şükela:  tümü | bugün
  • ya ben zaten 600 tl bağkur haraçı ödüyorum her ay.

    bir de zorunlu emeklilik yapmaya kalkarlarsa vallaha billaha kendimi sahte bi cinayete kurban gittirir öldü diye raporlattırır bir de cenazemi kaldırır nüfus kaydında "öldü" diye işletirim.

    kimliksiz biri olarak yaşarım hayatımı. abdden aldığım ehliyet vardı yolda trafik çevirmesinde falan soran olursa abd vatandaşıyım derim

    valla yeter ya. bir tc pasaportu bu kadar yük getirir mi içine ettiğimin dünyasında ya. türküz diye ebemize yüklene yüklene doymadınız be.
  • yeni sistem tasarısı mecliste kabul edildi. dolayısıyla 1 ocak 2017 ile hayata geçecek. birkaç bilgi vereyim de sonra "la bizim maaşa noliy" demeyin. siz sormadan neleri sık soracaksanız cevaplıyorum:

    brüt maaşınızın %3'ü kesilecek.

    asgari ücret için şimdilik en az 50 tl, en yüksek ücret için şimdilik en az 321 tl yapıyor (asgari ücret 1 ocak'ta artacağı için bu tutarlar da artacaktır).

    45 yaş altındaysanız ve 1000'den fazla çalışanı olan bir şirkette çalışıyorsanız katılmak zorundasınız. katılım zorunluluğundaki kişi sayısı kademeli olarak düşecek. 2017 nisan ayında 250, 1 temmuz 2018'de 10 kişilik şirketlerde çalışanlar da dahil oluyor.

    katılmak için bir işlem ya da başvuru yapmıyorsunuz. işvereniniz sizin adınıza bir kurum ile anlaşıp devlet garantili bes'e sizin maaşınızdan kestiği tutarları aktarıyor.

    çıkmak isterseniz 2 ay sonra çıkabiliyorsunuz.
    2 ay kalsanız da kar olan bu sistemden çıkmayan %10 bile kalsa 40 yapar mantığı yürütülmüş. (bkz: hesaplayan adamlar)

    sisteme üye olanlara ödedikleri tutarın %25'i kadar da devlet katkı yapıyor. bu sistemde ayrıca 3 aydan sonra bir sefere mahsus 1.000 tl de ek olarak devlet katkısı var.

    halihazırda var olan bireysel emeklilik sistemi ile aynı. sadece ek 1.000 tl devlet desteği mevcut bes'lerde yok.

    zaten bes'iniz varsa artık 2 tane var demektir. zorunlu olanı 2 ay sonra iptal edersiniz ya da diğerini iptal edersiniz ama nereden bakarsanız zararlı çıkıyorsunuz.

    10 yıl prim ödeyip 56 yaşını doldurduğunuzda emekli oluyorsunuz. emekli olursanız o güne kadar ödediğiniz tutarları, fon getirilerini ve devletin yaptığı katkıların tamamını toplu olarak ya da aylık maaş şeklinde alabiliyorsunuz. aylık maaş alırsanız bu tutara %5 daha devlet katkısı oluyor.

    ara dönemlerde ayrılırsanız devlet katkısını ilk 3 yıl için hiç alamıyorsunuz, sonrası için 6 yıla kadar %15'ini, 10 yıla kadar %35'ini alıyorsunuz.
    10 yıl prim ödeyip 56 yaşını doldurmadan parayı alırsanız devlet katkılarının %60'ını alıyorsunuz.

    fon getirisi var da götürüsü olmaz mı? tabii ki olur. fon işletim gideri diye de bir kesinti var. getiriyi faiz, götürüyü işlem ücreti olarak düşünebilirsiniz. götürü oranı değişiyor. şuan yaklaşık yıllık %1,5 kesiyorlar ama değişecektir.

