şükela:  tümü | bugün
  • nietzsche - böyle buyurdu zerdüşt
  • (bkz: ilyada)
    savaş sırasında birinin çıkıp "vay efendim sen benim kim olduğumu biliyonmu da karşıma çıkıp benimle savaşıyorsun" diyerek 20 sayfa soyunu sopunu anlattığından; ve o anlatanın karşısındaki kişi de " sende beni bi tanı da sonra sorun çıkmasın" diye 20 sayfa daha insan zihnini ziyan ettiğinden* homerosun ilyadası zor bir kitaptır ama gothenin faust'u gibisini görmedim. *
  • (bkz: yüzyıllık yalnızlık) kimin kim olduğunu anlayana kadar kafam patlamıştı.
  • franz kafka'nın milena'ya mektupları kitabı. böyle aşkın ızdırabını seveyim.
  • oğuz atay - okunamayanlar
  • defalarca yazılmış ama (bkz: yüzyıllık yalnızlık). okurken 4 damarım tıkandı hâlâ bitirebilmiş değilim.
  • kısa dönem askerlik yaptım.
    5,5 ay kadar sürüyor; çoğunuz bilirsiniz.

    askerlik bitti ama askerde okumaya başladığım kitap 5,5 ayda bitmedi.
    o kitap masumiyet müzesiydi...
  • eskiden böyle kitaplar cesaretimi kırıyordu. bir miktar okuduktan sonra kendimi yetersiz hissedip yarım bırakıyordum. bir gün bilgisine çok güvendiğim benim için üstat sayılabilecek birine bu durumu sordum. - aslında çok kişiye sormuştum ama aldığım cevaplar beni hiç tatmin etmemişti.- o kitaplarda anlatılan tam da senin anladığın kadar demişti bana. yılmadan oku sen ne kadarını anlayabiliyorsan ve ne anlayabiliyorsan yazar tam da o kadar anlatmıştır dedi. sanki işin sırrını çözmüştüm. zor anlaşılır olsa da kendi anladıklarımdan zevk almaya başlamıştım. o yüzden bu sebeble hiç bir kitabı yarım bırakmıyorum.
    zor kitaplara gelince bence en başta behçet necatigil çevirisi ile sadık hidayet-kör baykuş gelir. kafka'nın esrarını çözemediyseniz bütün kitapları zordur, en çok dava'yı severim. boris vian- pekin'de sonbahar'ı okurken zorlandığımı hatırlıyorum. bilinç akışıyla yazılmış faulkner'in "ses ve öfke"si, virginia woolf'un "mrs dalloway" i zor kitaplardır. bizim yazarlardan yok mu tabi ki var. aklıma ilk gelen bilge karasu'nun "gece" si. ilk okuyuşta çok cebelleşmiştim. oğuz atay kitapları da huysuz bir at gibi sevmeyenini sırtından atar.
    bunlar roman. öykü kitaplarını anlamıyorum diye hiç gamlanmayın. onlar zaten siz anlamayın diye yazılıyor. tabi ki hepsini kastetmiyorum ama son dönem postmodern öykü ya da durum öyküsü -farklı olduklarını ben de biliyorum- denen garabet "sanat sanat içindir" den ziyade "sanat yazan içindir" i ispatlayan bir sürü kişisel hezeyan ve sayıklamaları anlatıyor. örnek verip kimseyi rencide etmek istemem. adamlar dünyanın dört bir yanından yazıyor anlıyoruz da bizimkileri anlamak ne mümkün. keçiboynuzu çiğnemek gibi. üç gün çiğne ağzına bir gram bal gelsin. neyse farklı konu, farklı başlık.
    son söz anlaşılmamanın nirvanası tabi ki joyce. "ulysses", "dublinliler" falan da değil. başka dile çevrilmesi mümkün değil diye lanse edilen "finnigan wake" bazı dillerle birlikte fuat sevimay tarafından "finnigan uyanması" adıyla türkçe'ye de çevrildi. valla kitaplığımda duruyor. o bana ben ona bakıyorum. arada bir elense çekiyorum, çok yağlı olduğundan elim kayıyor. bakalım kim kimin kispetine daha önce elini sokacak...
  • tutunamayanlar'daki o 77 sayfalık noktasız virgülsüz bölüm şimdiye kadar okuduğum okuduğum en zor metinlerden biriydi. sürekli yav şuraya virgül koyalım şuraya nokta olsun da bitsin cümle noolur'larla bırakıp bırakıp yeniden alıyordum elime. sonunu hayli zor getirmiştim. sene 2014 filan.

hesabın var mı? giriş yap