• sabah, ağzına kadar dolu gardırobunu açtığında ne giysem diyerek dakikalarca kıyafetlerinle bakıştığın durumdur. bir anda hiçbir tişörtün, hiçbir pantolona uyuşmamaya başladığını hissedersin.
    bakışlarının yönlendiği elbiselerini çokça giydiğini ve zar zor oluşturduğun kombinin de dengesiz havalara ayak uyduramadığını fark edersin. bu anı yaşadığımızda hepimizin yöneldiği çözüm bellidir. tam da indirimler başlamışken şimdi yeni parçalar için alışverişin tam zamanı.

  • biriyle tanışmıştım zamanın birinde... 16 yaşındaki bir kız babasıyla birlikte annesini terketmişti. sebebi de babası kansere yakalanmış, hastaneye gitmiş bir sürü tetkik vs. kısır olduğunu, hiç çocuğu olamayacağını öğrenmiş. annesi de itiraf etmiş kızın başkasından olduğunu.

    yani istediğin kadar sakla, ilahi adalete inanıyorum ben ve er ya da geç hiç şaşmıyor...

  • yine brezilya: karim benimle tanismadan once bir turkiye seyahati yapmaya niyetlenmis, denyo seyahat acentacisi "gitme" demis "seni kacirir, deve karsiligi sultana satarlar!" .. korkmus, gitmemis tabii .. peru'ya gitmis. biz daha cikarken bunu anlatip dogru olup olmadigini sordu. ben de soyle yukaridan asagiya bir suzdum, "8 deve edersin" dedim. hala dalga mi gectim dogru mu soyledim bilmez.

  • bir tur daha dönüşüp yeniden erkek olurdum. bu ülkede kadın olunmaz olm manyak mısınız? resmen "survival mode"da oynuyorlar hayatı.

  • vatandaşın kanını emerek geçinen komisyoncu takımından birinin ifadesi. emlakçısı da böyledir, oto galericisi de. hepsi sistemin boşluğundan faydalanıp hiçbir şey yapmadan oturduğu yerden para kazanır. kabzımalın vatandaşın sırtına bindiği gibi emlakçı dediğin adam da ev sahibinden beş kuruş para almazken komisyonun tamamını gariban kiracıdan alır. devletin umrunda olmaz.

  • kanıtlanmış şaşırtıcı bir doğa gerçeğidir.

    ben konuyla ilgili ilk aydınlanmamı şurdaki ted konuşmasında yaşamıştım.

    biz göremesek de toprağın altında ağaç kökleri birbirlerini besliyor. bu köklerde bulunan mantarlar aracılığıyla birbirleriyle iletişime geçiyor ve bazen kendileri için tehlike sayılabilecek durumlardan(kuraklık, böcekler) birbirlerini haberdar ediyor, bazen birbirlerine kendi besinlerini yolluyor bazense birbirlerinden besin çalıyor.

    mesela diyelim bir tane koca çınar etrafında küçük, yardıma muhtaç bir çınar gördü, hemen ihtiyaç duyabileceği şekeri gönderiyor ve bu minik fidanı hayata bağlıyor. bazen de çok yaşlı ağaçlar artık kendileri için pek de önemi kalmayan besinleri diğer ağaçlar faydalansın diye gönderiyor. tabii her şey böyle hep güllük gülistanlık değil. başta da ifade ettiğim gibi bazen ciddi bir rekabet hali de söz konusu olabiliyormuş. bazen herhangi bir paylaşım hali olmasa da bazı türler başka ağaçların besinlerini çalabiliyormuş. veya bir başka durum olaraksa zehirli kimyasallar salgılayıp diğer ağaçlara zarar verebiliyormuş.

    ayrıca ağaçlar arasındaki bu iletişimi sağladıkları yol sadece mantarlarla sınırlı değilmiş. aynı zamanda feromonlar ve hava yolu iletişimi ile de birbirleriyle 'konuşabiliyorlar'.

    daha kapsamlı bilgiler içinse şu veya şu faydalı okumalar olabilir.

    demek ki neymiş, ağaçlar öyle çok da yabana atılacak canlılar değilmiş.

  • aslında namuslu insanlar toplanıp bu tecavüzcülerin hepsine ve destekleyenlere öğlen vakitleri sokak ortasında tecavüz edip; "gündüz gözü bu mahlukların ne işi var dışarıda" diyeceksin.

  • + ceren ben senden çok hoşlanıyorum ya, nasıl yapsak?
    - ah be canım ben seni sadece arkadaş olarak seviyorum ya.
    + peki o zaman, unutalım.

    2 gün sonra...

    + aa ceren naber?
    - iyiyim gökhan, sen nasılsın? iyi misin?
    + iyilik benden de, sevgili yaptım işte takılıyoruz.
    - höm? nasıl ya? baya çabuk tutmuşsun elini...
    + yaa sorma. bak şu bankta oturuyor işte, adı selma.
    - ......
    + ee bir şey demeyecek misin?
    - kartondan mı yaptın sen onu?
    + sadece %50'si karton. beni reddettiğin gece kabasını aldım süngerle, ertesi gün karton ve mukavvayla tamamladım. saçlarda da ören bayan atlas modelini kullandım ha.

    (bkz: sevgili yapmak)