hesabın var mı? giriş yap

  • akan sıcacık suyun altında, tüm askerlik dertlerinden arınarak, gül kokulu sabunlar, dinlendirici bir fon müziği eşliğinde yapılan banyo...

    değil tabii ki.

    "süre dolduaaa çığın artık, keserem suyu haaa" diye bağıran hırt bir banyo çavuşu eşliğinde, 3.8 dakikada 0.79 litre su ile yapılan bir banyodur bu. unutulmayacak bir andır. kars'ta soğuk su altında yapılmış olsa da, 14. günün sonunda yapıldığından garip bir haz bırakmıştır bünyede.

  • şöyle bir rapor.

    diyor ki;

    "demir, nitrat, aluminyum, arsenik, perfringens, enterokok, eschericis coli ve koliform bakteri parametreleri yönünden insani tüketim amaçlı sular hakkında yönetmelikte belirtilen sınır değerlere göre uygunsuz ve serbest klor düzeyinin yetersiz olduğu saptanmıştır."

    görüldüğü üzere içinde bir biz yokuz.

    melih? yaşıyor musun?

  • özellikle 80'den sonra doğanlar için geçerli olan ruhi sıkıntıların sebepleri;
    - milleti olduğundan farklı tek tip bir şekle sokmayı amaçlayan tedrisat sisteminden geçirilmiş olmak,
    - çocukluğundan beri her gün haberlerde terör ve şehit haberleri izleyerek ile büyümüş olmak,
    - 10-20 yaş arasını anadolu lisesi, fen lisesi ve son olarak da üniversite sınavı stresi içinde geçirip, akranlarını arkadaş olarak değil, sahip olmak istediği geleceğe giden yoldaki rakipler olarak görmek,
    - yolsuzluk içinde kıvranan bir ülkede büyümenin getirdiği, sürekli "hakkım yenecek" kaygısı yaşamak,
    - hayatı boyunca birden fazla iktisadi buhran görüp, mevcut durumu iyi olsa bile gelecek kaygısı yaşamak,
    - küçüklüğünden beri basın-yayın yoluyla yapılan ahlaki saldırılara maruz kalmış ve ciddi manada etkilenmiş bir toplumun ferdi olmak.

  • edit: bazı süper düşünceliler, bunu yapanlara kibirli sıfatını yakıştırmış. senin ben aklına tüküreyim.
    (bkz: #49067450)

    gerçek hayvanseverlerin yaptığı gönüllü aktivite... fakat dikkat edilmesi gereken bi şey var, ameliyat sonrası hemen sokağa bırakmayın hayvanı nolur. hava soğuk da olsa sıcak da olsa bırakmayın. evinizde bi köşe ayırın ona. ya da apartman boşluğunda minik bi yuva yapın. 2-3 gün sonra zaten yarası kapanmaya yüz tutar. salarsınız gider...

    bu arada, kadıköy belediyesi acıbadem veteriner kliniğinde, her ay belli bi miktarda sokak hayvanı bedava kısırlaştırılıyor. ücretsiz kota aşıldığında da cüzzi bi bedel karşılığında hayvanı kısırlaştırıyorlar. evcil hayvanları 190 liraya, sokak hayvanlarını ise çok çok daha az bi paraya kısırlaştırıyorlar.
    ve çok da temiz çalışıyorlar.

    benim leyloş kızımı da burada kısırlaştırdık. leyla'nın operasyon işlemleri yapılırken belediye temizlik görevlisi 50-55 yaşlarında bi amca geldi. kucağında 2 tane kedi. birisi minicik yavru, ötekisi 6-7 aylık bi tekir. yavru kedinin patisi incinmişti, tekiri de kısırlaştırmak istiyorum dedi. ve adamcağız, cebindeki son parayı da o hayvanlar için harcamıştı gözümün önünde.

    hayvanları sevin allah rızası için.

    edit: bilgilendirme amaçlı mesaj atan arkadaşlar olmuş sağolsunlar. istanbul avrupa yakasında da, fatih hayvan hastanesi ücretsiz kısırlaştırma yapıyor imiş. bilginiz olsun.

