şükela:  tümü | bugün
  • saffet murat tura'nın metis yayıncılıktan 9 şubatta çıkacak olan yeni kitabı. heyecanlı bekleyiş başlasın o zaman.

    içerik hakkında bilgiyi de şuraya bırakayım. (kitap arkası yazı);

    "yirmi yıl kadar önce avustralyalı filozof david chalmers zor problemi şöyle dile getirmişti: "niçin ve nasıl bilincim var?" günlük yaşamda pek farkında değiliz ama her sabah uyandığımızda kafatasımızın içinde inanılmaz bir doğa olayı meydana gelir ve beynimizin nöral faaliyetleriyle birlikte dünya ve ben yaşantımız yeniden kurulur. peki ama beynin nöral faaliyetleriyle birlikte ortaya çıkan bu fenomen dünyası nedir? gizemli ya da edebi bir soru olarak değil, sahiden nedir bilinç?
    bilim açısından bilinç tam bir sürprizdir. çünkü bilinçli olmamızı gerektiren hiçbir doğa yasası bilmiyoruz. bir bakıma bilinçsiz biyolojik robotlar, “zombi”ler olmamız daha makul, daha açıklanabilir bir durumdur.
    "zor problem" insan aklının çözemeyeceği kadar zor bir problem mi? "nesnel" inceleme yöntemlerine dayanan bilim "öznel" bilinç sorununu asla çözemeyecek mi? belki. ama konunun çok çekici olduğu da açık. dünyanın değişik yerlerinde pek çok filozof ve biliminsanı bilinç sorunuyla uğraşıyor yıllardır. ben de beynin gölgeleri adlı kitabımda sorunu çözmek bakımından önemsediğim bir tez yakalamıştım. ancak bu tez kitabın yapısı itibarıyla biraz geri planda kalmıştı. zor problem: bilinç’te bu tezi açığa çıkardım, geliştirip netleştirdim. okurları da bu tartışmaya katılmaya davet ediyorum."
  • evrendeki belki de en büyük gizem olan bilince dair yeni bir şeyler öğrenme arzusuyla heyecanla alıp bir çırpıda okuduğum kitap.
    yazarı saffet murat tura ile üniversitedeki ilk yılımda kendisinin imago dergisinde yayımladığı uzun, (benim için) ufuk açan, değerli makalesiyle tanışmış, yazısına sinen bilgelikten, meseleyi ele alışındaki yetkinliğinden etkilenmiştim. dolayısıyla, posta kutuma düşen metis bülteninden yine bu konuda yeni bir kitap çıkardığını öğrenince derhal alıp iştahla tükettim.
    bir önceki kitabı beynin gölgelerinde bilincin zor sorusuna ilişkin yakaladığı "gömülü" tezi açığa çıkardığı bu kitapta, ontolojik özdeşlik ile ilgili sunduğu açıklamalar kanımca can alıcı noktayı oluşturmaktadır.
    ayrıca, kitapla ilgili kendisiyle yapılan söyleşi için.
  • saffet murat tura'nın metis yayınlarından çıkan son kitabı. bu kitapla beraber artık bilinç konusu üzerine yaptığı çalışmaları sonlandırmış gibi ki kendisi de bunu ifade ediyor. bu kitabında, bir önceki kitabı olan beynin gölgeleri'nde sunduğu tezi güçlendirerek okuyucusuna sunuyor.

    kitabın temeli şu şekilde; dışarda olan şeyler var ve bunların beynimde bir temsili oluşuyor. beyinde bu temsiller oluşurken bir de fenomenal yaşantılar oluşuyor. ne demek bu? şöyle ki kırmızı bir ağaç görmekle kalmıyorum bir de bu kırmızı ağacın algısını ve iç yaşantısıyla muhatap oluyorum. işte bu iç yaşantı beni zombi yapmaktan kurtaran şey gibi duruyor. peki gerçekten benim zombi olmadığımı gösteren fiziksel bir kanıt var mı? yok. bu yüzden bizde bulunan bu iç yaşantı oluşumuna sebep olan şeyi de fiziksel olandan ayırmaya meyilli oluyoruz.