    özetle mevcutta bireysel olarak özgürce başlayabileceğiniz bir sisteme zorunlu olarak katılıp özgürce çıkabiliyorsunuz.

    daha önce amerika gibi birçok oturmuş sistemi olan ülkede uygulandı ve kriz dönemlerinde çöktü. bizde oturmuş bir kriz sistemi olduğu için çökebilecek fırsat bulamayıp başarılı olacaktır.

    gelen sorular üzerine edit:

    kamuda da aynı şekilde geçerli.

    kimse sormaz diye yazmamıştım ama soruldu. evet, isteyen daha fazla ödeyebiliyor (ne fakir düşünmüşüm).

    yıllık işlem gideri oranı, maaştan kesilen %3'lük oran, işverenin 50 ve üzeri çalışanı olması zorunluluğu gibi konular, yürürlüğe girmeden önce yayınlanacak genelgede kesinleşir. kesinleştiğinde tekrar editlerim.
  • yandaşlara, suriyelilere dağıta dağıta bitti tabi devletin parası.ne oldu çıkıp suriyelilere şu kadar milyar dolar harcadık diye hava atıyordunuz.

    daha önce genel sağlık sigortası çıkartmıştınız şimdi de zorunlu bireysel emeklilik.ekonomi muhteşem dimi.

    sen saç paraları yandaşlara ona buna hiçbir yatırım yapma sonra para bitince de vatandaşın cebindeki paraları tırtıkla.ne güzel dünya.
  • zorunlu olmayınca biriktiremiyorsunuz diye savunulandır. peki biriktirmek zorunda mıyım? istersem çatıya çıkar aşağıya savururum paramı. sana ne?
  • sistemin güzelliğine gel diyerek öveceğim sistem.

    şimdi maaşımdan kesinti yapıldı. tamam.

    sonra, dediler ki şubat 15'ten önce cayma başvurusu yapamazsın. peki.

    cayma başvurusu yaptıktan sonra da 15 mart'tan önce paranı alamazsın. oldu anasını sikeyim.

    lan sen benim paramı 3 ay işletme hakkını nasıl alıyorsun? dolar alıp o paraya, çatır çatır yiyeceksin, ben de bekleyeceğim keyfini.

    işte yurttaşlarım, bu sistem böyle bir sistem. siz düşünün ne kadar güvenebilirsiniz bu üst yönetim ve icatlarına.

    sonra gelip bana referandumu, anayasayı savunuyor adam. ulan şu ana kadar 15 yılda, kendi lehime 1 adet adım görmedim. net söylüyorum yok. yapılan her işin altından bir bit yeniği, bir sorun, bir ali cengiz.

    sonuna kadar bireysel emekliliğinize de, anayasanıza da, size de hayır diyorum. defolup gidin de nefes alalım.
  • bireysel emeklilik özel bir sistem. isteyen katılır. zorunlu olur mu ? olmaz tabi ki. ama ohal işte bunun için var.

    ekonomiyi batırdılar. sanayiyi, tarımı erittiler. bilimden, yatırımdan anlamazlar. emperyalizme çevresinden tutunabilen bir ülkenin hali de böyle olur nitekim.

    elde para kalmadı. fakat tarihe adlarını yazdırmaları icap eder. vizyonda yeni osmanlı, padişahlık, sultanlık var. ecdatları köprüler yaptırmış, camiler inşa etmiş. bunların bakış açısı da işte bununla sınırlı.

    istanbul’a yeni bir köprü, havaalanı, kanal söz konusu. hepsi taze kaynak ister. bir de savaş durumları. suriye’deki tanklar ithal benzinle işliyor.