  • cop karistiricilik, cop toplayiciligin yaninda magazalardaki tarihi henuz bitmis, defolu, zarar gormus, eski model urunleri veya artiklari toplayicilik anlaminda da kullaniyor. "birinin copu digerinin hazinesi olur." mantigiyla genellikle avrupa ve abd'de yapilir. adamlar o kadar sistematik calisiyor ki olasi risklerden korunmak ve tam fayda saglanmasi icin adim adim "nasil dumpster diving yapilir?(ingilizce)" yazisi bile yapmislar:
    https://www.wikihow.com/dumpster-dive

  • sayın beyefendiler, şimdi size neden kadınlardan erken öldüğünüzü anlatacağım ve bu konuda masum mu masum kadınları suçladığınız için pişman olacaksınız...

    sebep genel kanının aksine kadınlar ve ya dırdır falan değildir. işin bittiğinde takım çantasını salonun ortasından zamanında kaldırsaydın da kadın da söylenmeseydi. ayağından çıkardığın çoraplar neredeyse tencerelerin içinden çıkacak, sonra; kadın dırdır yapıyor, ölüyoruz... yeşilçam karakterine dönüşüp sorasım geliyor; siz ölmeyi bayılmak mı sandınız kuzum? öyle eften püften sebeple erken ölseydi insanlar, kadınlar da sizin dağınıklığınızdan erken ölürdü. bakın, kadınları gömmeye çalışırken bile doğru noktaya parmak basmıyorsunuz. dırdırdan ölmüş! yok dün akşam yaptığı pilav tane tane olmadığı için öldün... doğa ananın dengesini, küçük ama hovarda oyunlarını, insan vücudunun muhteşemliğini ve arızalarını es geçip, kendi inandığımız dogma ya da yargıları sebep göstermek, işin kolayına kaçmak ve aslını kaçırmaktır.

    erkeklerin doğdukları andan itibaren, kadınlara kıyasla daha erken ölecekleri bellidir. nedeni de cinsiyetleridir. yani; sadece erkek oldukları için, kadınlardan aşağı yukarı üç ila beş yıl daha az yaşayacaklardır. evet, hayat terazisi eşitliğini bu sefer kadının lehine bozuyor. mesela 2014-2016 yılı hayat tablolarına baktığımızda, türkiye' de doğuşta beklenen yaşam süresinin 78 yıl olduğunu görüyoruz. erkekler 75,3 ve kadınlar 80,7 yıl yaşıyor. genel olarak kadınlar erkeklerden daha uzun süre yaşamakta, doğuşta beklenen yaşam süresi farkı ise 5,4 yıl olarak hesaplanmış.

    bu farkı sorgularken insanın aklına ilk iş hayatı geliyor. erkeklerin süregelen dünya düzeni düşünüldüğünde ağır çalışma koşullarından dolayı erken ölmeleri ihtimali değerlendirmeye değer bulunabilir. sevgili hanımefendiler sizlere de iki çift lafım var; bu adamlar daha ne yapsın? avlandı geldi kadını besledi, tarlada çalıştı geldi kadını besledi, taş taşıdı, madende çalıştı, geldi kadını besledi, savaştı geldi kadını besledi. aşık oldu, sevdi; yemedi yedirdi, giymedi giydirdi... kadınını memnun etmek için çırpındı, bitmedi çilesi bitmedi; hayatı hep kan, ter, gözyaşı... adamcağızlar çalışmaktan telef olup erkenden göçüp gittiler diyebilirdik, aslında ilk bakışta mantıksız da değildi... ancak sorun bu olsaydı, günümüzde aradaki farkın kapanıyor olması gerekirdi. bbc dergi' de yayınlanmış bir makalede, isveç’ te yapılan bir araştırmaya göre, 1800’de yaş ortalaması kadınlar için 33, erkekler için 31 iken günümüzde sırasıyla 83,5 ve 79,5 olduğu görülmüş, yani toplumda büyük değişimler yaşanmasına rağmen, hala kadınlar erkeklerden %5 daha uzun yaşıyor.

    peki sorun erkek biyolojisinde mi? önce bi kromozomlara bakalım... biliyorsunuz ki her hücrenin dnasındaki kromozomlar çift halde bulunur: kadınlarda iki x kromozomu, erkeklerde ise x ve y kromozomu vardır. aslında evrimsel ilerleyişi düşündüğümüzde, erkek dnasının farklı kromozom ihtiva etmesinin bir avantaj olmasını beklerdim ancak ne yazık ki değilmiş... iki x kromozomu olması nedeniyle kadınlar her genin kopyasını tutuyormuş; yani bir gende sorun varsa yedeği de varmış. erkeklerinse böyle bir takviye imkanı yok, bu nedenle zamanla daha fazla hücre arıza gösterip erkekleri daha büyük hastalık riskiyle karşı karşıya bırakıyormuş.

