• ikizlerin tuhaf ilişkisinin ensesten ziyade matthew karakterinin gözlemlediği gibi hala çocuk olmalarından kaynaklandığını, çıplaklığı ve cinselliği bir oyun olarak algıladıklarını sanıyorum. eva yaptıklarının yanlışlığının bilincinde, ailesi öğrenirse intihar edeceğini söylüyor, ama bunu sanki, mastürbasyonu keşfedip yaptıktan sonra pişman olan ve her defasında suçluluk duyan bir çocuk edasıyla dile getiriyor.
  • 60ların bertolucci yorumlaması, keza 60ların öğrenci hareketlerine ışık tutan film bekleyenlerin hayal kırıklığına uğrayabileceği, dekor düzeninin, renklerin, çekim tekniklerinin ve muheşem ışık kullanımının, filmin bir usta yönetmenden çıktığıını alenen belli eden, ama fazla elitist yaklaşımıyla, kanımca konusu zayıf kalmış olan bir film.
  • fatih ozguven'in cok hakli sekilde belirttigi gibi 68'i sadece bir fon olarak kullanan, bir kiz ve iki erkekten olusan bir 3lu'nun sapikca / rahatsiz edici bulunabilecek cinsel oyunlarini konu edinen bir film. sonu da alakasızdı. "eee, yani, n'oldu şimdi?" derirten bir final... "stealing beauty / çalınmış güzellik" gibi enfes bir film yapmis bertolucci'ye de yakistiramadim. ucuz, basit bir film. tek guzel tarafi kadin oyuncusunun guzelligi ve eski filmler karleriyle filmin karelerini tipatip yapip bulusturma fikriydi.
  • bertolucci o dönemleri çok güzel anlatmış bence... "sevişiyoruz sevişiyoruz sonra dişari çikip gösteri yapıyoruz"
  • usta yönetmen bu filmi çekip kariyerine zarar vereceğine oturup evde şiir yazsa daha iyi olurmuş gibi geliyor bana. hikaye kısaca; parisli isabelle ve theo adındaki iki kardeşle arkadaş olan amerikalı öğrenci matthewin, isabelle 'ye aşık olmasıyla gelişiyor. 68 yılında geçen film yine 68 yılının ikliminden uzak gelişiyor taki bir tuğla evin penceresini kırana dek. film de finale böyle koşuyor. cinsellik ensest şekilde ele alınınmış ama fazla rahatsız etmiyor seyirciyi, görüntüler hoş olsada replikler ustaya yakışmayacak derecede boş.
  • dreamers kaliteli bir o kadarda eğlenceli bir fransız filmi...
  • daha once bully'de izledigim michael pitt bu sefer ön planda oldugu icin kendini (oyunculugunu) daha iyi gosterme firsati bulmu$ ve alninin akiyla da cikmi$ dogrusu.. bu filmde pitt'in canlandirdigi karakterin amerika'ya dondukten sonra, o muhafazakar komunitesinde nelerle kar$ila$tigini, fransa'da ogrendikleri ile tamamen farkli bir ki$ilik haline gelen bu cocugun redneck* cevresi ile olan ili$kilerini de bir ikinci filmde izlesek ne de guzel olurdu.. hadi filmi biraktim, bu potansiyel olaylari anlatan mini bir kitap bile olsa dadindan yinmezdi.. ayrica film mmf'de y tu mama tambien ile yari$acak potansiyele sahip..
  • eva green kişisinin kapı eşiğinde venüs heykeli edasıyla yarıçıplak dikildiği nefis bi sahnesi de vardır bu filmin ki genel görüntü güzelliğini ikiye katlamıştır.
  • yönetmeni, filmin konusunu, oyunculuk kabiliyetini, 68 kuşağını ve filmin mesajını bir kenara bırakarak bu filmin beni bambaşka bir açıdan sarstığını itiraf etmek isterim.
    bir kere filmin çekildiği o ev, bana kendi evimi kişiliksiz bir katalog evi gibi hissettirdi. evde önemli olan temizlik, hijyen değilmiş meğerse, mobilyaların rengi de değilmiş. evde önemli olan o eve kişiliğinin yansımış olmasıymış. kalıplara bağlı olmadan koyu yeşil bir duvar, kadife perdeler, kırık fayanslı bir mutfakta bantla yapıştırılmış posterler çok daha fazla -evim- duygusu hissettiriyor insana.

    --- spoiler ---
    sonra salona tüllerden çadır kurmak....
    çocukken en sevdiğim şeydi, şimdi niye engeller olsun ki? ev benim tül benim.
    küvette uyuyunca ölünmüyormuş mesela..
    hayatta bir müzeyi koşarak geçme gibi ütopik hayallerim niye olmadı? oldu da sallamadım mı yoksa?
    üçü sevişmiş sevişmemiş derdim bu değil. o kadar özgürdüler ki dört duvar içinde. yoz bir ortam sayılsa bile huzurlu ve fazlasıyla özgür hissettim onları çöpten yemek ararken, donsuz merdivenlerden koşarken gördüğümde. en kıymetli şeyden, zamandan limitsizce vardı ellerinde.
    --- spoiler ---

    yogaymış, spa masajıymış, bunlar hikaye..
    kafam en az onların ki kadar dumanlanmış çıktım filmden. bin kez psikologa terapiye gitmişcesine bir rahatlama tüm bünyemde.

    bu film bana dört dev boy cerceveye, evi cart sarıya boyamaya, boyarken heryeri batırmama, kırmızı kovalar alıp eve saçmama, kitapları sepetlere doldurmama mal oldu.
    ama iyi oldu, dört duvarla birlikte ben de nefes aldım. salonda yerde yattım,çeşmeden su içtim. evde saçıma çiçekler taktım. çeyizlerden sabahlığımı çıkardım, tezgahta karpuz kırıp yedim, balkona yatıp yıldızları seyrettim ama mesaj olayını abartıp lavaboya da işemedim.
hesabın var mı? giriş yap