    üstelik yabancı kurumlar artık borç vermekte nazlanıyor. akp yerinde durmadı. 15 yılda cari açığın ulusal gelirdeki payını %3’den %6’ya; toplam borcu 250 milyar dolar’dan 650 milyara çıkarmayı başardı. türkiye’yi borçsuz yaşayamaz hale getirdi. yabancılar bu tablo nedeniyle daha fazla risk almak istemiyorlar. türkiye ekonomisini fazla kırılgan buluyorlar. haklılar.

    aslında hep öyleydi. ama ilk zamanlar akp’nin bölgesel bir görevi vardı. mali oligarşi, riski o tamamlanınca hatırladı. neyse. konunun bizi şu anda ilgilendiren tarafı akp’nin nakit ihtiyacıdır.

    para bulmaları lazım ve şimdi gözlerini hazır fonlara ve halkın cebine diktiler.

    en büyük hazır fon: işsizlik sigortası fonu. tam 150 milyar tl birikmiş. bunun 45 milyarını harcamışlar ve yalnızca 13 milyarını işsizler için kullanmışlar. kalanı ne olmuş?

    anlaşılan hazırdaki de yetmiyor. ekonomi önlenemez biçimde daralıyor. işte emekçilerin özel emeklilik sistemi içine zorla dahil edilmesi bu noktada icap ediyor.

    biz emekçiyiz. memleketimizi severiz. buradaki her şey bizim emeğimizin ürünü. o’na gözümüzün içi gibi bakmamız gerektiğini biliriz. gerekirse fazlasını da yaparız. her şeyimizi paylaşırız. memleket zor durumdaysa daha çok çalışırız.

    ancak şimdi durum farklı. neden birilerinin kişisel ihtirasları için brüt gelirimizin %3’ünü daha verelim. vergi yükü zaten omuzlarımızda. kötü yönetimin faturasını neden biz üstlenelim. bankacılık sektöründe para kalmamış. doğru. onlar değil mi yılda en az %60 kar edip, emekçilerine %10 maaş artışı veren.

    bu memleketi savunmak için öncelikle kötü yönetimden, bu sömürü düzeninden kurtulmak gerekiyor. zorunlu bes’e hayır demeyi, çıkış dilekçelerini acilen doldurmayı zorunlu kılan esas neden budur.

    bir de çok janjanlı bir gerekçe bulmuşlar. türkiye’nin tasarruf oranı düşükmüş. %15’i ancak buluyormuş. oysa tasarruf etmeye ihtiyacı olmayan zengin ülkelerde bile oran %40’lara vuruyormuş. biz bu yoksulluğumuza bakmadan har vurup harman savuruyor, vur patlasın çal oynasın keyif çatıyormuşuz.

    osmanlı ya. tez elden tasarruf edilecek, etmeyenin maaşından zorla kesilecek demeye getiriyor.

    tasarruf oranımız düşük. bu da doğru. doğru da sormayacağımızı mı sanıyorlar: ancak geçinebilen işçi ailesi nasıl tasarruf eder diye.

    bakın, hanelerin borcunun gelirine oranı 2002’de %4 imiş, 2015’de %50’ye yükselmiş. toplam hane halkı borcu 2016’da 441 milyar tl’ye ulaşmış. bunun içinde tüketici kredileri ile kredi kartı borcunun oranı %60’a çıkmış. yani aileler yaşayabilmek için borçlanmış. bu durumda nasıl tasarruf edilecek ?

    dedik ya dert başka. daralan ekonomiye para pompalamaları gerekiyor. bankaların, devletin borçlanması artık zor ve pahalı. o halde vatandaşın parasına zorla el konulur.

    bir de yalan: size ikinci emeklilik veriyoruz, daha ne istiyorsunuz. sendikalar hesapladı: asgari ücretliden yapılacak kesinti ayda 50 tl. bu işçi arkadaşımız 10 yıl ve 56 yaşına kadar sabrederek başlangıçtaki 1000 tl’lik ve her ay düzenli %25’lik devlet katkısını da kesintisiz hak etmeyi başarırsa, bugünün parasıyla eline geçecek para en iyi ihtimalle ayda 70-80 tl olacak. tekrar: en iyi ihtimalle. ikinci emeklilik dedikleri bu. aynı parayı vadeli hesapta tutsa ayda en az 100 tl geri alacak.

