hesabın var mı? giriş yap

  • şekerpare aldım 1,50 tl'ye.
    sudan ucuz lan. kasadaki eleman mutlaka tavuk göğsü deneyin dedi. hem kampanya var çifti 2 tl dedi.
    hemen kasanın yanında duran tatlıyı uzattı bana.
    ben de bıraktım şekerpareyi, yerine tavuk göğsü aldım.
    evde yerken tadında bi gariplik hissettim.
    tarihine baktım, yarın son günü. ulan dedim bi çakalllık var bu işte.

    daha sonra bir gün (kurnazlık yapacam burda) markete gittim yine.
    elimde tavuk göğsü son kullanma tarihine 2 gün var.
    alıp kasaya gittim(zaten ortalıkta genelde kasiyerden başka kimse görünmüyor bu marketlerde)
    dedim;
    "bunun tarihi çok yaklaşmış ama kararsız kaldım alsam mı?"
    "abi sütlü tatlıları tarihi yaklaşmışsa alma, tavsiye etmem" demesinmi adam.
    ulan zübük sen satmaya uğraşmadın mı geçenlerde 1 gün kalmış tatlıyı.
    ince hilelerle çakallıklarını çözdüğüm markettir.
    haklı fırça atmanın gururuyla, emin adımlarla uzaklaştım mekandan.

    edit: ulan ticari itibar zedelemiş olmayayım sakın şu günlerde çok tehlikeli.

  • geçenlerde yeni açılmış acıbadem akasya starbucks'a gittim. önümde bir müşteri siparişini verdi, setcard uzattı. starbucks görevlisi henüz o kartla ödeme alamadıklarını söyledi. müşteri de yanında başka kartı veya nakiti olmadığı için tamam iptal edelim o zaman siparişi dedi. görevli sorun değil ikramımız olsun deyip müşteriye ücretsiz olarak siparişini teslim etti.

    yani sadece kahveleri değil ticaret ahlakları da güzel.

  • önsöz: okuyacağınız entry bir deney safhasını anlatmaktadır, deney sonucunda hipotez reddedilmiştir. sonuçlar gerçek değildir ama dünyada yaşayan her canlıya saygı göstermemiz açısından düşündürücü ve bilgilendiricidir.

    büyüklerimiz hep bize çiçeklerinle konuş, onları sev derdi. pek inanmasam da onlarla ara ara konuşurdum. lakin okuduğum şu yazı beni hayrete düşürdü. paylaşmaktan büyük mutluluk duyarım.

    "amerikalı yalan makinesi uzmanı cleve backster'ın işi dünyanın her yanından gelen polislere ve görevlilere poligraf denen bu aygıtın kullanılmasını ve inceliklerini öğretmekti. 1966 yılında yoğun bir çalışma gününün sonunda backster odasında otururken yalan makinesinin elektrodlarını "deve tabanı" bitkisinin yaprağına bağladı. backster'in amacı bitkiye su verildiğinde yapraklarda bir tepkinin olup olmayacağını öğrenmekti. saksıya biraz su döktü, bir süre bekledi ama bitkide değişikliği gösteren hareketi poligraf cihazında saptayamadı.

    galvanometre yalan makinesinin bir parçasıdır. insanda galvanometre göstergesini sıçratacak denli güçlü bir tepki elde etmenin en etkin yolu, onun yaşamını tehdit etmektir. backster de bu düşünceden yola çıkarak vahşi bir saldırı yapmaya karar verdi. elektrodların bağlı olduğu yaprağı yakacaktı. kafasında yakma düşüncesini canlandırmasıyla birlikte yazıcı uçta bir hareket oldu. backster yerinden kıpırdamamıştı. peki ne olmuştu da yazıcının ucu hareket etmişti? acaba bitki aklından geçenleri mi okumuştu?

    kibrit almak için odadan dışarı çıkıp geri döndüğünde, grafik kağıdının üzerinde yeni ve ani bir dalgalanmanın kaydedildiğini gördü. daha sonra yaprağı yakacakmış gibi hamle yaptığında hiçbir tepki görmedi. acaba bitki gerçek ve yapmacık amaçları ayırt edebiliyor muydu?

    gördükleri bir rastlantı mıydı yoksa gerçek miydi? bu olay sayısız deneylerin başlangıcı olmuştu. benzeri deneyler, farklı poligraf aygıtlarıyla, otuza yakın bitki üzerinde farklı kişilerle yapıldı. hepsinde de benzer gelişmeler gösteren bu deneyler, yaşama başka bir bakış açısıyla bakması gerektiğini söylüyordu.

