hesabın var mı? giriş yap

  • belediye başkanlığı döneminde istanbul metrosunu yağmurdan dolayı su basınca , ''metroyu su basmadı ,biz yıkadık.'' deme yürekliliğini gösteren adam...

  • 1923-1945 yılları arasında yaşamış aufseherin. nazi almanyası'nın yarattığı kadınlardan biridir grese. lehinde ve aleyinde söylenen o kadar çok şey var ki...
    babası büyütür irma'yı zira annesi küçükken intihar etmiştir. bu intiharın etkileri pek derin olur minik kızın hayatında. okulu bırakır önce. sonra bir ara hemşire olmak istese de, hayalini gerçekleştiremez.
    ravensbrück'ün en az para kazananıdır sonrasında. "aufseherin"lik yolunda ilerlerken, ilk tepkiyi babasından alır. babası ki nsdap üyesi olmakla beraber kızının toplama kamplarında görev almasını arzulamaz. kız dinlemez babasını. bu uğurda evden kovulursa da, pek de umursamaz.
    auschwitz'de otuz bine yakın kadının sorumlusu olmuştur grese. sonrasında kısa bir süre ravensbrück'te geçirdikten sonra belsen'e yollanır. ingilizler tarafından tutuklanır. o ve bir avuç ss subayı kaçmak yerine kampta kalmayı tercih etmişlerdir. bergen belsen davalarının en önemli ikinci sanığıdır grese. hakkındaki iddialar yenilir yutulur cinsten değildir. işkence, zevk için öldürme, aç köpekleri insanlara saldırtma gibi suçlamalar vardır hakkında. binlerce insanın gaz odalarına gitmesinden sorumlu tutulmuştur.
    kampın başı josef kramer'den sonra en çok grese çekmişti ilgiyi. bir cani idi o. birçoklarına göre soğukkanlı bir katildi. hakkındaki hüküm açıklandığı zaman dimdik ayakta durmuştu. oysa ki kendisi ile aynı sabah idam edilen elisabeth volkenrath ile johanna bormann haklarında verilen idam kararı açıklandığında ağlamaklı olmuşlardı.
    cellatının bile hayran olduğu birisi idi grese. albert pierrepoint bir hayranlık duymuştu bu genç kıza karşı. bu kız, sadece tek birşey istemişti celladından; o da çabuk olmasıydı. evet ölüme dakikalar kala sadece "schnell" diyen bu genç kız, bir an evvel ölmek istiyordu. belki de bir rüyanın peşinden koşmuştu milyonlarca insan gibi ancak bu rüyayı kurgulayanlardan çok daha fazla inanmıştı buna.
    lehinde ve aleyhinde yazılan o kadar çok şey var ki. büyük bir ihtimalle annesinin intiharının etkisinden hiç kurtulamamış bir kızdı grese. yirmi yaşında hiç bir eğitimi olmayan bir kıza bahşedilen iktidarı kullandı. bazıları tarafından bugün bile mezarına çiçek konuyor, çoğunluk tarafından ise nefretle hatırlanıyor...

  • seçimlerden önce dağıtılan kömürlerin nerden çıktığını kontrol etmek için yeni yıla maden ocağında girmiştir.

  • bildik klişe. ama anaya saygısızlık. ayrımcılık, haksızlık bu.

    ana yemeği yemekten de rahatsızlık duymak lazım bence. ama kimin umrunda, millet hiç utanmadan yumuluyor hazır sofralara, önlerine getirilmiş soyulmuş doğranmış meyve tabaklarına... babasının 1 lirasını yemekten rahatsızlık duyanların, annesinin 1 tencere dolmasını 1 oturuşta yiyip bitirmekten rahatsızlık duymaması büyük haksızlık bence.
    sizi gidi gizli emek sömürücü sinsiler sizi!
    (bkz: anne yemeği yemek)

  • ilk öğrenilmesi gereken '-yor olacağım' kalıbıdır.

    mesela "sizi boş toplantı odasına alacağım" diyemezsiniz gramerde yoktur. "sizi boş toplantı odasına alıyor olacağım" denir. böylelikle samimiyetsizliğiniz paçanızdan akar.

  • üniversiteden mezun olduğum seneydi. bağcılar gibi kürt nüfusunun daha çok olduğu bir ilçenin meslek lisesinde ücretli öğretmenlik yaptım.
    ilk girdiğim derste ilk şokumu yaşadım. kürt öğrencilerden biri dersin ortasında kalkıp tüm sınıftan para toplamaya başladı. adam resmen güzellikle
    haraç topluyordu. millet de hiçbir muhalefet göstermeden veriyordu günlük haracını. hemen müdahale ettim. gözümü korkutmaya çalıştı uyanık. kendinden dişli olduğumu görünce kuzu kuzu topladığı paraları geri verip oturdu.
    hemen bölüm şefine bildirdim olayı. meğer bunlar çeteymiş. geçen sene kürtler çete kurup bu haraç toplama olayını tüm okul çapında yapıyorlarmış.
    haraç vermek istemeyen bir çocuğu hastanelik ettikten sonra çete reisini başka bir okula yollamışlar sadece. diğerlerine de tahmin edeceğiniz gibi
    herhangi bir ceza vermemişler. peki neden disiplin yönetmeliğini uygulamadınız dedim ve bana hala unutamadığım cevabı verdi. "ama o arkadaşları kazanmamız lazım hocam. şimdi onları okuldan atarsak dışarda daha zararlı hale gelecekler belki dağa çıkacaklar."

