alti kursunlu rus ruleti

  • çetrefilli (386)
  • 839
  • 4
  • 3
  • 0
  • 3 gün önce

solaris

filmini izlemeden önce bir kritiğini yaparsak, bir filminin çekilmesinin ne kadar zor olacağını tasavvur edebileceğimiz roman.

bunun filmini çekmek istiyorsak, bir dış sesin felsefi çözümlemeleri sürekli okuması, sorular sorması gerekli ki bu koskoca filmi bir "yemekteyiz" konseptine indirgeyebilir. o yüzden muhtemel hayal kırıklığından ötürü filmini izlememeyi düşünüyorum. ne clooney, ne tarkovsky kurtarabilir bu filmleri. (yine de iki filmden birinin başarılı olma ihtimali var, ama düşük işte.)

uzattım. konu, eternal sunshine of the spotless mind'ın tam tersi gibi düşünülebilir. onda insan zihnindeki izlerin silinebileceği gösterilmişti bunda da insan zihninde yer eden imgelerin tekrar vücuda getirilebileceği.

--- spoiler ---
gezegende yer alan okyanus daha ilk bölümlerde tanrıyla ilişkilendiriliyor. iki farklı boyutta ve çekim gücünde güneşi olmasına rağmen solaris'in yörüngesi hiç sapmıyor. fizik kurallarının ötesindeki bu gerçeklik, onu evrendeki diğer bütün gezegenlerden ayırıyor ve ona fizikötesi (metafizik) bir önem bahşediyor.

zamanla, insan ilminin çok ötesinde bir evrim aşamasında olduğu anlaşılan okyanus hakkında yüzbinlerce kuram ortaya atılıyor. kuramlardan hiç biri okyanusun davranışlarını aydınlatmaya yetmiyor. bu, insan ilminin, var oluşundan beri çok da yol alamamış olduğunu gösteriyor. bir çizelgeye x200 dışarı zoom yaptığını düşün, birdenbire gidilen yolun ne kadar da ihmal edilebilir olduğunu görebilirsin. işte bu zoom yapmayı sağlayan gizem ve bilinmezliğin akıllara ziyan anlaşılmazlığı karşısında yeryüzündeki ve solaris'deki insanların zaman zaman sabırları taşıyor; zaman zaman da zihninin sınırlarını zorlama fetişizminden dolayı araştırmacılar tekrar araştırmalara asılıyor. çaresizlikten deliren araştırmacılar cesaret kırarken, tanrı'nın somut cismine ulaşacak olmanın hayali tüm insanlığı cesaretlendiriyor.

okyanus, insan zihininin en çok zedelenmiş (en etkili hatıralarının olduğu bölgeleri) fark ediyor, insan zihinsel aktivitesinin büyük çoğunluğu olan bilinç dışı aktiviteleri de algılıyor ve buradaki izlerden, bu izlere neden olan cisimleri tekrar oluşturabiliyor. insan zihninde en çok yer eden anıların kötü anılar olması nedeniyle, solaris üzerindeki araştırmacıların, yerdeki hayatlarında başlarına gelen en kötü insanlar ve en acı olaylar solaris üssünde tekrar canlanıyor. bu da, okyanusu bir düşman olarak görmelerine neden oluyor. "okyanus ve dolayısıyla tanrı, insanın acı çekmesi için zamanı tekrarlatıyor olabilir mi?" sorusu soruluyor.

bu yeniden oluşturulma (rekonstrüksiyon) çok daha değişik bir maddesel boyutta. değişen atom altı yapının nötrinolardan oluştuğu ve solaris dışındaki herhangi bir yerde yok olacağı varsayılıyor. kötü anılarının yeryüzünde tekrar yokolacağını düşündüklerinden, solaris üssündeki araştırmacılar ya intihar ediyor ya da yeryüzüne dönmek istiyor. burada ben, insanın en büyük avantajı olan unutma yetisine bir güzelleme yapıldığını düşünüyorum. (unutma yetisi olmasaydı, kötü anılar ve olaylar tekrar tekrar canlanacaktı. bu tekrar canlanma bilinç dışının bir ürünü olduğundan asla kontrol edilemeyecekti). insanın unutma kabiliyeti ile alaka kurulmayıp bir başka yorumlamayla "tarihin tekerrürünün engellenemeyeceği" sonucu da çıkartılabilir. yani tarihin tekerrür etmesi de insanlığın kontrolü dışındadır; geciktirilebilir ama engellenemez.