    devlet değil misin. emekçiye neden hakkını vermiyor, emekliliğine zam yapmıyorsun? iktidara geldiğiniz yıl ortalama emeklilik maaşı asgari ücretin 1.5 katıydı. sayenizde 0.9 kata, yani asgari ücretin altına geriledi.

    kaptırmayın bunlara paranızı. emeklilik fonları sizden topladığı primin bir kısmını borsada değerlendirecek. bu nedenle 2011’den beri zarardalar, çünkü borsa zararda. ayrıca bu zorunlu bes sistemi herhangi bir şekilde gelir garantisi de vermiyor. yani yatırdığınız parayı bile geri alamama ihtimaliniz var.

    2 aylık süreniz içinde çıkın sistemden. türkiye kapitalizmi 1960’lardan beri tam 4 tane benzerini batırdı. son ikisi akp’nin referansı özal’lı yıllara ait. konut edindirme yardımı ile zorunlu tasarruf fonu. ilki battı. ikincisinde biriken paralarımızı ise zor bela, taksitle, zararla geri alabildik. hatırlayanlarınız mutlaka olacaktır.

    başkanlık referandumuna zaman var. ancak 1 şubat itibariyle özel sektör işçilerinden ilk zorunlu bes kesintisi yapıldı. kısa vade için mücadeleyi buraya odaklamak gerek. ilk hayır buradan çıkmalı. işçi sınıfı düzenin yalanını dolanını ilk olarak burada yere çalmalı.

    adım adım bes'ten nasıl çıkılır?
  • insanların parasını gasp etmektir.

    6 ay boyunca insanları zorla sisteme dahil edecekler. 6 ay sonra ayrılanların paraları 3 yıl boyunca sistemde kalacak ve 3 yıl boyunca o parayı kullanıcaklar. 3 yıl sonunda paramı almak istiyorum dersen de %25'ini verecekler. tamamını almak istiyorsan da 8 sene bekleyeceksin.

    en iyi ihtimalle 6 ay sistemde kalsan, 3 yılın sonunda %25'ini alsan ve geri kalanı da 8. yılda almak istesen, senin paranın kalanının değeri mi kalır? hatta 8 yıl sonunda orada olan parasını unutanlar bile olur.

    birde insanları tasarrufa yöneltmek için falan deniyor ya bu işin daha komik tarafı bence. bu baya insanların parasını zorla alıkoyup, o parayı işletip üzerinden para kazanmaktır. hırsızlık diyeceğim şimdi olmayacak.

    edit: 2 ay'a indirildiği söyleniyor zorunluluk halinin.
  • bireysel emeklilik sistemi kötü değildir. zorunlu bireysel emeklilik sistemi de kötü değildir. mamafih türkiye'de sistemi getirenlerden biri devlet olduğu sürece bu sistem kötü olacaktır ve kaçınılması gerekecektir.

    neden?

    1) devlet fon yönetmeyi beceremez. türkiye'de devlet hiçbir zaman tasarruf etmeyi beceremedi, tasarruf etmeyi gerçekten istemedi ve bunun için mücadele etmedi. bu fonlar hep zarar etti. tasarruf etmek türk devleti'nin doğasına aykırı resmen.

    2) devletin bu tutumu vatandaşa da yansıdı. vatandaş devlete tasarruf adı altında gidecek olan paranın geri dönüşünün olmayacağını acı bir şekilde tecrübe etti. nasıl mı?

    a) konut edindirme yardımı: doksanlarda maaşlardan zorla kesilip konut alındığında kişiye yardım edileceği söylenen bu paralar ancak 2006-2007 yıllarında geri ödenebildi. ödendiğinde ise seneler boyunca işlemesi gereken faizin cüzi bir kısmı yansıtılabildi. çünkü o dönemdeki krizler boyunca seçim öncesi ortalığa para saçan hükümetler bu fonu garanti gösterip piyasa faizinin altındaki borçlanma kağıtlarını sağa sola sattı. bu nedenle bu fonlar hep zarar etti.

