısıyla başkalarıyla kurduğumuz ilişkileri etkiliyor. kitap, küçükken anne-babaları tarafından fiziksel, duygusal ya da cinsel tacize maruz bırakılan, korku ve suçluluk duygularıyla büyütülen ya da bakımları sağlanmayan yetişkinlere, hayatlarını yeniden kazanmanın kapılarını aralıyor.

    çocukken anne veya babanızdan korkar mıydınız? anne veya babanıza karşı öfkenizi ifade etmekten çekinir misiniz? anne veya babanızla fikir ayrılığında olmak sizi endişelendirir mi? anne-babanız size hâlâ çocuk muamelesi yapıyorlar mı? birine çok yakın olduğunuzda canınızı yakacağını veya sizi terk edeceğini düşünür müsünüz? bu ve benzeri sorulara olumlu yanıt veren yetişkinler, kitapta anlatılan vakalar sayesinde onlara acı veren duygularıyla yüzleşecek ve önerilen çözüm yollarıyla hayatlarını bu duyguların olumsuz etkisinden arındırıp hasar gören özsaygı ve özgüvenlerini yeniden kazanacaklar.

    dünyaca ünlü bir terapist olan susan forward’ın craig buck ile birlikte yıllar süren deneyimlerine dayanarak hazırladığı zor bir ailede büyümek, günlük hayatları, anne-babalarının geçmişte sergiledikleri yıkıcı davranışların etkisinde, hatta kontrolü altında olan yetişkin çocuklara yardım etmeyi amaçlıyor.
  • alaninda iyi bir kitap. kitabin ilk yarisi zor bir ailede buyuyenler icin sorunlarin ismini koyuyor, bir yapiya oturtuyor, baska bir deyisle teshis koyuyor. ikinci yarisi ise daha cok bundan sonra ne yapilabilecegi ve neler olabilecegi ile ilgili. salt teshisle kalmayip ikinci yariyi tamamen yapilabileceklere ayirmis olmasi cok iyi, bu vaadini tek basina yapamiyor (ve sadece bir kitap olmasi yuzunden yapamayacak) olmasi kotu. yazar sik sik bu kitap ile beraber terapi destegi de alin diyor, ancak turkiye'de genel saglik hizmetlerine erisim ne kadar ki psikoloji'ye erisim olsun. olsa boyle mi olurdu bu ulke zaten. herkes ofkeli, herkes gergin, herkes kaygili. cocuklar da karambole buyuyor bu korkulu, kaygili, boktan ortamda. neyse gundem sizdi yine dusuncelerime, kitaba doneyim.

    kitap soyle basliyor:

    "toksik anne babalar kimlerdir?

    yetersiz anne-babalar: surekli kendi problemlerine odaklanip cocuklarini kendilerine bakan "kucuk anne-babalara" donusturenler

    kontrolculer: cocuklarinin hayatlarina, manipulasyon yoluyla, sucluluk duygusu yaratarak ve yardim amacli da olsa cok fazla karisarak yon verenler

    alkolikler: gerceklerden kacan, duzensiz ruh durumlariyla bogusup ezilen, bagimliliklari yuzunden anne-babalik gorevlerini yerine getiremeyenler

    sozel tacizciler: cocuklarini sozleriyle doven; alayli, igneleyici ve kucumser yorumlar yapan, onlari devamli asagilayarak demoralize eden ve ozguvenlerini calanlar

    fiziksel tacizciler: iclerindeki derin ofkeyi kontrol edemeyerek kendi davranislarindan cocuklarini sorumlu tutanlar, onlari suclayanlar

    cinsel tacizciler: ahlaksizca cinsel tacizde bulunarak ya da gizlice bastan cikartarak cocuklarinin masumiyetini calan ve bu sekilde onlara en buyuk ihaneti yapanlar"