    bir süre sonra bitkilerin bellekleri olup olmadığını düşünmeye başladı ve bu yönde bir deney hazırladı. backster'in öğrencilerinden altısı, yapılacak deney için gönüllü oldular. bir odaya iki saksı çiçek ve bir kura torbası konuldu. denekler teker teker odaya girecekler ve ne yapacaklarını, çektikleri kurada öğreneceklerdi. kağıtlardan birinde, odada bulunan bitkilerden birini kökünden sökmek, ayağının altına alıp çiğnemek ve tümüyle öldürmek biçiminde bir talimat yazılıydı. cinayet tümüyle gizli işlenecekti. yani ne backster ne de öteki öğrenciler suçlunun kim olduğunu bilmeyeceklerdi. bunu yalnızca odada bulunan ikinci bitki bilecekti.

    deney tamamlandı. önce backster ve sonra teker teker deneye katılan öğrenciler içeri girdiler. öteki beş öğrenciye hiç tepki vermeyen bitki, gerçek suçlunun her yanına yaklaşışında, yazıcının ibresini çılgın gibi oynatıyordu. demek ki bitkilerin duyguları algılama ötesinde, geçmişi de anımsayan bellekleri vardı."

    ben inanıyorum ki eski insanlar böyle deneyler yapmadan da bitkilerin onları duyduğunu ve anladığını biliyorlardı. yoksa amerikan yerlileri niçin ihtiyaç duydukça ormana gidip, kollarını iki yana açıp, sırtlarını çam ağaçlarına yaslayıp , ağacın enerjisiyle kendi güçlerini tazelesinler? ya da neden solomon adasındaki yerliler kesmek istedikleri ağaçları balta ile kesmek yerine etrafında halka olup kötü sözler söyleyip, lanet etsinler? bu yöntemle bir kaç güne kalmadan ağacın yaprakları dökülür, ağaç kuruyup gidermiş. ya da neden anneannemin en sevdiği çiçeği her gün daha bir aşkla şevkle açıyor, odanın ortasında prenses gibi kasılıyor?

    ama benim esas derdim bitkilerin bunu hissetmesinden ziyade biz insanoğlunun yaşadıklarımız karşısında neler hissettiğimiz. insan haricindeki canlılar bile bu tür durumlardan ciddi manada etkileniyorsa biz ne durumdayız kim bilir?

    edit: işbu entry başkent üniversitesi kültür yayınları dergisi 2004 eylül sayısından aktarılmıştır. bu deney bilimsel metodlara uygun yapılmamış, üstelik sürekliliği de yokmuş yani tekrarlanınca farklı bulgular elde edilmiş. dolayısıyla hipotez reddedilmiş. kaynaklar için şöyle;

    [http://www.skepdic.com/plants.html http://www.skepdic.com/plants.html]

    [http://sniggle.net/science.php http://sniggle.net/science.php]

    [http://www.vegansoapbox.com/what-about-plants/ http://www.vegansoapbox.com/what-about-plants/]

    [http://www.newyorker.com/…/23/the-intelligent-plant http://www.newyorker.com/…/23/the-intelligent-plant]

    destekleri ve düzeltmeler için, ealtin, lecagot, malmazel nickli arkadaşlara teşekkür ederim.

    bir yanlış anlamaya mahal vermişsem, herkesten özür dilerim.

  • bira içmeyi seven insanlardır. çime falan ihtiyaç duymazlar. ayrıca şu yaşıma geldim, türkçe pop kültürünün eksikliğinin ciddi ciddi eleştirildiğini ilk defa görüyorum. kafanız çok güzelmiş.

  • dostlarım, romalılar...
    gelin şu hakkında binlerce entry yazılıp lanetlenen evlilik müessesesine yakından bir bakalım.

    evlilik kurumu aslında sosyal ve hukuki bir kurumdur. üreme kontrolü, doğan çocukların bakımının paylaşımı, toplumsal düzenin sürdürülmesi için gerekli sosyal görevlerin ve rollerin yerine getirilmesi, hukuki açıdan gelişebilecek çatışmaların kolay çözülmesi gibi işlevleri bulunur.

    bunun dışında kalan ve insanların - en azından bir kısmının - zorlandığı kısım ise duygusal komponent.

    iki insanın bir araya gelip, aynı çatı altında yaşaması kolay bir şey değil. bu evlilik için de birlikte yaşamak için de geçerli. her insan ilişki kurmayı kendi ebeveynlerinden öğrenir. gerek ebeveynlerinin kendisiyle kurdukları ilişki, gerekse anne babasının aralarındaki ilişki bir çeşit şablon oluşturur insanın zihninde.