    seneler sonra askere gittim. tahmin ettiğim gibi doğuya ve doğunun da en boktan yerine yaptım askerliğimi. jandarma olduğumuzdan köylerdeki sorunlarla
    biz ilgileniyorduk. birgün ilçenin elektrik idaresinden bir talep geldi. kaçak elektrik kullananları tespit etmişler ve bizden sadece bunları uyarmamızı istediler.
    yani sadece köye gidip kaçak kullanmaya devam ederlerse cezai işlemler uygulanacağını söyleyecektik. daha fazlası değil. koskoca jandarma buna cesaret edemedi. evet. gidip üçbeş köylüyü uyaramadı.

    yaşadığım bu iki olaydan sonra devletin doğuya ve kürtlere bakışını anladım. suçu türk işlediğinde en ağır cezaları ver. hatta faturalara kayıp kaçak bedeli ekle ve kürtten alamadığın parayı al. öğrenciyse en ağır cezaları ver sicilini bozup hayatını yak. aynı suçu kürt işlediğinde her türlü töleransı göster. aman bize faşist
    diyecekler diye en önemli görevin olan adaleti sağlamaktan vazgeç.

  • diyelim ki üç kişi bi süre mesajlaştınız bu sitenin chat şeysinde, sonra o konuşmaya birilerini daha eklediniz. eklediğiniz kişi/kişiler onlar yokken konuştuklarınızı da görebiliyorlar. acı bir şekilde tecrübe etmeyin diye uyarayım dedim.

  • yan ofiste çalışan hafif kırık kızdan duyduğum übermensch tümce.

    tam olarak ''kızım geberecem sıkıntıdan da bugün bir psikolog 200 lira. oraya gideceğime nine west ayakkabı alırım, kendimi daha iyi hissederim'' dir.

    ben alt kata çay içmeye gidiyorum.

  • neyse güldük eğlendik..

    2006 yılında toplanan uluslararası astronomi birliği, bir gök cisminin gezegen sayılabilmesi için gerekli 4 şartı sıraladığında plüton 3 tanesini karşılıyordu;
    - güneşin etrafında dönmek
    - başka bir gezegenin uydusu olmamak
    - küresel bir geometriye sahip olacak kütlesinin olması

    1 maddeden ise çuvalladı;
    - yörüngesinde kendisinden başka gök cisimlerini barındırmaması

    zira milyarlarca irili ufaklı gök cisminin bulunduğu kuiper kuşağı ile aynı yörüngeyi paylaşıyordu ve aynı bölgede bulunan ceres ve eris gibi cüce gezegenler kategorisinde yerini aldı..

  • mulakat sureci oldukca zahmetli ve uzun olan sirket. kisisel deneyimimi ozetleyecegim. compute developper technologies engineer (phd new grad) pozisyonuna kariyer sayfalarindan basvuru yaptim. iki hafta kadar sonra sureci baslattilar. ilk mulakat hiring manager ile oldu 90 dakika surdu; karsilikli backgroundlari paylastiktan sonra architecture ve c++ spesifik sorular vardi. ardindan ikinci seviye mulakatlar basladi. bu asamada 60ar dakikadan iki telefon mulakati ardindan cpu ve gpu programming assignmentlari (her biri icin iki gun) oldu. telefon mulakatlari genel cs bilgisi ve algoritmalar uzerineydi, programming assignmentlarin biri performance optimization digeri parallel algorithm design uzerineydi. sonrasinda onsite mulakata cagirdilar.

    onsite mulakatlarda 7 muhendisle 45'er dakika teknik mulakat ve en sonunda 15 dakika recruiter ile behavioral mulakat yaptilar. sadece 15 dk mola oldu, mulakatlar ardi ardina yapildi. teknik mulakatlar cok genis bir yelpazede oldu, bana deep learning, numerical linear algebra, computer architecture ve parallel algorithm design sorulari sordular. mulakatlari yapan 5 kisinin phd'si vardi ve 3'u stanfordluydu. yuzeysel bilgileri genel olarak kabul etmediler derine indiler. sahsen google, facebook ve nvidia arasinda en cok takdir ettigim muhendisler nvidia'dandi. iki tane mulakatta tek kelimeyle batirdim, hic bilmediginiz bir alandan soru gelme olasiligi cok yuksek. nette nvidia mulakatlari hakkinda pek bir bilgi yok ama ben asagida yazacagim uc kitabi okumanizi tavsiye ederim.

    ıntroduction to parallel computing, grama et al.
    programming massively parallel processors, kirk et al.
    deep learning, goodfellow et al.

