balkanlar uzerinden gelen alcak basinc

  • 2503
  • 4
  • 2
  • 1
  • bugün

felsefe ve edebiyatın insana kattıkları

felsefe insanda düşünce üzerine düşünce koyabilme eğilimini geliştirir. hayatının hiçbir zamanında düşünce özgürlüğü üzerine hiç düşünmemiş bir insana düşünce özgürlüğü nedir diye sorduğunuzda mutlaka kendine ait bir fikri oluşmaya başlar. felsefe ise bu insanın, hiç kimse bir şey sormadan, bir uyarıcı ile karşılaşmadan, belki de bir dağın başında yalnız başına düşünce özgürlüğü üzerine bir düşünce geliştirme sürecidir. bu yüzden, düşünceler üzerinde dans etmenin sağaltıcı bir tarafı vardır. insanlar ideolojiler arasında çatışırken siz bu ideolojilerin amacı üzerine çoktan düşünmüş ve bunun gerekliliği veya gereksizliği üzerine kendi fikrinizi ortaya koymuşsunuzdur. felsefe, insanlara adeta hazır paketler halinde sunulan ideolojileri, siyasi fikirleri, öğretileri süzgeçten geçirme ve doğru olana ulaştırma kolaylığı sağlar. aynı zamanda felsefe bir eylem değildir, bir dildir. beynin kendisini ifade edebilmesini sağlayan araçtır. felsefe üzerine edebiyat ise insanın kendi hayatını, var oluşunu, belki de duygularını anlamlandırmayı ve hatta bunları bir düzene sokabilmeyi sağlayabilir. bunu yaparken belki bir notaya basar belki eli bir kalem tutar belki bir fırça. sanat veya edebiyat, insanın yaşam dediği ve bir doğru üzerinde sapmadan gittiği yoldan farklı yolların da var olabileceğini gösterir. sanırım iki sene önce bir zemheri ayıydı. herkes gibi ben de kaldırım taşlarının üzerinde kedilerin haline üzülerek fakat onlar için hiçbir şey yapmayarak ve bunun yanı sıra tramvayın altında ezilmemek için temkinli fakat bir o kadar da sallanarak caddenin ortasından yürüyordum ve sağımda kalan süreyya operası'ndan içeri girmiş, birkaç saat boyunca giuseppe verdi tarafından bestelenen victor hugo'ya ait ernani'yi seyretmiştim. muhteşem bir sahne performansı, muhteşem bir seyirci ve muhteşem bir görsel şölen vardı ve inanır mısınız ben bu izlediklerimden hiç de zevk almamıştım. zaten sanat veya edebiyat da tam olarak buydu. duyumsanan kavramlardan veya fikirlerden zevk alma meselesi değildi, sanat veya edebiyat evrende yaşanan, yaşanmış veya yaşanacak olan bambaşka ihtimallerin de var olabileceğini kulağımıza fısıldayan bir araçtı. usta yazar, ne yazacağını kendi de bilmiyorsa ustadır. çünkü sanatın kemik suyunu içmiştir. onu usta yapan belirsizlik, ihtimaller ve yaratacaklarıdır. yaratılmamışı ortaya dökmek, bir nevi tanrıcılık oynamaktır. mesela michael ende her kitabında yeni bir evren yaratmaktadır. bir yazar adayı, michael ende'yi okuduktan sonra ne yazması gerektiğine değil, ne yazmaması gerektiğine karar verir. çünkü michael ende kusursuz bir evren yaratımının en iyi örneklerini vermektedir. peki kusursuz evren nedir? daha önce hiç yaratılmamış olan evrendir. insanın edebi bir kitaptan zevk almasını sağlayan şey sadece cümlelerin dizilişi, seçilen kelimeler veya kurgunun akıcılığı değil; okura daha önce hiç okumadığı birtakım olasılıklar sunmasıdır. insan, ahmet hamdi tanpınar okurken akşamüstü olur birden gökyüzü ve belki uzaklardan bir ezan sesi gelir. ve yine bu insan gogol okurken bir anda sislenir hava. soğuktur ama trajik bir acelelik vardır, bir şeyler gülünçtür fakat korkunçtur da. ve yine bu insan sait faik okurken güneşlidir gökyüzü ve bir o kadar da basit bir gündür yaşanan. bu insanlar bize bir evren yaratmışlardır. edebiyat, insana yaratma fırsatı sunar. belki de yarattıklarının içinden birini yaşama şansı bile verir. bu yüzden bazı yazarlar yaşamak istediklerini, bazıları ise yaşadıklarını yazarlar. yazılanlarda hep bir anı veya bir umut vardır, bunlar sadece cümlelerde renk değiştirirler, belki bir müzik olmuşlardır, belki şehrin adı değişmiştir.

devamını okuyayım »