şükela:  tümü | bugün
  • kanalturk'te bunu konusalim'da sorulari cevapliyor kendisi an itibariyle.
  • ben mi? evet...
    bir gün çıkıp gideceğim kapıları, evleri, dergileri, hüzünleri bırakarak...
    bir çiçek merhaba diyecek...
    hoşgeldin diyecek dağ...
    orman gülümseyecek...
    anımsayışların, bekleyişlerin, ümitlerin ya da ümitsizliklerin
    hırsların, yarışların, tasaların kalktığı yerde
    tam anlatının, salt anlatının kaldığı yerde başlayacak şiir...
    hiç kimseye seslenmeyen, kendi kendine yeten sadece...
    kendi mantığı, kendi güzelliği içinde tutarlı...
    ama halkın yaşantısı girecektir oraya, çünkü yaşayan, büyük bir şeydir halk...
    deniz ve ufuk girecek, karınca yuvaları, gökyüzü, kozalaklar
    ve köpük ve artık hasetsiz bir aşk...
    yani sevişmek denizle, koşulsuz, önyargısız, hesapsız...
    yani uzanmak ve düşünmek binlerce yıl...
    doğan, ölen ve yaşayan şeyleri...
    doğumu, ölümü ve yaşamayı.
    yani dingin ve büyük olan her şeyi anlatmak.
    ben mi? evet. çıkıp gideceğim bir gün...
    tasasız, gözyaşsız, geride bir şey bırakmadan ve bir şey beklemeden ilerde...
    sadece yağmur sularından pırıl pırıl bir yürek
    artık kendi kendinin anlamı ve nedeni olan bir yürekle...

    1975, ben mi? evet...

    okumaktan hiç sıkılmadığım dizelerin sahibi olan pek sevdiğim şiir üstadı. uzun uzun yıllar yaşamasını diliyorum içtenlikle.
  • dün (11 nisan 2015) cumhuriyet gazetesindeki köşesinde hdp'ye oy vermek başlıklı bir yazı kaleme almış. cumhuriyet gazetesinin "yeni" haline de çakmış lafı arada.

    "şimdilerde bir moda var: önümüzdeki genel seçimlerde hdp’yi desteklemek. nedeni, eğer bu parti barajı aşamazsa ona verilecek oyların akp’nin hanesine yazılacak olması.
    hdp’nin doğal seçmenine bir diyeceğim yok. anlamaya çalıştığım, hdp’li olmadıkları halde yukarıdaki gerekçeyle bu partiye oy verme çağrısında bulunan kişiler ve çevrelerin dayandığı mantık.
    ince hesaplara, yüksek entelektüel usavurmalara benim aklım pek ermiyor.
    bu konuda da bunlardan önce bazı basit sorulara yanıt bulmaya çalışıyorum.
    öncelikle, hdp kime ve neye güvenerek seçimlere parti olarak girme kararı aldı? bir başka deyişle, barajı aşacağı güvencesini nereden alıyor? barajı aşamayıp parlamento dışı kalırsa ülkede neler olabileceğinin hesabını yaptı mı? bu ve benzer sorulara yanıt aramaksızın, aman oyumuzu hdp’ye verelim, yoksa akp başkanlık sistemi getirecek telaşı ve çağrısı bana anlamsız görünüyor.

    ***

    sadece anlamsız mı? bu çağrı gizli bir tehdit de içeriyor: eğer hdp’ye oy vermezsen, demokrat değilsin. ulusalcısın, şusun busun. biz bu filmi cumhurbaşkanlığı seçiminde, onun da öncesinde anayasa referandumu oylamasında görmedik mi? cumhurbaşkanlığı seçiminde hdp eşbaşkanı’nın konuşmalarından pek etkilenerek ya da zaten bu konuda baştan kararlı olarak ona oy verenler, bugün saray görünümlü gecekondusunda oturmakta olan kişi cumhurbaşkanı olarak parlamentoya girerken, oy verdikleri kişinin onu ayakta alkışladığını gördüklerinde acaba ne hissettiler? dahası, verdikleri oylarla bugünkü cumhurbaşkanının seçilmesine katkıda bulunduklarını düşünüp bir özeleştiri yaptılar mı? hiç sanmam. çünkü bunu yapmış olsalar, şu andaki konumlarında bulunmazlar, biraz daha düşünme gereği duyarlardı.