    b) depremzedelere yardım fonu: dönemin ilgili bakanının adını tam hatırlamasam da bu paranın duble yollara harcandığını söyledi. şu an ciddi bir deprem riski bulunan istanbul'da böyle bir deprem olması durumunda türkiye ekonomisi'nin ne hale geleceğini, bu fonun tükenmiş olmasının yaratacağı sorunları dikkate alan herhangi bir devlet mekanizması bulunmuyor.

    c) işsizlik fonu: içine en güzel edilen fonların belki de en ünlüsüdür. işveren ve çalışan tarafından sgk kesintisi ile biriken bu fondaki paralar devlet tarafından ya direkt harcanmıştır ya da toksik tahviller bu fon garanti gösterilerek piyasaya salınmıştır. zaten işsizlik durumunda bu fondan para alabilmek için şartlar bir hayli zorlaştırılmış ve maksimum işsizlik maaşı asgari ücretin %80'inden fazla olamamaktadır. brüt ücret üzerinden %1'lik kesinti yapılması, sgk tavanının 7.5 asgari ücret olmasına rağmen işsizlik maaşının 1 asgari ücret bile olamaması ise apayrı bir ironidir.

    devletin bu performansı ortadayken ona güvenip de bu zorunlu emeklilik sistemine girmek tam bir intihardır. hiç şüpheniz olmasın ki devlet bu fondaki paraları da hiç etmeye başlamıştır ve zamanla daha da beter bir hale getirecektir. bunu nasıl mı yapıyor gelin size anlatayım.

    yüce devletimiz tcmb'ye yapılan faiz indir baskılarının ya da zorla tcmb faizlerinin düşük tutulmasının kurlar üzerindeki korkutucu baskısını nihayet anladı ve şimdilik fonlama faizlerine dokunmuyor ama siz sanmayın ki faizlerin mevcut seviyesinden memnun, arka kapılarda indirmek için elinden gelen bütün gayreti gösteriyor.

    son zamanlarda yapılanlara bir bakacak olursak,

    a) devlet 1.5 milyar dolarlık bir borçlanmayı daha geçen ay yaptı, %7.5'luk borçlanma faiziyle hem de, refet hocanın deyişiyle yüz-de-ye-di-bu-çuk. bu para sanırım çoktan suyunu çekti.

    b) hazine vatandaşına 1 yıl vadeli %4 ve %2.5 faizle dolar ve euro endeksli tahvil satacağını açıkladı. bunu yaparken umulan şey ise yastık altındaki dövizlerin finansal sisteme duhulü ihtimalidir fakat birinci bankalar daha kısa vadede bu faizi zaten veriyor, ikincisi ise yastık altında sanıldığı kadar döviz/altın olmayabilir zira işsizlik artıp reel gelirler düşmeye başlarken kimse parasını bir yıllık vadeye bağlamak istemez, bu insanlar bu birikimleri harcayarak hayatta kalmaya çalışabilirler.

    c) varlık fonu, eğer kaldıysa para işsizlik fonu ve bireysel emeklilik sisteminde biriken paralar teminat gösterilerek toksik kağıtlar piyasaya sürülerek faiz düşürülmeye çalışılıyor. bu çok berbat bir kumardır. bu kumarı oynadık ve 1994'te efsane bir kriz yaşadık ama akıllanmışa benzemiyoruz. bu işten anlamayan kişiler için şöyle açıklayayım.

    toksik kağıt, piyasa faizinin oldukça altında bir faize sahip olan bir yatırım aracının kendine kaynak yaratmak isteyen bir finansal aktör tarafından, ki bu aktör çoğu zaman devlet olur, piyasadan borçlanma amacıyla kullanılmasını sağlayan kağıttır. yani herhangi bir bankaya gittiğinizde dahi size mevduat faizi olarak %23-24 verilecekken, devletin zorla bu toksik kağıt üzerinden atıyorum %18 (piyasa faizinden daha düşük herhangi bir faiz) getiri sağlamasıdır.

    devlet bu üç adımı neden atıyor?