  • vay be hala belli yıl aralığında halka refah yarattığı dillendirilen kişi. neymiş bu refah ? daha da basitleştireyim. bizim 100 yıldır beyoğlu istiklal caddesinde bir mağazamız var dedem dişini tırnağına takıp çalışmış çabalamış servet üstüne servet koymuş ama bize de tasarruflu olmayı öğretmiştir yani ailede kimse öyle mercedes'e bmw'ye binmez. arabaya, giysiye para vermez ama gelecek kaygımız da yoktur. şak diye çıkartır milyonu yapıştırırız gerekli durumlarda mesela bu ailenin dedesi rahmetli olsa ben dedemin ailesi için kurduğu varlığındaki tüm mülkleri ve demirbaşları satıp 20 sene boyunca o partiden bu partiye ferrariyle gidip otel otel gezip parayı yesem çevremdekilere de yedirsem anneme güzel takılar alsam ama çok para harcadığımızdan ötürü gelecek kaygımız olmaya başlasa gerektiğinde önemli anlarda cash para çıkaramıyor duruma düşsek, şimdi biz 20 yıl refahta yaşamış mı oluyoruz yoksa 100 yıllık birikimimizi çarçur etmiş mi oluyoruz ?

    edit: hay allah ya kendimce ‘refah getiren’ başgan tantanasının safsata olduğunu anlatmaya çalıştım şimdi de başlığa ‘kendisi iyi ama çevresi kötü’cüler doluşmuş, ne yapayım buna da amcamdan mı örnek vererek anlatayım. bu adamın hala bir şeylerden haberi yok, eksik bilgilendiriliyor filan diye düşünüyorsanız artık sizi naifliğinizle kara deliğe bırakıyorum.

  • rizeli cumhurbaşkanı.

    reis sağ olsun, bizi osmanlı'daki türk tebaası gibi yaşamaya alıştırdı. vergi veren türk, askere giden türk ve vatanında parya olan yine türk.

    çok basit şeylerden mahrum kalıyoruz sayesinde. ben kasaptan 250 gram kıyma alırken utanmıyorum mesela, çünkü gücüm o kadarına yetiyor artık. dışardan yemek yiyemiyorum, yılbaşından bu yana içki de alamıyorum. yetmiyor, yetmiyor, yetmiyor. gazın litresi ankara'da en ucuz yerde 10.70 ile 10.90 arasında satılıyor ve arabaya da binemiyorum. metro 6.50 oldu, ona zorla da olsa binebiliyorum. en kıytırık gofret bile 2.50 lira olmuş memlekette, onun da tadı bozuk. tadını-fiyatını geçtim, hepsinden deli gibi vergi alınıyor.

    peki suriyeliler ve afganlar ne yapıyorlar? hani reis dedi ya, gitmeyecekler dedi, kalacaklar dedi. onlar ne yapıyorlar? vergi yok, askerlik yok, hiçbir şey yok ve üstüne bir de yardım, burs falan alıyorlar. hiç öyle ab fonu, bm fonu demeyin. fon da olsa o insanlar burada kaldıkça bize yük olacaklar.

    onları da geçtim, 250 bin dolara vatandaşlık satıyoruz. 250 bin dolar... çanakkale'de, sakarya'da, sarıkamış'ta, gaziantep'te, adana'da ve ülkenin her yerinde karış karış kan dökerek savunduğumuz vatanın vatandaşlığı 250 bin dolar karşılığında satılıyor. bu vatana can verdik, ekmeğimizi böldük verdik ve hele emeğimizi hiç esirgemedik ama biz burada kıyma alamazken, akşamları bir bira açıp içemezken elin suriyelisi gelip parklarımızda fokur fokur nargile çekiyor, burs alıyor, kadınlarımızın görüntülerini ağızlarının suyu akarak paylaşıyor...

    bizim başka gündemimiz olmamalı ya. paramız yok ve üzerimize yük 10 milyon yabancı var. devlet niye var kardeşim? şu sınırlar içerisinde benim can güvenliğimi sağlamak, hukuki düzeni korumak ve eğitim vermek için var. bu kadar basit. sokakta korkmadan yürümeli, hakkımı her zaman arayabilmeli ve istediğim eğitimi alıp istediğim şekilde yaşamalıyım; devletin bana sağlamak zorunda olduğu koşullar bu kadarla sınırlı. devlet, benim sahip olduğum kimliği bir başkasına belirli bir ücret karşılığında satamaz, benim istemediğim yabancı uyruklu kişileri benim sınırlarım içerisinde besleyemez. hem bunları yapıp hem de benden fedâkarlık ve üstüne kendi bekâsı için canımı isteyemez; hayır, beni buradan kovamaz da.

    tebaa değiliz, bu saatten sonra da olamayız. belki azız, belki hiçbir zaman muktedir olamayacağız ama varız, buradayız, gitmeyeceğiz!

  • çok iyi yapan çalışandır. adı üstünde mesai saati ve bitmiş, ne yapsın gitmeyip. ben mesela her gün 16.59'a alarm kuruyorum ki dalgınlığıma gelip de fazladan oturmayayım.