    ***

    şimdi sorularımı hdp üzerinde yoğunlaştırıyorum:
    demokrasi savaşımında bu partiye güvenmem için bir neden var mı?
    dinci-faşist partiyle ve onun değişmez lideriyle iş ve ağız birliği içinde çözüm arayışında olan parti, bu değil mi?
    ortağına arada bir yönelttiği çakma eleştirilerin gerçekliğine ve samimiyetine neden inanayım?
    bu parti, akp’nin iktidar oluşundan bugünlere ülkemizin üzerine karabasan gibi çöken faşist baskı ve saldırılara karşı, laf üretmekten başka ne yaptı?
    nasıl alçakça planlar olduğu şu günlerde artık herkesin görebileceği açıklıkta ortaya dökülen ergenekon ve balyoz faciaları yaşanmaktayken, ne gibi karşı duruşlar sergiledi?
    gezi başkaldırısı günlerinde tutarlı bir duruşu oldu mu?
    hdp’nin hangi demokrasi kahramanlığından söz ediliyor?
    bu partinin türkiye’de gerçek bir demokrasi için kaygı taşıdığına inanmam için ne gibi nedenler bulunmakta?
    asıl amacı ve hedefi, ulusal bütünlük içindeki bir etnisitenin, ekonomik ve sınıfsal olmaktan kat kat daha çok, kimlik sorununda odaklanan bir siyasal hareketten, ülkenin bütününde demokrasi için savaşım vermesini düşünüp beklemek, nasıl bir mantığın ürünüdür?

    ***

    yazıya, “şimdilerde bir moda var” diye başladım... bu modadan yeni cumhuriyetimiz de bir ucundan etkilenmiş olmalı ki, 900’den fazla sanatçı ve aydının hdp’ye destek çağrısına bu konulardaki alışılmış tutumundan daha farklı, altını daha çok çizerek yer verdi. kimsenin aydınlığını tartışamam. fakat acaba destekçiler içindeki birkaç değerli yazar ve sanatçı sayısı bu abartılı rakamın haber başlığına çıkarılmasını hak edecek düzeyde miydi?

    ***

    ben, kendi payıma, hdp’ye oy vermek için hiçbir neden ve gerek görmüyorum.
    barajı aşamazsa, oylar akp’ye gidecek ve ülkede demokrasinin kökü bütünüyle kazınacakmış.
    böylesine zavallı, teslimiyetçi, edilgen bir gerekçe, bana sadece utanç verici görünüyor.
    sonuçta olabilecekleri, başta hdp olmak üzere, önümüzdeki seçimleri bu rus ruletine çevirenler düşünsün."

    link: http://www.cumhuriyet.com.tr/…hdp_ye_oy_vermek.html
  • hdp'ye oy vermek yazısı eğer gerçekten kendisine aitse, ülke siyasetine bakışı sözlükteki ırkçı trollerin bakışı seviyesinde.
  • yazısında şu kısım ibretlik: ''bir başka deyişle, barajı aşacağı güvencesini nereden alıyor? barajı aşamayıp parlamento dışı kalırsa ülkede neler olabileceğinin hesabını yaptı mı?''

