şükela:  tümü | bugün soru sor
  • hollandaca kara kitap.
    paul verhoeven'in cekmeye bu yil baslayacagi, ikinci dunya savasi esnasinda hollanda'da gecen bir hikayenin filmi.
  • başrolllerini carice van houten (rachel/ellis), sebastian koch (ludwig müntze), thom hoffman (hans akkermans), halina reijn (ronnie), waldemar kobus (günther franken) ve derek de lint'in (gerben kuipers) paylaştığı, 2006 yapımı bir paul verhoeven filmi.

    filmde yahudi bir şarkıcı kızın nazi işgali altındaki hollanda'da başından geçenler anlatılıyor.

    http://www.zwartboekdefilm.nl/
  • 2006 hollanda en iyi film; en iyi yönetmen; en iyi kadın oyuncu*, 2006 venedik giornate degli autori'de en iyi uluslararası film ödüllerini alan ayrıca hollanda'nın 2007 oscar aday adayı film. 26. uluslararası istanbul film festivali'nde "akbank galaları" kapsamında gösterime girecek. 9 nisan 2007 gecesi, saat: 21.30'da emek sineması'nda. tek gösterim.
  • bir savaş dönemi filminde hele hele ki 2. dünya savaşı esnasında yaşanan olayları anlatan bir filmde atmosfer önemlidir. atmosferi ne kadar iyi seyirciye yansıtırsanız, seyirci o kadar filmin içine girer, filme kendini kaptırır yani filmi beğenir. bu yüzdendir ki er ryan i kurtarmak'i izlerken pek çok kişi normandiya çıkartması sahnesinde sinema koltukları arasında sipere yatmış, ekibin doktoru annesini sayıklayarak ölürken göz yaşlarını tutamamış, korkak eleman cephane yetiştiremedi diye diğer asker göğsünden bıçaklanırken sinirinden sinema perdesine uçan tekme atarak girişmiştir. evet bunları yapatıran filmin atmosferidir. peki seyirciyi bu derecede filmin içine çeken atmosfer yaratmanın sırrı nedir? bu sırrı bilsem burda entry kasmak yerine gider film çekerdim, paraya para demezdim, neyse...

    ancak zwartboek'u izledikten sonra şunu kesinlikle söyleyebilirim ki bir yönetmen bir savaş filmi atmosferi yaratmak istiyorsa kesinlikle başrolde, beyaz tenli, renkli gözlü, inanılmaz tatlı göğüslere sahip olan ilah gibi bir hatun oynatmamalı, hadi bi şekilde oynatmak zorunda kaldı diyelim o zaman o hatunu mimkin mertebe giyinik tutmalı. çünkü efenim tam kendinizi savaşın dehşetine, rezilliğine veriyorsunuz, insanlar zamanında nasıl yapabilmiş bunları diye düşünüyorsunuz, yani filmin tam içine giriyorsunuz ama tam o esnada hop bi yerden güzel ablamız ve güzel memeleri olaya müdahil oluyor. ben zaten daha filmin başında carice van houten'ı ve o güzel göğüslerini göl kenarında güneşlenirken görünce dedim kendime "bu güzel hatun ve bu güzel memeleri bu filmi piç eder" diye ve netekim ilerleyen sahnelerde de etti...

    yalnız yanlış anlaşılmasın, filmi beğenmedim demiyorum, özellikle erkek izleyiciler için seyri güzel bir film olmuş ama dediğim gibi bir savaş filmi olmamış. bu beklentiyle gidenler hayal kırıklığına uğrayacaktır.

    --- spoiler ---

    son olarak mükemmel göğüsler haricinde filmle ilgili aklıma takılan noktalar şunlar oldu: bütün karakterler neden çok hızlı konuşuyodu? sanki kovalayan var? tamam savaştasın, zaman değerli ama hele bi dur bi soluklan... ikinci olarak bütün ailesi gözlerinin önünde katledilirken ve katledildikten sonra gözünden bir damla yaş gelmeyen başrol oyuncumuz bi yerde düşmanı sayılan alman subayı müntze'nin öldüğünü öğrendiğinde ağlama hatta sinir krizine girmesini ilk başta yadırgadım. ama sonra göğüslerinin hatrına affettim kendisini...