    çift terapisinde en yoğun çalıştığım yerlerden birisi aile hikayesidir. herkes evliliğe bir valizle gelir. o valizin içinde, kendi ailemizden gördüklerimiz ve onlarla olan etkileşimlerimiz vardır. erkek de kadın da evim dedikleri yere gelince, doğal olarak valizleri boşaltır.

    diyelim adamın annesi çilekeş, babası hovarda. anne kendini evine adamış, yememiş yedirmiş, kendini unutmuş bir kadın. baba da kendi hazzı peşinde koşarken evini unutmuş bir adam. bu adamın eşinden beklentisi, annesinde gördüğü davranışlardır. eşi normal bir kadın gibi davrandığında, onu kendisini sevmemekle, yeterince iyi bir ev kadını olmamakla suçlayabilir.

    bakın işte bu adam, evliliği size asla tavsiye etmez. çünkü kadınlar kötü, umursamaz, evlenince birden değişen varlıklardır. oysa evlilik, adamın beklentilerini açığa çıkaran olaydır aslında. sevdiği kadın, 'karısı' olduğunda, annesinden gördüklerini onda görmek ister ve annesine öfkesini ona yansıtır.
    (evet, annesine öfkelidir de çünkü o kötü çocukluğun bir nedeni de annesinin tutumudur, ama buraya girmeyeceğim, karmaşık meseleler)

    ikili ilişki sürdürebilmek belli bir ruhsal olgunluk gerektirir. bu evlilik için de geçerli, sevgililik için de. insanlar birey olmadan, kendilik atılımını yapmadan, yeterli duygusal olgunluğa erişmeden evlendiklerinde, yoğun çatışma yaşıyorlar. bazen de hakikaten beklentiler çok uyumsuz oluyor, beklentilerinin nereden geldiğini yorumlayamayınca kısırdöngüye girip, boğuluyorlar.

    her ikili ilişki ölene dek sürecek diye bir şey yok elbette, ancak aynı şekilde evlilik kötüdür diye bir şey de yok. taraflar temelde ruhsal yapılarının ve ilişkiye yanlarında getirdikleri valizlerin izin verdiği evliliği yaşıyorlar. tavsiye edilen de edilmeyen de tavsiye sahibinin özgün yaşantısından ibaret. herkes kendi ruhsal dinamiklerinin çizdiği kaderi yaşar, böyle konularda tavsiyeyle hareket etmeyin, yaşayıp görün.

    hayat yazı turadan ibaret, evlenmek, iş güç, ebeveynlik, arkadaşlık. iyi mi olacak kötü mü bilmeden deniyoruz hepsini. iyi de ediyoruz; harekete geçmek, yerimizde saymaktan iyidir.
    yüzde elli şansınız var, tadını çıkarın.

  • daha gerçekçi bir eylem için tarih aralığı belirtilmesi fikriyle ilk etapta; 04 temmuz 2018 ile 04 ağustos 2018 arasında sabret ve tüketme!

    üst edit: herdemmuhabbet ve emirov güncel fiyat listelerini gönderdi. unutma, bu liste yalnızca 6 ay sonraki yeni zama kadar geçerli.

    işte o liste-yüksek alkollüler
    işte o liste-biralar

    sahi, yeter diyeceğin o nokta kaç 6 ay sonra gelecek?

    şunu da unutmayın lütfen. amerika'ya atarı bile alkol üzerinden yapıp, bizim paramızı alma derdindeler.

    amerika'dan ithal ürünlere ek vergi. şampiyon %70 ile viski

    twitter hashtag önerilerini paylaştı bir kaç arkadaş. aktarıyorum:

    #adaletlivergi
    #vatandasayikol
    #buyukalkolboykotu

    sosyal medyada paylaşım için görselleri de ellerimle hazırladım. sadece 1 ay, haydi!

    nane likörü!bayılırım!
    bi' duble keyfimiz var.
    rakıdan %300 vergi alıyor iki gözümün çiçeği.

    ------------------------------------------

    arkadaşlarımız arasında başlattığımız boykottur. #pınarürünleriboykot kampanyasının başarısı da ortada.

    3 temmuz 2018 ötv zammı ile açıkça ortaya konmuştur ki, bu ülkenin bütçesi adaletli vergi sisteminden değil; benzin, alkol ve tütün ürünleri üzerinden finanse ediliyor. benzin mecburen kullandığımız ve şu anda alternatif üretemeyeceğimiz bir kalem. ancak günlük yaşamda kullanılan ötv'li ürünler öyle değil.