    acaba içimde bir ruh mu var? bu görüş de etkileşimci ikicilik (kökü descartes'a bağlanan 'düşünen ben') altında değerlendirilebilir. ancak smt (saffet murat tura) bu görüşe katılmıyor. bunu bu konuyla alakalı yazmaya başladığı günden itibaren ifade ediyor zaten. yani bizim içimizde fiziksel olmayan bir şeyin varlığına da onun sahip olduğumuz bedene neler yapması gerektiğini söylediğine de katılmıyor. insanın naturalizasyonu kapsamında konuya yaklaşıp, bilinç denilen bu iç yaşantıları çözümlemeye yardımcı olabilecek tezler üretmeye uğraşıyor. şu an bu konuda bize söylediği şey şu; etkileşimci ikicilik yanlış, fiziksel özdeşlik tezi sorunu görmezden gelerek sorunu çözdüğü iddasında, epifenomenalizm ise çürütülemez değil. elde pek sağlam bir şey yok özetle. sonuncusunu yani epifenomenalizmi biraz açalım. iç yaşantılarım var. bunların sebebi de beynimdeki ilgili nöral aktiviteler. beynimin belli bir yeri dış etkenlerle ya da kendiliğinden? uyarılınca bunlara has iç yaşantılarım oluşuyor. işte epifenomalizm diyor ki bu süreç buraya kadar bu şekilde oluyor ama bu oluşan iç yaşantılar organizmanın üreteceği davranışları etkilemiyor. yani nöral faaliyetler iç yaşantıları oluştuyor ama iç yaşantılar nöral faaliyete ya da eyleme sebep olmuyor. tek taraflı bir akış var yani. smt buna da tam olarak katılamıyor. kitapta verdiği zombi paradoksuyla bu tezin yanlışlanabileceğini ortaya koyuyor. sonuç olarak kitapta (aslında bir önceki kitabı beynin gölgelerinde) oluşturduğu n3 tarzı biyofonksiyonel beyin modeli doğruysa epifenomalizm ampirik olarak doğru olamaz, diyor.

    kendisi ise ontolojik özdeşlik tezini sunuyor. yani bu iç yaşantıların bunlara sebep olan nöral aktiviteyle birlikte ortaya çıktığı görüşünde. yani dışarda gördüğüm bir nesne deneyimini tek başına yaşamıyorum. bununla birlikte bu nesnenin farkında olan bilinçli bir ben'i de deneyimliyorum. yani tek odaklı bir nöral aktivite iki durum yaratıyor; biri nesnenin kendisi biri de onun bendeki yaşantısı/bendeki yaşantısının farkında olan ben. bu iki durum da birlikte oluyor ve ontolojik olarak özdeş... konuşabilecek çok fazla şey var elbet, kitap ve bu konu hakkında ama özetle benim anlayabildiklerim bu şekilde...

    benim eğitim aldığım alan bu konulara uzak. bu mesele hakkında geniş bir literatür okuması yaptığımı da söyleyemem. genelde smt üzerinde takip ediyorum konuyu. gözden kaçırdığım, yanlış anladığım şeyler olmuş olabilir. bunlar için affınıza sığınıyorum... şunu söyleyebilirim ki smt kitaplarında güzel bir iskelet oluşturuyor ve akış sizi ulaştırmak istediği yere adım adım götürüyor. ben kendisinin yazdığı şeyleri okumaktan çok keyif alıyorum. umarım bu konuda (devam etmeyeceğini söylüyor ama) ya da başka meselelerde yazmaya devam eder. kendisi konuları çok iyi kavradığı gibi anlatmayı da çok iyi biliyor. kendisinin bilgi birikimi hakkında yorum yapmaya bile bilgim yetmez. bu meziyetinden olabildiğince bizleri faydalandırmasını temenni ediyor, saygılarımı sunuyorum.