    çünkü devlet türk lirası cinsinden faizlerin düşmesini istiyor. bu nedenle kendi açıkladığı borçlanma ihalelerine uymayarak borçlanma ihaleleri, yani tahvil ihraçlarını, ya iptal ediyor ya da söylediği miktarın altında borçlanıyor. daha önce bunu yaparak tcmb'deki hesabında bulunan parayı harcamıştı. en son tahvil ihalesinde yapılan ise çok daha ahlaksız bir şey ne yazık ki.

    yine aynı nedenle, devlet türk lirası cinsinden tahvil faizlerinin düşmesini istediği için yabancı para cinsinden borçlanma ihaleleri ile %7.5'luk hayvani faizlerle borçlanıyor ya da vatandaşına döviz bazlı tahvil satacağını açıklıyor. amaç yine borçlanmayı dövizle yaparak tl faizlerinin düşmesini sağlamak. çünkü devlet tl ile borçlanmaya kalksa faizler yükselecek.

    tahvil ihalelerine bankalar iki şekilde katılım sağlar. ya teklif verirler ve devletin bu tekliflerine yanıt vererek onlara tahvil satmasını beklerler, ya da hiç risk almazlar ve ortalama faiz ne ise o faizden borçlanmayı belirledikleri bir miktar üzerinden yapacaklarını belirtirler. peki devlet son ihalede ne yaptı?

    500 milyon liralık bir miktarı, kamu bankalarına görev zararı yazdırma pahasına %18 küsur faizle, yani türev piyasada tahvil faizleri %20'lerin üzerindeyken, deyim yerindeyse kakaladı. bu kakalanan tahviller toksik kağıtlardır. kuşkusuz bu toksik kağıtlar, kamu bankalarına görev zararı olarak dönecektir. devlet bu zararı karşılamak için işte sizin maaşınızdan kesilen zorunlu bes ve/veya işsizlik fonundaki paraları bu bankalara daha da düşük faizden mevduat olarak koyarak kamu bankalarının bu zararını karşılamaya çalışacaktır.

    kamu bankalarının toplam görev zararı ne mertebede tam olarak bilmiyorum fakat son zamanlarda kamu bankalarınca düşürülen tüketici odaklı faiz oranları ile bu zararın büyüyeceği ve bir şekilde karşılanmak zorunda olduğu su gibi berrak bir gerçektir.

    işin daha da ahlaksız olan boyutu ise, devlet bu 500 milyon liralık borçlanmadaki ortalama faizi %18.62 olarak göstererek ortalama faizden ihaleye giren özel bankalara tam 1.5 milyar liralık %18.62 faizli tahvil iteledi, yani bu bankaları resmen kazıkladı. tamam sermaye yeterlilik oranı sağlam olan bankalar bu zararı göğüsler ama buradaki risk şudur.

    devlet bir sonraki tahvil ihalesine katılacak banka bulabilecek mi?

    ben söyleyeyim ya bulamayacak, ya özel bankalar ortalama faizden değil piyasa faizlerinin de üzerinde faizlerden teklif verecek, ya da düşük faizden daha büyük tahvil ihracını kamu bankalarına yıkacak.

    düşük faizle kamu bankalarına yıkılan bu toksik kağıtların bu bankalarda yaratacağı görev zararı ise bu bankaları ya sermaye artırımına zorlayacak, yani devlet sizin bes'te biriken paranızı bu bankalara sermaye olarak koyacak, ya da bu fondaki parayı daha da düşük faizden bu bankalara yatıracak ve bankaların zararı bu fonların düşük faizinden elde edilen operasyonlarla karşılanacak.

