hesabın var mı? giriş yap

  • bazi hayatlarin aynasi olmus dizi.

    kardesimle komsunun evinin duvarina cokmus babama bakiyoruz. o da siyah paltosu ile kapida dikiliyor, tasinan esyalarin ufak kamyona yerlestirenlere arada bir seyler soyluyor. eve daha zaten yeni gelen buzdolabi, camasir makinesi, elektrik supurgesi bizim ona alismamiza firsat vermeden evden gidiyor babamla birlikte. kardesim kulagima fisildiyor "butun kitaplari da goturuyor." "olsun" diyorum. aklim camasir makinasinda, annem gene eliyle camasir yikayacak diye dusunuyorum. yuregim agirlasiyor. "buyuyunce buyuk bir kitaplik alacagim, kitapla dolduracagim" diyor yavasca. "istersen once anneme camasir makinasi al" diye kiziyorum ona, "sen daha buyuksun sen al" diyor, boynunu bukuyor. "buzdolabi da gitti simdi ne yapacagiz" "teldolabi var" diyorum, giden kamyonun arkasindan bakiyoruz uzun sure. annem yanimiza geliyor. kardesim ona mujdeyi veriyor "ablam sana camasir makinasi alacak buyuyunce" yorgun gozleri gozlerimde. "alir tabii niye almasin" diyor, elimizi tutuyor, bosalmis eve giriyoruz, "yatagim hala burada" diyor kardesim seviniyor.
    o kadar guluyoruz ki sonunda agliyoruz gulmekten.

  • ne yaptın be abi, nasıl yaptın be çocuk!! ankara'ya geldiğinde kalbur'da balık köftesi yiyip, rakı içecektik. sözün var bana, kalk ayağa!!!

    şaka la şaka. sözlüğümüzde sizi tanımayan, çalışmalarınızı çok eskiden beri takip etmeyen 3-5 kişiden biriyim. uzaktan güzel bi abiye benzetirdim sizi, umarım iyileşirsiniz.

  • salondaki, ahşap kahverengi dolabın ortasında 37 ekran televizyonumuz, üstteki rafta ise gelişim hachette ve britannica ansiklopedileri vardı. yanlış hatırlamıyorsam gazetelerin kuponlarıyla alınmışlardı.

    tüm ciltleri duruyordu ansiklopedilerin ve harf sırasına göre rafa dizilmişti. boyum ansiklopedilerin olduğu rafa yetişmiyordu. ben de uzanmaya çalışmıyordum. unuttum gibi sonra...

    bir gün içlerinde ne olduğunu iyice merak ettim. bir sandalye alıp, sandalyenin üzerine çıkıp en baştaki ansiklopediye uzandım. ansiklopediler öyle sıkışık haldeydi ki, ilkini çıkarmaya çalışırken, yanındakiler de çıktı. üç dört tanesini kucağıma alıp çekyata oturup şöyle bir göz gezdirdim. yazılar küçük ve sık haldeydi, okumaya yeltenmeyip, ilk resimleri inceledim. yazılardan da ilgimi çeken konuların kısa paragraflarını okuyordum. bunu alışkanlık edindim.

    aklımda hiçbir şey kalmadı, ne resimlerden ne de yazılardan ama o 37 ekran televizyonumuzu, hafif rutubetli evimizi, naftalin kokusunu hatırlatır bana ansiklopediler.

  • oha kafalara bak, kıskanma falan deniyor bir de. lan aç ikisinin fotoğrafını yan yana koy bak hele bi. birisi aşiretten birisiyle evlendi diye kıskanacak birisi değil. aynı tweeti ben de okudum ve tweetten çıkardığım sonuç birisinin hayatının bir uçtan diğer uca nasıl da gidip gelebileceği konusu oldu. bi kaç kez daha okuyayım dur belki ben geri zekalıyımdır da kıskandığını anlayamamışımdır.

  • bugün nefret edilen insanların, o dönemki hallerinin sempatikliği ile burukluk yaratmıştır, ne olurdu o dönemki halleriyle kalsaydınız.

    söz konusu ünlüleri sempatik bulmamda kaybeden adayların dahi kaybettikleri şarkıyı hep beraber söylemesinin de etkisi var sanırım bugün böyle bir sahneye şahit olmak çok zor kanımca. zaten bugünün popüler şarkıcıları ile o günküler arasında dağlar kadar fark var.

    hatırlamayan veya bilmeyen arkadaşlar için belirteyim, kral tv video müzik ödülleri o dönemin en prestijli müzik ödülleriydi, kral tv zaten başlı başına türkçe müzik piyasasının bir numaralı aktörüydü, o ödülü kazanmış olmak büyük bir prestij ve maddi getiri demektir, buna rağmen ödül alamayan isimlerin çıkıp sahnede mustafa sandal'ın şarkısını söylemeleri muazzam bir olay.

    bu arada merak eden varsa ödül töreninin tamamı ve daha fazlası kral müzik youtube sayfasında paylaşılmış, 1996 yılını izlemek isteyenleri buraya alalım.