    iste bunlardan en az birinin sizin ailenize uydugunu dusunuyorsaniz siz toksik bir ailede buyumussunuz demektir diyor yazar. bir yontem olsa da olcebilseydik turkiye'deki toksik aileleri, yuzde kac cikardi cok merak ediyorum. korkunc yuksek muhtemelen. bu kitabin iyi yani, yalniz olmadiginizi, garip olmadiginizi ve yetiskin hayatinizda cikis yolu bulabileceginizi gostermesi. bir yerinde aile sirri diyor, bu toksik durumlar genelde bir aile sirri haline gelir, disarida, ya da baskalarinin yaninda aile bireyleri hicbir sey olmamis gibi, normal bir aileymis gibi davranir, bu sessizligi bozan cezalandirilir, bu nedenle cevrenize aciklayamayacaginiz durumlarda cevrenizle olan baginiz da kopar diyor, bir nevi yalnizlasma ve ailenin ice durulmesi. iste bu durum yuzunden de ailenin garipligi kimse ile paylasilamayan seyler olabiliyor, ofke nobetine tutulan ebeveynler, alkolikler, tacizciler, kol kirilir yen icinde kalir diye rezalet bir lafimiz da var konu ile ilgili. iste bu kapalilik cikis yollarini da kapatiyor. bu nedenle, cevrenizle paylasamadiginiz icin yayginligini bilemediginiz sorunlari, boyle kitaplar okuyarak daha iyi cozumleyebilir, cozmeye yonelik gerekli adimlara bir yerden baslayabilirsiniz. kitap'tan bir sozle bitireyim:
    "cocuklugunuzda basinizdan gecenlerden siz sorumlu degilsiniz, ama geleceginiz icin bir seyler yapabilirsiniz."
  • "çocukken başımıza gelen olaylar bizim sorumluluğumuzda değil, ancak yetişkin hayatımızda yaşadığımız olayların çocukluk yaşantımızla bağlantısını fark edip şifalandırmak bizim sorumluluğumuz."

    anne babayla barışmadan, onları ve seçimlerini kabullenip onurlandırmadan hayat düzene girmiyor acı ama gerçek.

    aydınlatma yasatan kitap
  • -yetişkinliğinizden beri kendinizi hep aynı kısır döngünün içinde bulduğunuz oldu mu?
    -ne yaparsanız yapın her seferinde dönüp dolaşıp geldiğiniz nokta hep aynı mıydı?
    örneğin; ilişkileriniz hep kısa süreli ve karşınızda her yönden farklı birileri olsa da sonu hep aldatılma, terk edilme, maddi manevi sömürülmeyle mi sonuçlandı?
    -bir şekilde tüm ilişkilerinizde kendinizi bilerek ya da bilmeyerek sabote ettiğinizi fark ettiğiniz oluyor mu?
    -yaşadıklarınız yüzünden sürekli sorumluluğu üzerinize alıp kendinizi ezip suçluyor musunuz?
    -günün sonunda kendinizi sürekli değersiz, yetersiz ve işe yaramaz hissediyor musunuz?
    -peki, kendiniz de dahil olmak üzere herkese ve de her şeye karşı öfkeli ve anlayışsız mısınız?
    -özellikle kendinize duyduğunuz gıcıklık ve öfkeyi salıp ne haliniz varsa görmek istediğiniz oluyor mu?

    bu soruların çoğunluğuna cevabınız evetse, sizin için üzgünüm ama bu kitabı okumaya ihtiyacınız var.
    bu kitabı okuyunca hayatınız değişecek, yukarıdaki soruların cevabı ertesi gün hayıra dönecek demiyorum. ama her şey için hayırlı bir başlangıç yapabileceğinizi anlayacaksınız. inanın bana yalnız olmadığınızı göreceksiniz ve neden hep böyle hissettiğinizi çok iyi anlayacaksınız. kök nedenleri görüp bunları değiştirmek için ne yapmanız gerektiği hakkında fikirleriniz olacak, en güzeli kendinizi çaresiz ve umutsuz hissetmeyeceksiniz. çünkü biliyorum; böyle hissetmeye devam etmek demek; umutsuzluğa batmak, kapkara bir huzursuzluğa bürünmek ve gelecekten umudunu kesmek demek. yaşama motivasyonunu ellerinle baltalamak demek.*

    peki, terapist susan forward'ın yıllarca danışanlarıyla yaptığı görüşme ve terapiler sonrasında kaleme aldığı bu kitabı, tam olarak ne anlatıyor?

