• barmen (şeytan tüyü olan bir kenar mahalle delikanlısı)
    kadın (rock bar müdavimi tikky, değişik bir hanım)

    barmen: (yüksek sesle ama ölçülü) bu gece bize gelsene?

    kadın: ay ben salak mıyım size geleceğim?

    barmen: ben her gece bize gidiyorum, salak mıyım ben şimdi?

  • yakında akp'li varoşların gelip mangal yapmasını beklediğim yer. adamlar ait olmadığı zümreyi sikip atmakta şahane çünkü.

  • zamane cocugudur.
    izlerken icimiz ciz eder biz abilerin, etmez mi?
    bizim zamanimizda kinder surprise azdi, pahaliydi, anne babalarimiz alamazdi oyle cok cok. ayda bir falan toplu ali$veri$te ogretmenler kooperatifine gidilecek, anne iyi zamaninda olacak da 1-2 tane alacak. ancak o zaman kinder surpriseimiz olurdu bizim.
    onun cikolatasini binbir torenle yerdik. kirmadan ikiye bolerdik once, sonra ufak ufak yalardik, buyuk bir parca kopartacaz da zort diye bitecek diye korkardik... bissuru bissuru olsa da bissuru yesek diye hayaller kurardik, gercekle$mezdi bu cocukca hayaller.
    kagidini bile ozenle yirtmadan cikarirdik. aliminyumdu ya, boyle duzle$tirir, defter arasina koyardik falan, biriktirirdik.
    $imdiki veletlere bakiyorum, zart diye yirtarak acip, huptedenek su gibi iciyorlar cikolatayi, onlar icin ozel degil, onlar icin luks degil, onlar icin degerli degil...
    bizim icin neydi o kinder surprise biliyonuz mu siz?
    bir gun birinin kafasina cakacam yerken, ne nereden geldigini anlayacak, ne neden oldugunu kerata...
    aglayasim geliyor.
    hislendirmeyin beni...

    (bkz: bastigin yerleri toprak diyerek gecme tani)

  • bir baska fikra da soyle der;
    kis baslamak üzeredir. kizilderili toplulugu sefin etrafina toplanmis, kisin sert mi yoksa yumusak mi geçecegini ögrenmek isterler. geleneksel yeteneklerini dedelerinden bu yana çoktan kaybetmis bulunan sef isi saglama almak için kisin sert geçecegini ve mümkün oldugunca fazla odun toplamalarini söyler kabilesine.

    akilli bir adam olan sef birkaç gün sonra yakinlardaki meteoroloji istasyonuna telefon eder: "bu kis soguk mu geçecek sizce?"

    meteorolog cevap verir: "evet, oldukça sert geçecege benziyor."

    bu cevabi alan sef derhal kabilesine döner ve kisin çok sert geçecegini, daha çok odun parçasi toplamalari gerektigini söyler. bir süre sonra meteoroloji istasyonunu tekrar arar ve sorar: "kis hala soguk mu geçecege benziyor?". "evet" der karsidaki: "oldukça soguk geçecege benziyor."

    sef kabilesine döner ve sadece odunlari degil bulabildikleri her çaliçirpiyi toplamalarini ister. birkaç gün sonra meteoroloji istasyonunu tekrar arar: "kisin sert geçeceginden gerçekten eminmisiniz?".

    adam: "kesinlikle. bugüne dek yasanan en sert kislardan birini yasayacagiz gibi görünüyor." "nasil bu kadar emin olabiliyorsunuz ?" diye sorar sef.

    meteorolog yanitlar: "kizilderililer çilginlar gibi odun topluyor!"

  • türk milletindeki şu gerçek yaşından en az 10 yaş daha büyük davranma hastalığına en yakın zamanda çözüm bulunmalı. bizim zamanımızda böyle değildi la. birbirimizin tasosunu, misketini kepip güler eğlenirdik. en fazla tekme tokat birbirimize girerdik ama böyle koca adam gibi dayılanıp büyük laflar etmezdik hiç.

    tanım: ülkemizdeki siyasetçilerden daha seviyeli tartışan çocuklar.

  • 13 yaşındaydım. yaz tatili için anneannem ve dedemle köyde kalıyordum. bir sabah dedem erkenden kalkmış, güzelce giyinmiş kokulanmış beni uyandırdı. "ben şehre iniyorum kızım bir şey istiyor musun" diye sordu. ben de sabahın köründe beni uyandırdığı için sinirlenip dünyanın en gereksiz atarını yaptım. aşırı huysuz bir şekilde "falım sakız al, buranın bakkalındaki sakızları beğenmiyorum" deyip kıçımı dönüp geri yattım.

    dedem şehre gittiğinde karşıdan karşıya geçerken bir dolmuşun kendisine çarpması yüzünden birkaç gün hastanede yatıp sonra da öldü. şehir merkezinde işleri olduğunda hep elinde taşıdığı içine evraklarını koyduğu küçük kahverengi bir çantası vardı. hastane, cenaze vs süreçleri geçtikten sonra annemle çantasını açtık. içinden 10'a yakın falım sakız çıktı. günlerce o sakızlara bakıp bakıp ağladım. şımarıklığıma, domuzluğuma öfkelendim. o sakızlar bana bazen çok basit olarak görebileceğin bir nezaketsizliğin nasıl ömürlük bir pişmanlığa dönüşeceğini öğretti.

    hatırladıkça hala burnumun direği sızlar. hiç geçmeyeceğini bildiğim bir hüzne kapılırım.

  • daha önce yazılmamış ama telefon sapıklarının kendini ele vermesine de sebep olabilir.

    açma diye kaydettiğim numarayı tesadüfen whatsapp kişi listesinde üstelik tanıdık bir resimle görmek ilginç oluyor.

  • insana açtığı kapılar, dingin, derinlikli anlatımı, özenli kurgusu ve alçakgönüllü, varsıl içeriğiyle olağanüstü bir kitabı andıran netflix dizisi. insanın evrenini genişleten gerçek bir sanat yapıtı.

  • sayesinde koltuktan düşmüş olduğum acun'un yarışması. ahahaha olum lan tek yaptığı iş konuşmak ve gidip kutuyu almak olan acun artık yürümüyor kutu onun ayağına geliyor. ayrıca o nasıl bi mekanizma. allah seni kahretmesin acun yine güldürdün. bi de kendime üşengeç derdim*

  • haklı bir sorudur. kütüphaneler ders çalışılsın diye vardır. öğrencilerin dikkati dağılmasın diye ses bile çıkarılmaz. buna özen gösterilir. her yerin bir kuralı, bir usulü vardır. medeni olmak da bunu gerektirir.

    belli bir amacı olan yerleri, amacı dışında kullananları uyarmaktan çekinmeyin. gerekirse şikayet edin. adam orada yarınki dersine vizesine finaline çalışıyor. kimi zaman yer bile bulamıyor yoğunluktan. bu hareketler çalışmak isteyen gençlerin hakkını gaspetmekten başka bir şey değildir.

    kütüphaneyi kafe gibi kullanıp muhabbet edenler, telefonla konuşanlar, yiyişenler... kalkın gidin de gerçekten ders çalışacak olanlar geçsin o masalara.

    edit: "kütüphanede ders çalışılmaz" diye mesaj atan adam var. öpüşeni bulduk.