    1994 yılındaki krizde, sürekli faizleri baskılamaya çalışan, tahvil ihalelerini iptal eden ve bu nedenle tahvil itfalarını karşılayamaz hale gelen devlet sonunda pes etmiş ve 3 ay vadeli %50 faizli, yani senelik %506 faizli tahvil ihraç etmek zorunda kalmış faizleri büsbütün coşturmuştu. ne tesadüf ki o zamanki krizde de, 1994 yerel seçimlerden tam bir hafta sonra 5 nisan 1994 tarihinde alınan kararlarla meşhur olmuştu. ben o zamanlar beş yaşındaydım ama kopan tantanayı hatırlıyorum. babam birikimini dolar artmıyor diye tl'ye geçirmişti ve tüm birikimimiz iyice pul olmuştu.

    özet: devlet fon yönetmeyi beceremiyor değil, tasarruf etmek istemiyor ve sizin tasarruf ettiğiniz paranızı kendisi harcamak istiyor. harcamak isterken kaynak bulamadığı için yönettiği fonlardaki paraları, paranızı, toksik kağıtlara bağlayıp bu fonların getirisini düşürüyor. bunu yapınca fondan kimseye bir hayır gelmiyor. çünkü devletin buradan elde ettiği kaynağı harcadığı yer bir katma değer getirmiyor. katma değersiz sistemde harcanan para da enflasyon yaratıp hepimizi fakirleştiriyor. otomatik katılım da sağlansa girenlerin %60'ı derhal çıkıyor. işin acı tarafı da kalan %40'ın çoğu da bu acı tecrübeleri yaşamamış olan görece genç yaştaki çalışanlardan oluşuyor.

    bu tarz emeklilik fonları yabancı ülkelerde de var. onlar bu paraları yabancı paraya çevirip dünya üzerindeki finansal sistemlerde tutmayı tercih ediyorlar. böylece, yerel parada devletin yaptığı manipülasyonlarına fondaki para maruz kalmıyor. gerçekten faydalı bir şekilde birikebiliyor. eğer paranızı tasarruf etmeyi beceremiyorsanız, devletinkini değil bankaların kendi bireysel emeklilik sistemini ve onu da dövize endeksli olan kağıtlarda kullanmak devletin kaynak yaratmak için müdahalesine açık olan bu sistemden parayı korumak akıllıca olabilir. böylece para hem devletin yönettiği fonda kalmaz, hem de devletin enflasyon yarattığı para biriminde kalmaz.
  • hiçbir şekilde savunulamayacak ve devletin vatandaşı banka ve sigorta şirketleri aracılığıyla ayak üstü sikmeye çalıştığı bir sistemdir.
    gelin detaylıca açıklayalım ve hala anlamayan ve aydınlanmayan olursa da ağzına verelim hep beraber.

    örnek olarak 36 yaşında bir kişinin sisteme aylık 250 tl ile girdiğini ve bu kişinin 56 yaşında emekli olacağını varsayalım. yani 20 yıllık bir birikim süresi olacak. bu kişi bu yıl 250 tl aylık kesinti ödeyecek ama her yıl bu miktarın %5 oranında arttığını varsayalım. yani;
    1. yıl: 250 tl
    2. yıl: 263 tl
    3. yıl: 276 tl
    4. yıl: 289 tl
    5. yıl: 304 tl
    6. yıl: 318 tl
    ... şeklinde her yıl %5 artsın ödemeler 20 yıl boyunca.

    böyle bir senaryoda "devlet katkısı dahil" ne kadar birikim öngörüldüğünü 2 farklı şirketin internet sitesinden herkes hesaplatsın.
    1- https://www.anadoluhayat.com.tr/…meklilik/hesaplama
    2- http://demo.vakifemeklilik.com.tr/…irikim-hesaplama
    hesaplatmaya üşenenler için ben sonuçları yazayım. 1. şirket bu senaryoda 20 yıl sonunda devlet katkısı dahil 154.740 tl birikim öngörüyor. 2. şirket ise 161.425 tl

    yani 2 şirketin birikim öngörüleri birbirine yakın.