    özellikle kişilerin yetişkinliğinde yaşadığı problemlerin çoğunluğunun çocukluk ve ergenlik döneminde aile içinde yaşadığı travmalardan kaynaklandığını ve gelişme çağında ebeveynler tarafından sergilenen bu yıkıcı tavırların kişinin bilinçaltında biriktirilerek, yetişkinliğine kadar taşındığını anlatıyor.

    genellikle çocuklarına karşı böyle yıkıcı davranan anne-babaları toksik aile olarak adlandırıyor. çünkü toksik kelimesi, genel olarak zararlı kimyasal maddeler için kullanılır ve insan sağlığına kalıcı hasarlar verebilir. toksik aileler de böyle işte! çocuklarına bilerek ya da bilmeyerek zarar verirler. ve toksik aileler 6 farklı gruba ayrılıyorlar.
    ben de, sırf benimkiler acaba hangi gruba girer merakımdan okudum bu kitabı. aslında bir kategori buldum ama çok da haksızlık etmek istemiyorum onlara, benim de çok ciddi katkım var yaşadığım bu kısır döngülerde.

    kitabı okuyacaksanız "aaa yok artık, benimkiler asla bu gruba giremezler, burayı atlayayım" falan diye düşünmeyin, okuyun sabırla. neden mi? aileniz belki o toksik sınıfa girmiyordur ama o tür bir toksik ailede yaşayan kişilerin yetişkinliklerinde yaşadıkları şeyler o kadar benziyor ki sizin yaşadıklarınıza.... yani yalnız olmadığınızı, aynı hissi, sizinle aynı derecede ve sonsuzlukta ya da aynı acı seviyesinde yaşayan kişiler olduğunu görünce; bir an için anlaşılmış olmanın verdiği mutlulukla sonsuz bir ağlama isteği duyuyorsunuz. ama ağlamadan okumaya devam edelim. çünkü ara vermenin değil, farkındalığımızı yükseltmenin sırası.

    şimdi bu söylediğime kızacaksınız ama yine de yazacağım; kitaptaki kişilerin anlattıkları ve yaşadıklarının benzerlerinin kendinizde olduğunu gördükçe bir şeylerin yolunda gitmediğini ve cidden bir sorununuz olduğunu daha net fark edeceksiniz. çünkü biliyorum, bu tür sorunlarla çok uzun süre baş eden ve bunun normal olduğunu düşünen çok fazla insan var. yani normal ve iyi olmadığını anlamak bile bir farkındalık işi aslında. durup dururken, zorla kendinizi bir şeylerin kötü gittiğine inandırın demiyorum sadece kendinizi daha doğru gözlemleyin.
    hatta şöyle bir örnek vereceğim ama bu biraz uç bir örnek olabilir, sadece fikriniz olması açısından yazıyorum.

    terapist susan'ın toksik bir aileye sahip danışanlarından bir tanesi, içinde bulunduğu durumu aynen şu cümlelerle özetliyor: anne ve babamdan öyle nefret ediyorum, onlara karşı öyle öfkeliyim ki; intihar etmeyi bile düşündüm. hatta kendimde bu gücü buldum fakat, gittiğim öteki dünyaya da gelirler ve huzurumu kaçırırlar diye korkumdan yapamadım.(bence kimileriniz, bu cümlenin ne ifade ettiğini anlamayacak bile)

    neyse, toksik ailelerin nasıl davrandığını ve kimler olduğunu anladıktan sonra kitabın ikinci bölümüne geçiyoruz, yani bu okuduklarımızdan nasıl faydalanacağız?
    ben başka bir entryimde daha bahsetmiştim bu durumdan; okuduklarımı anlıyorum ve içselleştiriyorum ama uygulamada sıkıntılarım var. hatta bu durumu "ingilizce anlıyorum ama konuşamıyorum" a benzetiyorum birazcık.

    uygulama konusunda kitapta şöyle örnekler var;

    - kimseyi affetmek zorunda değilsin, istiyorsan affetme ama yüzleş. çocukluğunda yaşadığın ve bilinçaltında bir miras gibi sakladığın o travmalarınla yüzleş ve artık bu döngüyü kır.
    -anne-babanı değiştirmeye çalışma.
    -duygusal olarak bağımsızlığını kazan. (bu anne-babanla bağını koparmak anlamına gelmiyor)

    sonuç olarak; kitabın sadece aile ilişkileri üzerine olduğunu düşünmeyin, çünkü içerisinde günlük hayatta yaşadığımız bütün ilişki tiplerini içeren örnekler var ve bu anlamda gördüğüm en zengin kitap diyebilirim.
    biraz uzun bir yazı oldu ama umarım ihtiyacı olan birine yardımı dokunur.