    --- spoiler ---
  • 13 nisan 2007 gunu turkiye'de gosterime girecek paul verhoeven filmi. ben cok begendim, daha da cok begenmeyenleri duydum. tahminim, verhoevenseverlere hitap edip, sevmezlere etmeyecegi. bu kadar duz mantik sahibi bir insanim, evet.
  • başrol oyuncusu hatunun, yarısında çıplak gezdiği, bir türlü bitmek bilmeyen film.
  • daha ziyade 40ların 50lerin romantik temalı casusluk filmlerini anımsatan bir film. yer yer hah aferin olmuş dedim yer yer hadi len diye sinirlendim.

    --- spoiler ---
    öncelikle profesyonel bir casus olmayan rachel kızımızın kendisine iyi davranan, aşık olan ve yahudi olduğunu bile bile ilişkisini devam ettiren muntzenin ölümüne üzülmesi gayet insanca idi. tamam adam geçmişte direnişçilerin analarından emdikleri sütü burunlarından getirmiş. ayrıca savaş kaybına yakın zamanda döneklik etmese de yumuşamaya başlamış ama böylesi sadist nazi tiplerinden çok daha iyiydi. pianist adlı filmde thomas kretchman'ın ölümüne üzülüyorsam bu adamın ölümüne üzülmem de gayet normaldir.
    ikinci bir güzellik savaş bitiminde işbirlikçilere uygulanan işkencelerin değilse de aşağılamanın gösterilmesiydi. evet bu adamlar ihanet etmiştir filan ama nerededir avukat beyin filmde bahs ettiği fair trial, adil yargılanma hakkı? ha tabii sadece benim kafama uyanlar adil yargılansın dersek bu iş olmaz. neticede savaştan tepkili çıkanlara karşı ezik durumdakileri korumak birilerinin görevi olmalıdır. verhoeven o görevi nedense amerikalılara vermiş. ben işte burada ilk kez hadi lenn diyor ve taraf tutmak adlı filmi verhoeven e hatırlatmak istiyorum bir zahmet. öte yandan her duruma adapte sekreter hanımın almandan amerikalıya kayışına da aferin diyorum orası ayrı.
    son tahlilde filistin-israil durumları gösterilmiş ki bu beni en fazla rahatsız eden şey oldu. şimdi amaç şu mudur: bakın almanlar yahudileri keserken ses çıkarmadığınız için pişman oldunuz sonra yahudiler filistini aldı. şimdi orada yahudiler arapları kesiyor ses çıkarmıyorsunuz bakalım yarın öbür gün ne olacak? ya da yeni naziler filistinliler mi gerçekten? ben bu konuda bir sonuca varamadım.

    --- spoiler ---
    netice itibariyle ilgiyle izlenen, ama sonuçta pek de etkileyici olamayan ve aslında galiba savaş filmi olarak etkileyici olmaktansa romantik olmayı tercih eden bir film. ha bir de eskiden naziler hatun, direnişçiler erkek olurdu, hatunlar "iyi" tarafa geçerdi. yaşasın feminizm mi demeli bilmem ki?
  • paul verhoeven filmi. nazi dönemini anlatıyor, izleyiniz.
  • baslarda muntze karakterinden nefret ettiren sonra asik eden, insan insandir herkesin duygulari vardir dedirten, savas filminden cok romantik trajedi hissi veren ama yine de oyunculuk kalitesi ve surukleyici yapisi ile basarili bir nazi - yahudu temasi isleyen film.
  • das leben der anderen ile ard arda izlendiğinde sanki ikisi de aynı filmmiş gibi bir intiba bırakan film. birini izleyen öbürünü izlemese de olur bence.