    biraz da hastalıklara karşı savunmasızlıktan bahsedecek olursak; gerontoloji profesörü eileen crimmins, yetişkin erkeklerdeki ölüm sebeplerine dair küresel ölçekli verilerin kalp hastalıklarını işaret ettiğini söylüyor ve kalp hastalıkları bazlı ölümler dikkate alınarak, 13 gelişmiş ülkede 1800 ile 1935 yılları arasında doğmuş insanların yaşam süreleri üzerinden yapılan bir araştırmaya göre; dünyanın neresinde olursa olsun kadınlar, kalp hastalıkları farklılıkları yüzünden erkeklerden daha uzun yaşıyor. araştırmayı yapan doktorlardan finch, özellikle orta yaş ve erken yaşlılık döneminde kalp damar hastalıklarına bağlı erkek ölümlerinin daha fazla olmasının, kadın ve erkeklerin biyolojik farklılıklarını veya kadınların yaşamlarındaki bir noktada koruyucu faktörlere sahip olmaları ihtimalini düşündürdüğünü söylüyor.

    son olarak gelelim, baş belası testosterona... koreli bilim adamı han-nam park 19. yüzyılda saray hayatını incelemiş ve normal erkeklerin 50 yaşına kadar yaşadığını, ergenlikten önce hadım edilen 81 kişinin ortalama yaşının ise 70 olduğunu görmüş. londra’daki ucl üniversitesi’nden david gem ise ergenlik sona erdiğinde erkeklerin artık görebilecekleri hasarı görmüş olduklarına inanıyor. abd’de başka bir araştırmada ise durum şöyle; 20. yüzyılda akıl hastanesinde yatan erkeklerin bazıları kısırlaştırma işlemine tabi tutuluyordu. bu erkeklere 15 yaşından önce bu işlem yapılmış ise, diğer tutuklulardan daha fazla yaşadıkları görülmüştü. yani özellikle ergenlikten önce testisleri alınmış insanların daha uzun yaşadığına inanılıyor. testosteron kısa vadede vücudu daha güçlü kılsa da yol açtığı değişiklikler daha ileri yaşlarda kişiyi kalp hastalıklarına, enfeksiyona ve kansere daha açık hale getiriyor. yani o çok övünülen "erkeklik", aslına bakarsanız erkek yaşamının en büyük düşmanı... kadınlarda ise durum bambaşka; ostrojen adeta bir gençlik iksiri görevi görüyor ve antioksidan işleviyle hücrelere zarar veren zehirli kimyasalları temizliyor. dişi hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde, yumurtalıkları alınmış olanların hücre onarımını yeterince yapamadıkları, bu nedenle daha kısa yaşadıkları görülmüş. yani özetle; testosteron erkek ömrünü kısaltırken, östrojen tam tersi bir etkiyle uzamasını sağlıyor. yazık size yaa, bu da mı gol değil be*... neyse canım siz de üçün beşin hesabını yapmayın yani şimdi*.

    erkekleri bilmem ama bence yine de kadınları iş hayatı erken öldürebilir ya da beni o öldürecek ya! kesin bak, kesin bir ilişki var! durumu eşitlemek istiyorsanız, hanımları işe gönderin, ev adamı olun...

    kaynak 1: http://www.bbc.com/…-why-women-live-longer-than-men

    kaynak 2 : https://news.usc.edu/…nt-men-live-as-long-as-women/

  • bizim hastalığımız bu işte!!

    hiç yaşamadığımız durumlar için yargıyı dağıtmak/eleştirmek/hüküm vermek!!!

  • son 24 saat içinde aşırı dindar grupların ve cemaatlerin isteğiyle cem adrian'ın konseri iptal edildi, sinop'ta müzik festivali yasaklandı, netflix gibi paralı yayın platformlarına “ahlaka aykırılık”cezaları kesildi, istanbul'da flörtleşme etkinliği yapan kafe kapatıldı.

    bunlara normalde en örgütlü cevabı ana muhalefet partisi vermeli, veremiyor. susuyor.

  • aynı şeyi ev sahibime yapmıştım ama o doktor değil* whatsapp üzerinden kira pazarlığı yapıyorduk yazışarak, ben her hitabımda "siz" yazdıkça o ısrarla "sen" diyor, en son "senin dediğin gibi olmuyor" diye yazınca hemen telefondan aradı gerildiniz sanırım diyor, yoo dedim sende nerden çıkarıyorsun böyle şeyleri diyerek ardından yalancı bir kahkaha patlattım. bir daha asla sen demedi.

    size "sen" dilini kullanan kim olursa olsun "siz" dilini kullanmayın, başka dillerde olanlar o dilin kullanıcılarının sorunu, bu dilin nezaket kuralları var ve nezaket karşılıklı olursa bir anlamı olur...