şükela:  tümü | bugün soru sor
  • islami ve milliyetçi eğilimleri olan, mihriban şiiri ile tanınan abdürrahim karakoç'un saati yok eremi yok isimli şiirinin nakaratı. bu şiir ayrıca islamcıların ahmet kaya'sı namıyla maruf hasan sağındık tarafından da bestelenmişti.

    saati yok eremi yok

    aşktan yana söz duyunca
    ben hep seni düşünürüm
    uçsuz hayaller boyunca
    ben hep seni düşünürüm

    yıldızlar kayar yüceden
    renkler sıyrılır geceden
    yüreğim sızlar inceden
    ben hep seni düşünürüm

    aklın ucu değer hiçe
    yol ararım içten içe
    kainat uyur sessizce
    ben hep seni düşünürüm

    korkunun bittiği yerde
    haz duyarım ince ince
    bir mezar görsem bir yerde
    ben hep seni düşünürüm

    zaman hep sonsuza akar;
    meyve dökülür, dal kalkar
    çiçeklere bakar bakar
    ben hep seni düşünürüm

    rüzgar eser ilden il'e
    sağlıkta bitmez bu çile
    "var"dan öte, "yok"ta bile
    ben hep seni düşünürüm
  • küçüktüm, radyoda duymuştum bu ezgiyi -ki o radyo macerasını daha evvel şurada anlatmıştım bir parça http://www.eksisozluk.com/…m sadri&a=sr&au=ogatnefa -

    o vakitler yaş; 10-11. şiir namına ne biliyorum; müfredat harici tabii, bir safahat var kütüphanede, arada sayfalarını yoklarım. babamsa her pazar kahvaltısında alır raftan, tefeülen bir yer açar, okur hepimize. hatta hiç unutmuyorum bir keresinde bebek yahut hakk-ı karar şiiri çıkmıştı da akif'in, kendi kızlarının bebek kavgasını anlattığı o hikayeyi kendimize çok yakın bulup pek eğlenmiştik kız kardeşimle. bir defasında da şimdi hangi şiire ait olduğunu hatırlayamadığım bir parçaya rastlamıştık; adamın biri, rüya tabir eden birinin yakasına yapışıyordu sabah sabah ve ipe sapa gelmez rüyasını anlatıyordu: bir yol çıktım, yokuş mu desem iniş mi desem, düz mü desem tepe mi desem, tarla mı desem çorak mı desem filan diyerekten. rüyanın; yer, zaman, kişi, renk, tat vb unsurlarının hep böyle anlatıldığını düşünün. en sonunda karşısındaki çileden çıkıp "uzatma, sen buluyorsun belanı allahtan/ bu elde bir, yalnız pek seçilmiyor zaman/ bugün mü desem yarın mı desem/ yakın mı desem uzak mı desem/ yazın mı resem güzün mü desem/ güzün mü desem yazın mı desem" diye paylıyordu.

    işte mehmet akif'le bu tanışıklığın haricinde bir de babamın bir kasedi vardı dinlediğim. bir yüzünde başka, diğer yüzünde başka bir adam şiir okuyordu. aslında b yüzündeki adamın şiir okuduğuna pek de emin değildim. zira tuhaf bir ses, habire kadehli, şaraplı, tekmeli, banyolu filan laflar ediyordu (o halime çok gülüyorum şimdi; kasedin b yüzü = semih sergen'in sesinden mevlana şiirleri:)) ön yüzde dinledikleriminse necip fazıl'ın kendi sesinden şiirler olduğunu nice zaman sonra öğrendim.

    diyeceğim; işte o vakitler karakoç'ları da bilmiyorum tabii. ama nasıl olduysa radyoda çalınan diğer ezgilerden bir farkı olduğunu hissediyordum bunun. "aklın ucu değer hiçe" sözü ise işte o sıralar adını bilmeden dinlediğim necip fazıl'ın mısralarını hatırlatıyordu. çıldırtıcı bir şey olduğunu uzaktan hissediyordum o esnada ama yıllar sonra hakikaten 'aklımın ucu hiç'e değdiğinde' anladım ne demek istediğini.

    özellikle de nakarat kısmındaki "yıldızlar kayar yüceden/ renkler sıyrılır geceden" sözleri resmen içime saplanıyordu. 'hep onu düşündüğüm' kimse yoktu henüz ama yine de 'yüreğim inceden sızlıyor' gibi gelirdi bana o zaman. sonra büyüdüm, 'hep onu düşünür' oldum ve 'yüreğim sızladı inceden'. yani ki benim için; ileride yaşayacaklarımı, çocuk yaşımdayken hissettiren efsunlu bir ezgidir bu.

    edit: ek

    aynı cümleden bir de şu vardır, vesileyle abdülbaki kömür'e selam olsun; http://www.youtube.com/watch?v=q6gflxqnk74 (zaman bir tablodur, düşer duvarlardan dedikçe hüngür hüngür ağlardım, hey gidi günler)
  • şehirlerarası bir yolculukta otobüste yol almakta iken ve yalnızlığın verdiği can sıkıntısının bir neticesi olarak içine düştüğüm melankolinin tam ortasında radyoda çalmaya başlayan ve beni benden alan parça. hakan bayraktarın yorumuydu dinlediğim ve hala da bıkmam dinlemekten. işte bu
  • cafe tango yorumuyla ve solisti bora uymaz'ın sesinden harika bir hale bürünen şarkıdır. eski versiyonlarına denk geldim cafe tango yorumunu ararken ve nereden nereye taşımışlar şarkıyı, tebrikler.
  • ben bi tek kendimi dusunurum
  • ezgilerin kralidır. unutulmaz arasındadır. bir diğer unutulmaz içinç (bkz: kerim kuşu)
  • ilk genclik yillarimizin muazzam ezgisi. zaman guzeldi, arkadaslar guzeldi. biz iktidar olduk ve dunya kirlenmedi, kirlenen dunya bizi kirletti.
  • elbistanlı bir şair olan abdurrahim karakoç'un "saati yok eremi yok" isimli şiirinde geçen yürek yakan söz.

    (bkz: elbistan)
    (bkz: ekinözü)
  • abdürrahim karakoç'un mihriban kadar meşhur olamayan ancak insanı alıp götüren saati yok eremi yok şiirinin dizesi. bestelenmiş hali de nefistir. ezgi kategorisine alınsa da fıstık gibi türküdür. bir dahi aşkla:

    saati yok eremi yok

    aşktan yana söz duyunca
    ben hep seni düşünürüm
    uçsuz hayaller boyunca
    ben hep seni düşünürüm

    yıldızlar kayar yüceden
    renkler sıyrılır geceden
    yüreğim sızlar inceden
    ben hep seni düşünürüm

    aklın ucu değer hiçe
    yol ararım içten içe
    kainat uyur sessizce
    ben hep seni düşünürüm

    korkunun bittiği yerde
    haz duyarım ince ince
    bir mezar görsem bir yerde
    ben hep seni düşünürüm

    zaman hep sonsuza akar;
    meyve dökülür, dal kalkar
    çiçeklere bakar bakar
    ben hep seni düşünürüm

    rüzgar eser ilden il'e
    sağlıkta bitmez bu çile
    "var"dan öte, "yok"ta bile
    ben hep seni düşünürüm.