    öncelikle hiçbir siyasi parti, barajı aşayacağı garantisi kendisine verildiği için seçime girmez, bu garantinin verilmesi de gerekmez. kendisi seçime giren diğer 18 parti bu güveni nereden alıyor sorusuna da kafa yoruyorsa şayet, geçmişler olsun zaten...

    barajı aşamamaları halinde ülkede neler olacağının hesabını yapmışlar mı, bilemem; ama sormuş madem. şu şerhi de düşmek gerekir o zaman: yasal varlıklarını korumakla beraber meclis dışı kalmaları halinde değil, kapatılmaları halinde dahi neler olacağını düşünmeyen, arka arkaya partileri kapatılırken bu toplum kesimi siyasal alandan dışlanırsa bunun sonuçları ne olur demeyenler, herhalde bu konuda en son endişelenmesi gerekenlerdir.
  • şiirleriyle, elinden okunan puşkin, çehov çevirilerine gölge düşüren, gündem bâbında emekli bir memurdan beklenecek garanticilikte, kendisinden beklenecek bir derinlikten uzak bir hdp eleştirisi kıvamındaki "tatava yapma bas geç"ine ahmet nesin'ce - babasından dolayı tarihsel olarak ele alabildiği - karşı çıkılan ağır kemalist.

    emekli memur rahatlığına karşı, ahmet nesin'in şöyle mukabele ettiği de zat:

    "barajı aşmak için nereden güvence aldığımızı merak ediyorsun ya, böyle merak da ilk kez duyuyorum. faşist bir yasa var, biz bu yasanın üstüne gidiyoruz, o yüzden onlarca örgüt ve sivil toplum örgütü bir araya gelmişiz, faşizmi yıkmaya çalışıyoruz, sen güvence soruyorsun. biz siyasi bir partiyiz behramoğlu, şirket değiliz, çek-senet güvencesi altında çalışmıyoruz, siyasetin güvencesi olmaz, bunu sana veremem, faşizme karşı mücadele ederken ölmeyeceğimin, hapsedilmeyeceğimin, işkence görmeyeceğimin güvencesi olmaz, bu bir inanış savaşımıdır, inanıyor ve maçan yiyorsa içinde olursun, yemiyorsa susar oturursun. o zaman bu % 10’luk baraj seni mutlu ediyordur… faşizme ortaksındır…"

    şerh-i zeyl: ahmet nesin'in - bilal'e anlatır gibi anlattığı - serinin devamı için, bkz. http://ahmetnesin.com/…latayim-ataol-behramoglu-ii/
  • her maddesine katılmamakla birlikte hdp'ye oy vermek başlıklı yazısına karşılık yapılan şu eleştiri de okunmalıdır.

    http://blog.radikal.com.tr/…ek-yazisi-uzerine-96645
  • hdp'li etnik ırkçıların sandığı gibi kemalist değildir.sahi onlara göre hdp'yi eleştiren herkes ulusalcı, kemalist, milliyetçi gibi etiketler alıyorlar di mi.

    kendisi sosyalisttir.
  • dilbilim üzerine yaptığı bir konuşmada tüm bilimsel bulguların tersine bir fikir atıp bunu da "bence böyle" diyebilen bir "bilim" adamıdır. şiirleri güzel diyolla
  • " insanı öteki canlilardan ayıran, özgürlüğünü sağlayan en temel özelliği, düşünebilme ve buna bağlı olarak da üretme, yaratma yetisidir. düşünme yetisinin temel koşulu da özgürlüktur. bir başka deyişle düşünme olgusunun saglikli bicimde gerçekleşmesi, onun özgürce gerçekleşmesi demektir. düşünme sürecinde k kendini baskı altına duyan insan, zihinsel yaratma yeteneklerini ve giderek tümüyle zihinsel sagligini yitirmeye başlamış demektir. böyle birinin üretimin bütün alanlarinda basarisiz, uyumsuz olacağını soyleyebiliriz. insanı makineden, robottan ayıran baslica özelliği yapacağı işe kendi dışındaki güçlerin zorlamasiyla değil, kendi özgür iradesiyle inanması, karar vermesidir. uretimin bütün alanlarinda basarinin sirri, insanin özgür iradesinde, inancindadir."

    neden basarisiz bir toplum olduk sorusunun cevabini bireysel yukumluluk uzerinden vermiş. fazla da söze gerek yok.