    2017 bütçesinde, ötv'den gelen gelir %24'e ulaşmış. yani bu ülke bütçesinin 4'te 1'i; zamanında kdv yerine çıkarılacağı söylenen bu vergiye dayandırılmış durumda, ancak hem kdv hem ötv yürürlükte.

    alkol oranı %45 olan 70’lik rakıda aracı kârı dahil 28,50tl olan fiyat; ötv 67,10tl, kdv 17,20tl ile vergiler dahil 112,80tl olmuştur. yani ürün fiyatına göre vergi oranı %258’den %296’ya yükselmiştir! ve bu zam her 6 ayda bir artacaktır. biz dur diyene kadar!

    demek oluyor ki bu ülke çoğunlukla şu anda ezilen, hor görülen, terörist ilan edilen kesimden gelen gelirle finanse edilmektedir. meyve suyu, maden suyu gibi kalemlerdeki ötv, muhafazakar olmayan kesimden elde edilen vergi kalemlerine göre oldukça düşüktür ve etkilenmeyecekleri seviyededir. dolayısıyla kimsenin umrunda değiliz. yat ve pırlantada "özel" tüketim vergisi olmamasından bunu anlayabilirsiniz.

    ben kendi adıma bugünden itibaren başta alkol ve sigara olmak üzere ötv'ye dahil ürünleri mümkün mertebe kullanmayacağım. çünkü artık canıma yetti.

    haklı olarak, "onlar da bunu istiyor" endişesi var. tam tersi. bütçenin yüzde 25'ini oluşturan bir kalemin kesilmesini, hele ki böylesi bir dönemde kimse tolere edemez. inadına, yaşam tarzımızdan taviz vermeyeceğimizi bildikleri için tüm yükü sırtımıza yüklemiş durumdalar. dolayısıyla yüksek ötv'li bu ürünlerin tüketimine bir süreliğine ara veriyoruz. evde dahi üretsen 40 liraya üretilebilecek bir ürüne, fabrikasyon olmasına ve maliyetlerinin çok düşmesine rağmen 120 lira vermiyoruz.

    peki dayanamayanlar ne yapabilir?

    -viski, rakı, votka gibi yüksek alkollü ürünleri mümkün mertebe yurtdışına gittiğimizde ya da giden arkadaşlarımızdan tedarik ediyor, yapabiliyorsak evde üretiyoruz. her arkadaş gurubundan 1 kişi bunu yapsa masraflar paylaşılabilir.

    -bira gibi düşük alkollü ürünler için evde üretimi tercih ediyoruz.

    -ben kullanmıyorum ama sigara kullananlar yine yurtdışından karton alma ya da sarma kullanmaya başlıyor.

    4-5 aylık bir protesto süreci en azından bu konuyu bu sektörden ekmek yiyen insanlar, meyhaneler, birahaneler, tekeller, rakı-balık mekanları, oteller, turizmciler ve firmaların gündemine taşıyacak ve önlem almak zorunda bırakacaktır.

    ben bireysel olarak bu boykotu sürdürmekte kararlıyım. çünkü paramla beni terörist olarak gören kesimi beslemekten yoruldum.

    katılıp, katılmamak size kalmış.

    edit: boykot alkol özelinde açılmış olsa dahi ötv içeren kısılabilecek tüm ürünleri kapsamaktadır. alkol kullanmıyorsundur ancak meyve suyu kullanıyorsundur; o zaman meyve suyunu azalt, maden suyunu azalt, daha az benzin al daha çok yürü. sigarayı bir süre bırak. ekonomi dediğimiz şey sensin, senin harcamaların.

    edit-2: ötv ile öiv karışmış. ötv, kdv'nin yerini alması planlanan bir vergi olarak çıkarılmış. ancak pek tabii şu an ikisi de yürürlükte. düzelttim, uyarısı için mistosilo'ya teşekkürler.

  • kuşbaşılı pide 24 euro yazıyor, karşısında tl değeri olarak 184.78 tl yazıyor.
    fişin sonlarına gelirken tanesi 6 eurodan 4 tane maraş dondurmasının (24 euro) tl karşılığı 184.80 tl yazıyor.
    amk fiş bitene kadar tl değer kaybetmiş, ben burdan bunu anladım.
    edit: çok fazla mesaj geldi fişin başındaki 3 kola 8 eurodan (24 euro) tl karşılığı 184.77 tl yazıyor, bu da teorimi kanıtlar nitelikte.

