hezcartes

  • 410
  • 1
  • 0
  • 0
  • geçen hafta

üsküdar'a giderken

12. bölümünde, iki tane muhteşem ilan-ı aşk sahnesi izlettirdi bize.

ilki yavuz ve ayşe arasında;

yavuz: ayşe biraz konuşabilir miyiz?
ayşe: olur konuşalım.
yavuz: ya ben sana bir şeyler anlatmak istiyorum. ne yeri ne de zamanı biliyorum ama şiirde de diyor ya,
siz geniş zamanlar ummuştunuz,
çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek
yılların telaşlarda bu kadar çabuk geçeceği aklınıza bile gelmezdi.
ama o geniş zamanlar gelmedi ayşe. o yüzden artık söyleyeyim istedim. ayşe ben seni seviyorum. hem de ilk gördüğüm günden beri ayşe. aşk sosyal bir sorumluluk projesidir lafı rahmetli ziya baba’nın iddia ettiği gibi ona ait değil. benim lafım. sen ethem’le evlendiğin gün söylemiştim. ayşe tamam karşılıksız aşklar da güzeldir. ama karşılık bulamadıkça insan kendinden uzaklaşıyor ayşe. kalbinin ezilirken çıkardığı ses kulaklarında çınlıyor. ayşe, ben bu aşkı olduramadım. o zaman öldürüyorum. herkese durumu açıklarım merak etme. ayşe ben gidiyorum. hoşçakal…

der ve gider yavuz…

ikinci ilan-ı aşk sahnesi ise erdem’le hayal arasında, duyduğum en güzel karadelik tanımlaması ile son bulur;

erdem: ben geçen gün sana gözlerinle ilgili bir şey söyleyecektim ya
hayal: evet, rimelin akmış demiştin
erdem: yok öyle değil. karadelik…
hayal: efendim?
erdem: hani çarpıştığımız gün… yok… yok… öyle anlatamayacağım…. tamam…
kütlesi çok büyük bir yıldız, yakıtı bittiğinde ya da evrimini tamamladığında kendi çekim kuvvetine karşı koyamaz ve çevresindeki her şeyle beraber içine, kendi kalbine doğru çökmeye başlar. işte, yani öyle ki, tonlarca milyonlarca ton madde küçücük minnacık bir toplu iğne başından küçük bir alana, bir hacme hapsolur. adeta yok olur. o karanlıkta zaman akmaz. durur. zamanın akmadığı o gizemli karanlığa karadelik denir. gözlerin gibi…

hayal kusar ve kaçar…

devamını okuyayım »
04.08.2011 23:39