• osmanlı'da, soğuklar arttığı zamanlarda herkes içilsin diye evinin önüne sıcacık latte koyarmış. inceliğe bakar mısın.

  • esir alınamadığını gösterir. yılmaz erdoğan'lar korkudan şeriatçı kesilirken fazıl'lar bir türlü sindirilemiyor. bu da bizim nato dincilerini delirtiyor.

  • bir an. çok kısa.

    bir takside,
    yalnız yaşanılan eve giderken,
    hafif uykulu,
    ıslak bir istanbul gecesinde,
    alnın cama yaslanmış,
    göz önünden geçen,
    anılarla yüklü bir otobüs durağında,
    bir elini diğerine kavuşturup,
    sanki avucunda başkasının eli,
    sıkıca kavranan,
    sıkıca kavrayan,
    birinin olmasını istemek.

    işte o an.

  • hak verdim ben bu adama. sınıfın öğretmene saygı duymaya başlaması için böyle bir şey gerekiyormuş belli ki. sanırım sınav sonuçlarını okuyacağı sırada ergenler "biz seni siklemiyoruz heyoo çok havalıyız" der gibi sınıfta dolaşıyor, kamerayı açmış hocayı çekiyor, bilmem ne yapıyor.

    adam olacaksınız. büyüklerinize, öğretmenlerinize saygı duymayı öğreneceksiniz. insan olup çıkacaksınız o okullardan.

  • soyadı portekizce’de “kişi” anlamına gelen, yarattığı kimliklerle farklı yazma üsluplarıyla donanan, kendi kendini yaratan dünyasında kendisinin en az gerçek kişi olduğunu öne süren, son derece kesin ya da son derece belirsiz şair.
    yıllardır hayatım için aradığım sözleri onun dışkimliklerinden biri alvaro de campos'un yazdığı cümlelerde buldum:

    "hepimizin iki yaşamı var;
    sahici olanı: çocukluğumuzda düşlediğimiz yaşam...
    sahte olanı: başkalarıyla ortaklaşa yaşadığımız" ...?

  • otobüste sadece şoförün gördüğü o boşluk var ya; öyle bir boşluk var içimde, benden başkasının göremediği..