kovalensky

  • 82
  • 0
  • 0
  • 0
  • geçen yıl

türbanlı

ben ruh hastasının tekiyim. her şeyi sınıflandırır, hayatı ayrıntılarda yaşar, didik didik etmekten mutluluğun bile tadını çıkarmayı beceremem. ama en beteri insanları sevmem. belli bir mesafeden sonra yani. birer birer sevmem de yine ayrıntıda severim işte. tanışmadığımız halde göz göze geldiğimiz adamın gülümsemesini, küçük bir çocuğun muzip bakışlarını.. kadınları sevmek daha zor. kadın olduğum için değil yalnızca, kadınların kendini sevdirmeyi bilmek bir yana genel olarak "sevgi", "saygı", özellikle "özsaygı" kavramından nasibini almadıklarından. ama kimseden bire bir de nefret etmedim hiç. iyi kötü kavramına yer yoktur benim bilincimde.
hayatta en çok etiketlemekten kaçındım. insanları etiklemekten nefret ettim. bak mesela acayip eleştiririm her şeyi. nefes almakla aynı şey benim için eleştirmek. ama asla etiketleme sınıfına girmez. ön yargıdan daha basit daha gerzekçe bir şey de yoktur kanımca. rastgele iki entry'mi okusan anlarsın.
kadın milleti dediğin dediğim dedik, manyak ruhlu, senaryocu, kendini beğenmiş. bir de acayip rol keser. ne görünüşlü kadının altından ne çıkacağını tahmin edemezsin.
ama ben bu "türbanlı" muhabbetinden sıkıldım. yok eziliyor olmalarından, yok ayrımcılığa maruz kalmalarından. bana öcü gibi bile baksalar dert etmedim hiç.
ne kadar açık, şuh, seksi bilmem ne giyersem giyeyim insanların ön yargılarını kırabildim şimdiye kadar. imamından papazına kadar.
geçen yıl serviste bir "kapalı" bir kızla tanıştım. okulun kütüphanesinde çalıştığım için beni tanıyormuş. yol boyunca çok keyifli bir biçimde konuştuk. ayrılmadan önce benden özür diledi. ne olduğunu anlamayınca şimdiye kadar benden hiç hoşlanmadığını bana karşı çok büyük bir ön yargı beslediğini falan anlattı. güldüm geçtim. oysa bir yerlerde bir şey kırıldı işte. beni tanımadan, nasıl? diye sordum; cevab veremedi.
bu akşam marketten elimde bir ton poşetle dönüyordum eve. yorulunca durup poşet yere bıraktım. üzerimdeki etek kısa olduğu için poşetleri kaldırırken dikkatli davranıp kaldırdım. yanımdan geçen ve benden 10 yaş büyük iki "türbanlı"
- "madem böyle olacak niye kendine işkence ediyorsun" ve benzeri minvalde şeylerle laf atıp hilkat garibesiymişim gibi suratlarını buruştura buruştura geçtiler.

oysa 3 gün önce eshot'a binecekken kentkartım boş olunca otobüstekilerden istedim. önümde oturan amca kartını verdi. para vereceğim zaman reddedip
- kızım sen hep gül, bizi gülüşünden mahrum etme. sen sadece gül böyle başka bir şey istemem dedi.
bak mesela bu amca da acayip dindardı. şivesinden anadolulu olduğu belliydi. eşinin başı açıktı, bütün yol boyunca eşiyle el e elelerdi. sürekli hadislerden ayetlerden örnek verip benim gibi bir ateistin bile içini ısıtacak tatlılıkta konuşuyordu.

ben din düşmanı falan değilim. kimsenin inancı beni ilgilendirmez. ama şu şeriat gelecekse gelsin. bir kısım var, gerçekten örümcek beyinli. kapalı olduğu için herhangi bir açıktan daha fazla iman sahibi olduğunu iddia edebiliyor, sırf bu yüzden kendisini daha üstün görebiliyor. yani şeriat gelse, hepimiz çarşafa girsek benden daha faza üzülecek hepsi. neden? kimin daha müslüman olduğunu gösteremeyecek.
kendimi hiçbir dine, ırka, ülkeye bilmem neye ait hissetmedim hiç. aileme karşı bile bir aidiyetim yok. ama giderek insanlığa inancım azalıyor. insan olmaktan utanıyorum. mini etek giydiğim için utanmam gerektiğini söyleyen zihne sahip canlıların varlığından utanıyorum. sıkıldım artık.
gecenin bir yarısı haftalar sonra yazacak başka şey kalmamış gibi bunu da yazdım ya.
ne günahmış arkadaş, çıkar çıkar bitmiyor. isa, musa sen bizi kutsa.

ekleme: bu entrarinin arkasından kemalizmle ilgili entarim oylanınca aklıma geldi. eshot derkene işte izmir işte kemailst diyeceğe not: kemalist de değilim. atatürk'e saygı duyarım o ayrı. ama eleştirebilecek mantığa da sahibim, kıps.

devamını okuyayım »
24.09.2013 01:50