    ben şimdilik yüzleşme aşamasındayım ama daha çok yolum var. yüzleşirken biraz da gülmeye ve neşelenmeye ihtiyacım olmuyor değil. tavsiyesi olan varsa, dinlemedeyim.
  • ingilizce ismi toxic parents ( zehirli ebeveynler ) olan kitap , ilk bölümünde yetersiz ve sorunlu kişilikleri olan anne ve babaların çocuklarına istediklerini yaptırmak yada onları kontrol altında tutmak için çocukların yetersiz algilarindan yararlanarak onları nasıl sorunlu birey haline getirdiğini anlatıyor. ikinci kısımda artık çocukluktan çıkmış nurtopu gibi depresyonlu , yetersizlik hissi yaşayan insanların hayatlarının kendi kontrolüne nasıl alabileceklerini anlatıyor.

    kitabı okuduktan sonra bazi onerilerini faydalı buldum fakat ikinci kısımdaki iyileşme teknikleri bana biraz yetersiz geldi.
  • kitapta en çok üzen kısım ensest kurbanları ile ilgili kısmı okumak oldu benim için. toksik ebeveynle baş edebilmek için vakalar üzerinden yol gösteriyor. ama kitap tek başına sorununuzu çözmenize yetmez. terapi almadan baş edebilmeniz çok çok zor.
  • bir solukta okuduğum ve beni gerçekten etkileyen bir kitap. kendinizi elinizde bir mercekle anne babanız ve dahi ailenin diğer üyeleri ile ilişkinizi kontrol ederken hatta bazı yerlerinde sanki sizi yazmış gibi bir durum içinde bulacaksınız.
  • '' antik yunanlıların ciddi bir problemi vardı. tanrılar olimpos dağı'nın zirvesindeki semavi mekanlarından onları gözetliyor ve yunanlıların her yaptıklarını yargılıyorlardı. hoşnut olmadıkları davranışlar gözlemlediklerinde de insanları hızlıca cezalandırıyorlardı. merhametli ya da adaletli olma zorunlulukları yoktu. haklı olmaları bile gerekmiyordu. hatta düpedüz mantıksızca bile davranabiliyorlardı. akıllarına esince bir insanı sadece bir yankıya dönüştürebiliyor, bir başkasını da sonsuza dek yokuş yukarı kaya parçaları taşımaya mahkum edebiliyorlardı. tanrılarının ne zaman ne türden bir ceza vereceğini bilememek, antik yunanlılar arasında korku ve şaşkınlığa yol açıyordu.

    ...

    işte çocuk, tıpkı antik yunanlılar gibi, tanrısal anne babasının merhametine sığınır; bir sonraki şimşeğin ne zaman çakacağını bilemez. fakat toksik anne babaların çocukları, bir sonraki şimşeğin eninde sonunda çakacağını çok iyi bilirler. bu korku çocuğun içine işler ve onunla birlikte giderek büyür. ne kadar başarılı olursa olsun, zamanında hasara uğramış her yetişkinin özünde aslında bu çaresiz ve korku dolu çocuk vardır. ''

    yukarıdaki alıntıda şiddet gören, istismara uğrayan çocukların yaşadığı korkuyu oldukça iyi betimleyen, ufak ufak totem ve tabu esintileri taşıyan kitap.

    son zamanlarda ''self help book''ların moda olmasıyla bu tarz kitapları daha çok görmeye başladım. zor bir ailede büyümek içlerinde en derli toplu olanıdır. yine de susan forward'ın da kitapta bahsettiği gibi birçok kişi bu self help modasından kısmi fayda sağlasa da, bir terapistle görüşmek her zaman en doğru yol olacaktır. çünkü adem kişisi çoğunlukla yaşadığı sorunun kaynağını kendi kendine göremez, gördüğünü zanneder, yanılır. bunun üzerine kendi kendine terapi kitaplarını kurtarıcı olarak bilmek ve sorunun esas kaynağını göremediği için bu kitaplardan faydalanamamak suçluluk ve öfke uyandırır.