aşkın da sorgulaması yapılıyor. kris'in, yeryüzünde kendisi yüzünden intihar eden sevgilisi burada okyanus tarafından tekrar maddeleştiriliyor (insan zihninde en çok yer eden kişinin vücuda getirildiğini hatırlayalım) ve ne tuhaftır ki kris'e yeniden aşık oluyor. sıfırdan yaratılan rheya nasıl oluyor da tekrar aşık olabiliyor? benim çıkardığım sonuç şu: aşk, bir insanın bize karşı davranışlarının beynimizde bıraktığı izlerdir. yoksa okyanus, rheya'nın kris'e aşık olduğu sonucunu nereden çıkartacaktı? ( 4s kuralının geçerliliğini de ispatlayabilir bize bu. karşılık alamadığımız kişiler zihnimizde derin izler bırakır, bilinç dışı aktivitelere neden olur ve bu aktiviteler fizyolojik sonuçları tetiklediğinden aşk dediğimiz hormonal ve fizyolojik değişimlere neden olur. bu değişmeler de yeni bilinç izlerine neden olur ve bu sonsuz döngü, bir mecnuna, bir meczuba dönüşümünü açıklayabilir insanın)

zamanla, okyanusun insan zihnini okuması ve zihindeki imgeleri cisimleştirmesinin rastlantısal (düşmani değil) olduğu kanısına varılıyor. okyanus, fiziksel olmayan bilinç akışını maddeleştiriyor, çünkü o maddeyle var oluyor. bu noktada tanrı'nın rastlantısallığı ( maddeyle var olabilmek için evreni ve insanları yaratması - aksi takdirde ezeliyeti ve ebediyetinin manasızlaşması ) , var olmak için yarattığı maddeler üzerindeki tasarrufunu iyilik için mi kötülük için mi kullandığı, yoksa yarattığı maddeler üzerinde münzevi bir varlık gibi etkisiz mi olduğu tartışılıyor.

eğer bu tasarruf zarar vermek adına kullanılıyorsa, ona karşı çıkılmalıdır. öyleyse çeşitli insan üretimi cihazlarla, düşüncelerle onunla mücadele edilebilir. gerçekten de tanrıya benzetilmiş okyanusa zarar verilebiliyor. biraz irdelenirse tanrı fikrinin yok edilebileceği düşünülebilir. fakat bu fikri yok etmenin insanlık üzerinde bırakacağı etkileri görebilmek için yeterli zamanımız olmayabilir. okyanusun da, kendine zarar verildikten sonraki davranışlarının tahmin edilemez olması buna bir alegori olabilir.

gizemini çözmek, açıklarını bulmak için götürülen ihtişamlı, çekici okyanus parçaları, yeryüzünde sıradan kurşuni bir metal küle dönüşüyor. yani okyanus, yalnızca var olduğu yerde varlığını sürdürebiliyor. bu, tanrı'nın maddeler üzerindeki tasarrufunu "içinekapanık" kullandığının bir kanıtı olabilir mi? bilinmez.

kitap içinde bir de sürpriz var. hani peygamberlerin aslında sara nöbeti geçiren, bu yüzden kendilerine vahiy geldiğini düşünen insanlar olduklarını söyleyenler var ya, ha işte onlar için de güzel yeni fikirler var. okyanusun çevresindekileri taklit etmesini, zihinlerdeki bilinç akışlarını okuyarak madde yaratmasını, bu dev beynin üzerindeki urlar veya sara nöbetlerine bağlıyorlar. yani madde yaratması, tanr'nın bir kusuru olabilir, insanlığın, maddelerin hayatına karışması da bilinçsizce olabilir.

--- spoiler ---

kitabın yine magazin boyutuna bakalım. stanislaw lem, aşk meşk işlerinin "roman okuyucusunun kitap üzerindeki dikkatini koruma gücünü" çok iyi kullanmış. bir bilimkurgu romanının içinde akılcılığı elden bırakmadan, fantastik ögelerle gerçek insani düşünceleri açıklamaya çalışması takdire şayan.

devamını okuyayım »