    peki siz bu aylık ödemeleri her ay vadeli hesaba atsanız ve faiz oranlarının da şimdiki kadar bile yüksek olmayıp %8-10 civarlarında olduğunu varsayarak devlet katkısı bile olmadan ne kadar birikiyor 20 yıl sonunda: tam 223.821 tl

    olaya bakar mısınız. siz bu parayı kendiniz biriktirseniz bile devlet katkısı olmadan daha fazla para birikiyor. hele bir de bu parayı sadece vadelide tutmayıp, akıllı yatırımlarla döviz, altın, borsa, fon vb. araçlarla değerlendirseniz oluşacak para çok daha yüksek olur.

    e şimdi hal böyleyken hani nerde devlet katkısı? hani nerde bes fonları getirisi?

    milletin aklıyla dalga geçmeyi bıraksınlar. zorunlu bireysel emeklilik sistemi düpedüz vatandaşı sikme aracıdır. bu hükümetin klasikleşen sikme hareketleri de sevicem deyip sikme mantığına dayandığı için vatandaş da bir güzel yemektedir.

    ama yapmayın kardeşim, yemeyin artık! inanma, sikecek...
  • bankacılık/sigortacılık/bireysel emeklilik sistemi yani kurumsal finans alanlarında 9 sene denetim/risk yönetimi tecrübesi olan bir ateist/komünist akp karşıtı olarak düşüncelerim:

    orta/uzun vadede türkiyede sol görüşlü bir iktidar beklentisi gerçekçi değil. gelen sağ iktidarların (akp olur tükape olur farketmez) güç ellerinde bulunduğu sürece varlıklarının 2 temel amacı vardır:

    * zenginlerin üstündeki vergi yükünü azaltmak
    * devletin üstündeki sosyal sorumluluk yükünü azaltmak

    birincisinin ne kadar canla başla yapıldığını zaten biliyorsunuz. bilmiyorsanız maaş bordonuzdaki vergi oranı ile zarar gösteren inşaat şirketlerinin ödediği vergileri karşılaştırın. o da olmazsa (bkz: pırlanta vergisi)

    ikincisi üstünde çalışmak ise çok daha kolaydır. devlet harcama kalemlerinden kısmaya çalışır. bunu yaparken de kendini nemalayan godamanları üzmek yerine sosyal adaleti sağlayan kalemleri eler.

    * eğitimde öyle yapılanmaya gidilir ki bir bakmışsın özel okuldan başka şansın kalmamış. hatırlar mısın 80'li yıllarda doğan çocuklar olarak hep devlet okullarında okumuştuk. ne oldu da bizimle aynı ekonomik seviyedeki herkes artık özel okullara para akıtıyor?

    * sağlıkta öyle yapılanmaya gidilir ki bir bakmışsın özel hastaneler çoğalmış, herkes onların müşterisi olmuş. devlet hastanesine gidilmez olmuş.

    * sonra gün gelir sgk'da öyle bir yapılanmaya gidilir ki bir bakmışsın emekli maaşının yanında özel bireysel emeklilik sistemine dahil olmayanlar emeklilikte yaşamlarını idame ettiremez olmuşlar.

    sanıyor musun ki bundan 20 yıl sonra devletin sana sağlık/eğitim/emeklilik gibi güvenceler veriyor olacak? bu admlardan en sonuncusu bireysel emeklilik. mantıken bir ülkenin vatandaşlarını tasarrufa ve dolayısıyla yatırımı desteklemeye teşvik etmesi kötü değildir. kötü olan bunların büyük bir liberal planın parçası olarak yapılmasıdır. kötü olan sosyal devlet ilkesinin yalandan bir anayasada iki kelime olarak kalmasıdır.