  • acil servisi olan her hastanenin eczanesine belirli stoklarla yılan serumu gönderilir. eksilirse yenisi gönderilir. bu serum türkiye'de bulunan tüm yılanların zehirlerinin panzehirlerini içermektedir. daha nadir durumlar için de (örümcek ve böcek zehirlenmeleri vs.) panzehirler mevcuttur ancak her hastaneye gönderilmez. gerekli olduğu durumda hasta bu panzehirlerin gerekli olduğu kuruma sevk edilir ya da ilaç acilen getirtilir. aref'in ünlü olduğu için yurt dışına sevk edildiği de doğru değildir. bu standart uygulamadır. türkiye'de mevcut olmayan panzehirler anlaşmalı uluslarası ortak dağıtım noktalarından stoklarında mevcutsa istenir. eğer stoklarında bu panzehirler mevcut değilse hasta acilen bu tedaviyi uygulayabilecek bir sağlık kuruluşuna sevk edilir. tek eksiğimiz bürokrasinin ve bu işlemlerin uzun sürmesidir.

  • deli ve terörist bir imam olan fetullah gülenin organizasyonlarında stat stat gezerek şarkı söylediği dönemleri anlatan tüm entarileri mahkemelerine sildirten islamcı siyasetçi.

    gerçekten bir ilginç, yani bunlar sanki olmadı da biz uyduruyormuşuz gibi davranıyor.

    yaparken sorun yok, 14 yıl beraberce herkese zulüm ederken sorun yok ama bu konuşulunca sorun.

    bu şekilde muhalif herkesin tutuklandığı, tüm medya organlarının kendisine çalıştığı, 15-20 bin kişinin geyik ağırlıklı takıldığı anonim ortamlardaki muhalif yorumları bile sildirterek siyaseti babaannem de yapar.

    zaten seçimlerde de devletin tüm bürokrasisi ve parasal imkanı kullanılmasına rağmen mühürsüz oylarla falan anca oluyor.

    ee biz yaşamayalım o zaman da rahat rahat yönetsin madem. gerçi doğru dürüst bir şey yönetebileceği tek olasılık dünyada başka kimsenin olmadığı versiyon ama hadi neyse.

    kimsenin olmadığı dünyanın lideri ahaha.

  • iktisadi manada en büyük ülküsü olan orta sınıfı bitirme planını nihayete erdirmiştir. otoriter liderler orta sınıf sevmezler. onlar her daim mamalanmaya muhtaç, aç ve eğitimsiz yığınları severler. okuyan, merak eden, hak arayan, itiraz eden, kendi ayakları üstünde duran bireyleri asla istemezler. kendisini tebrik ediyorum. sonunda istediğini aldın hacı abi. al tepe tepe kullan batık ülkeni.

  • öyle veya böyle 4-5 yıldır pkk'nın rehineleri olsa bile hayatta olan, nefes alan,
    ailelerine mektuplar gönderen asker, polis ve sivillerin siyasi bir müjde ararken katledilmesine sebep olup sonra da hdp'ye suç atmak tam olarak akp ve onun yardakçılarına yakışır bir durum..

    spekülasyonlardan anlayabildiğim kadarıyla tsk'nın operasyon yaptığını anlayan bir veya birden fazla terör örgütü üyeleri,
    rehineleri başlarına tek bir kurşun sıkarak infaz etmişlerdir.
    sormayacak mıyız nereden çıktı bu operasyon?
    neden çıktı?
    kimden çıktı bu fikir?
    neden başarısız olundu?

    13 kişinin hayatı söz konusuyken, daha operasyonun başarılı olup olamayacağı belli değilken siyasi çıkar uğruna televizyon ekranlarına çıkıp
    "müjdem var müjdem, beni takip etmeye devam edin" tadında bir açıklama yapan recep hesap vermeyecek mi?
    savunma bakanı hesap vermeyecek mi?
    genelkurmay başkanı konuşmayacak mı?
    ya iç işleri bakanı?
    ona buna ağzından salyalar saçarak ahkam kesen o saç engelli birey?

    eline yüzüne bulaştır.
    sonra malatya valisi ile bizi muhatap et öyle mi recep?
    korkaksınız siz.

  • yalan olduğunu bildiği bir videoyu kara propaganda için izletmiştir. bu yasal olarak suçtur. dini olarak da günahtır. akp'liler içinse normal.

  • en son buzdolabımın arızasını giderdim.

    buzdolabım, dondurucu olmayan normal bölümündeki yani, en alttaki çekmecesinde bulunan tüm meyve sebzeleri buza çeviriyordu. sebebini bi türlü bulamadık.

    servisi aramadan önce youtube'dan bakayım dedim epey bi' izlenen bir video buldum.

    videodaki saçsız abi, dolabın en arkasını açın diyordu. motorun pervanesinin tozdan dönemez duruma gelmiş olabileceğini, bir de tahliye deliğinin tıkanmış olabileceğini söylüyordu.

    eşimle dolabı çektik fişi prizden çıkarıp arkasını açtım ve adamın dediği gibi 9 yıllık dolabımın pervanesi tozdan görünmez hale gelmişti. denemek için fişi taktık ve pervane dönmüyordu. sonra fişi tekrar çıkarıp elektrik süpürgesi ile iyice tozu çektim sonra da bezle güzelce sildim. motorun üzerine de soğuk suyla ıslatılmış bezle biraz baskı yapın falan diyordu bu yolla motoru da soğutup tahliye deliğine de baktık. orası da toz ve diğer şeylerle tıkanmıştı. çöp şiş ile ufak ufak baskı yapıp onu da açtım. çiçek gibi oldu.

    sonra fişi taktık ve bilin bakalım noldu?
    pervane ilk günkü gibi dönmeye başladı. ay arkadaş.

    dolabı 1-2 gün gözlemledik ve gerçekten de düzelmişti. resmen bir sürü masraftan kurtulduk. şu an bayağı iyi çalışıyor.

    teşekkürler youtube ve ilgili videodaki sinirli anlatım tarzı olan saçsız adam.