  • ben küçük bir çoçukken şehrimizde muz esnafı vardı.

    evet, yanlış duymadınız, muz esnafı.

    bir kişi dükkan kiralar ve orada yalnızca muz satardı. ara sırada bazılarının kivi de sattığı olurdu.

    tıpkı manav gibi, ama yalnızca muz satılırdı.

    o zamanlar muz, kivi falan şimdinin ejder meyvesi, pitahaya denilen nebatatlarından bile daha pahalıydı...

    bu entriyi neden mi yazdım ? öylesine, eski günler aklıma geldi.

    kriz zamanlarıydı o zamanlar. her şey pahalıydı. ama yine de mutluyduk.

    şimdiye bakıyorum; yine her şey pahalı. hem de ateş pahası. dahası, bugün mutlu da değilim.

    ben yeni türkiye'yi hiç sevmedim sözlük. hiç mi hiç sevmedim hem de.

  • bugüne kadar gördüğüm en tatmin edici rezalet. yazar arkadaşa teşekkürü borç bilirim. epeydir böyle kaliteli rezaletler göremiyorduk.

    puanım: yıldızlı 10

  • en iyi fikirler neden duş aldığımız esnada aklımıza gelir?

    bunun bilimsel bir adı olduğunu biliyor muydunuz? araştırmalar "duş etkisi" olarak adlandırılan en iyi düşüncelerimizin çoğunun işte veya okulda gerçekleşmediğini, bunun yerine arka planda kuluçkaya yatan fikirlerin duş alırken ortaya çıktığını gösteriyor.

    peki nedir bu "duş etkisi"? gelin şimdi hep birlikte öğrenelim.

    gün boyunca gördüklerimiz, yaşadıklarımız, gerek bedensel gerekse zihinsel aktivitelerden biraz olsun sıyrılmak için akşamları duşa gireriz. düşüncelerimizden sıyrılıp, zihnimizi boşaltıp kendimizle baş başa kaldığımız o anlarda zihnimizde muazzam fikirler gelir. yaşadığımız sorunlara bulamadığımız çözümler o anda aklımıza gelir bu duş etkisidir. biliyor musunuz bu durum araştırmalarla da kanıtlanmıştır.

    2019'da yapılan bir çalışmada, 98 yazar ve 87 fizikçi her gün en yaratıcı fikirlerinin yanı sıra ne yaptıklarını ve akıllarına geldiğinde ne düşündüklerini anlattı ve en anlamlı fikirlerin çoğu duş esnasında akıllarına gelmekteydi.

    santa barbara'daki california üniversitesi'nde psikoloji ve beyin bilimleri profesörü ve çalışmanın yazarı jonathan schooler, bunun başlı başına oldukça etkileyici durum olduğunu kaydetti. ayrıca duştaki bu spontane düşüncelerin başka bir avantajı daha vardı: yaratıcı bir açmazın üstesinden gelen "aha" deneyimi (modern küvette arşimet eureka anları - arşimet, yıkandığı sırada içerisine girdiği su kütlesi ile kendi bedeni arasında birbiriyle bağlantılı bir durumun farkına varıp "eureka! eureka!” diye bağırarak koşmaya başlar. türkçe tercümesiyle “buldum! buldum!”) olma olasılıkları daha yüksekti. katılımcıların gündelik hayattaki aydınlanma anları %30'unun duşta, %13'ünü yolculukta veya %11'inin egzersiz sırasında yaşanmaktaydı.

    peki durum neden böyledir?

    cevabı çok basit: egzersiz yapmak, duş almak gibi monoton işler yaparken, bilinçli davranışlarımızdan sorumlu olan beyin bölgemizin (prefrontal korteks) gevşetir ve bu bölgenin gevşemesiyle de beynin farklı bölgelerinin birbiriyle daha kolay iletişim kurmasını sağlar böylece zihnimizde özgürce dolaşabilir, yaratıcı fikirler üretebiliriz.

    yine harvard üniversitesi'nden shelley carson'a göre; bir konu üzerinde yoğun şekilde düşündüğümüzde beynimiz aktiflikten çıkar ve yaratıcı çözümleri sınırlandırır. duş ve egzersiz gibi faaliyetler beyin rahat, gevşeterek beynin çalışasını aktif hale geçirir. rahat olan beyin; mutluluk sağlayan dopamin hormonu salgılar ardından ortamdaki alfa dalgaları çoğalmaya başlar bu dalgalar, mutlu olduğumuz zamanlarda beynimizin ürettiği dalgalardır. bu dalgalar sayesinde beyin az önce bahsettiğimiz düş dünyasına dalar ve kolay çözümler bulmamızı sağlar.

    işin içinden çıkamadığımız, yoğun duygular yaşadığımız anlarda duşa girmek güzel bir çözümdür.

    kaynak:
    why do we get our best ideas in the shower?

    neden en iyi fikirler aklımıza duş alırken gelir?