    yine de psikolojiyle ilgilenenlerin ve ruh sağlığı alanında eğitim alan öğrencilerin okuması gerektiğini düşündüğüm kitaptır. çocuklukta yaşanan travmalar konusunda bir tık üstü için

    (bkz: alice miller)
    (bkz: nihan kaya)
  • kitap, zararlı ebeveyn tutumlarını inanılmaz yalın bir dille, vakalarla örneklendirerek açıklıyor. bu minvalde herhangi bir ön yargınız oluşmasın, sadece alana hakim olanların, ebeveynlerin yahut ebeveyn adaylarının değil, herkesin okuyabileceği ve herkesin okuması gereken bir kitap.

    aile kutsallığının nasıl bir tabuya dönüşebildiği, mezarda dahi olsalar zararlı anne baba tutumlarının bir yetişkinin hayatını nasıl şekillendirdiği ve bunun yarattığı korkunç tabloya bizzat şahit olmamıza vesile oluyor susan forward. bununla birlikte, ailemiz hususunda kendimize bir ayna tutmamızı ve kabullenmekte güçlük çektiğimiz yıkıcı davranışların/yaşantıların da farkına varmamızı sağlıyor.

    kitap, toksik ebeveyn tutumlarını tanıtması dışında, geçmişi onarmak ve geleceğimizi kazanmak adına atacağımız adımları da aynı yalın ve açıklayıcı üslupla öğretiyor bizlere. bilhassa ülkemizde aile kavramına gösterilen hassasiyet ve bu kavramın yıkıcı sonuçları göz önüne alındığında, her bireyin muhakkak okuması gereken kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum.
  • zor kişiliklerle yaşamak kitabından sonra merak edip okuduğum, benzer yaklaşımla yazılmış bir kitap. diğeri gibi bu da gerçek danışanların hikâyeleri üzerinden ilerliyor.

    karakterimiz büyük ölçüde çocukluğumuzda şekilleniyor ve sonraki hayatımızı belirliyor elbette. bütün toplumlarda ortak kalıplar görüldüğü gibi, psikolojinin yerelliğini de göz ardı etmemek gerekiyor böyle kitapları okurken. mesela bizde sadece ana-baba değil, bir ton insan daha bir çocuk üzerinde söz sahibi olabiliyor. "elalem ne der" kılıcı ailenin tepesinde sallanıyor ve davranışlarını belirleyebiliyor. yani "toksik aileler"i de üreten bir mekanizma var. aslında böyle bir kitabın, yine danışan öykülerinden yola çıkılarak türkiye için de yazılmasını isterdim. susan forward'ın kitabı abd sosyal dokusunu yansıtıyor, din, kültür, anlayış vs pek çok fark mevcut. o yüzden kitaptaki çözüm reçetelerinin birebir bizim toplumumuza uygulanabilirliğinden kuşkuluyum. yine de bir pencere açıp düşünmeyi, bazı şeyleri fark etmeyi veya isimlendirmeyi sağladığı için faydalı buldum.

    geçenlerde, anneden nefret etmek/babadan nefret etmek gibisinden başlıklarda sözlük ahalisi iki kutba ayrılmış tartışıyordu. bana kalırsa anne de baba da birer tanrı değil insan evladıdır ve herkes gibi onlar da hata yaparlar, bu hataları sebebiyle çocukları da bazen onlardan nefret etme veya en azından öfkelenme hakkına sahiptir. neyse. kitabı okurken o başlıklarda yazan şeyleri anımsadım. şu sözlük örnekleminde bile bu konuları tartışmaya açmak ciddi bir reaksiyonla karşılanıyordu. bunun düşüncesi bile korkunç geliyordu insanlara. halbuki reaksiyonerler diğerlerinin ne anası ne babasıydı. dolayısıyla kitaptaki örnekleri okurken insanların neden yıllarca çok ciddi istismarlara karşı sessiz kalabildiğini de anlıyor insan. kitapta çok çok acı şeyler var ve bunları reddetmemiz sıradan insanlar arasında yaşanmadıkları anlamına gelmiyor.