suicyco

  • hippi (403)
  • 970
  • 0
  • 0
  • 0
  • 3 ay önce

zaman çöktü

beklenmedik bir anda ortaya çıkan fictor y. hakan erdem'in lezzetli yanılsaması. koyunlukla insanlığın arasındaki ince çizgiyi sorgulayan bir yapıt... ağızda bıraktığı tad ve popüler kültür göndermeleri bağlamında cem akaş'ın olgunluk çağı üçlemesi'ni sıkça anmama neden olmuştur. daha en baştan "setting"den de bu benzerlik görülüyor: istanbul (oçü'de ista olarak geçen, de ise iki parçaya ayrılmış, platformlar (stanbul) ve adalar (insulapol).) merkezli bir hükümet, hala dünya gerçeklerinden farklı bir düzeyde yaşıyor. ama benzerliği de abartmamak lazım; ağzının kenarında hınzır bir gülümseme olan herhangi bir fictor, istanbul'da geçen bir bilim kurgu yazmaya kalksa çok farklı bir arkaplan (ar kaplan) yaratmazdı. bunun dışında ana öykünün de oçü ile fazla bir paralleliği yok zaten. "spoil" etmeden daha fazla bir şey yazmam mümkün olmadığından buyrun şöyle aşağıya yönelelim sevgili dostlar. ar.

--- spoiler ---
pek eğlencelik. aman da aman. hanimiş. neyse. kitap göndermelerle dolmuş taşmış. hakan erdem dili almış, kıvırmış kıvırmış, atalet momentine karşı geldikçe gelmiş. sonra dili mürekkebe banmış, serbest bırakmış. fırıl fırıl döne döne olmadık şekillere giren dil klişe bir tabirle "döktürmüş" adeta efendim. her satırına hayran kaldım. hakan erdem'in ne oyunbaz (bkz: #7891510) bir anlatıcı olduğunu bildiğimizden dolayı, normalde burun kıvıracağımız, "öff be kardeşim, amma vıcık vıcık edebiyat yapmış adam" diyebileceğimiz, "cayır cayır yakan octagün güneşini derisiyle sonuna dek içmiş ve hâlâ ılık olan taşlığa yapışmış iri yeşil bir kertenkeleyi ürküttüler" gibi cümlelere gülümsedik, yer yer kahkaha attık, ama sandalyeden düşmedik elbette, dengeli insanızdır. tek kişiyim ben ayrıca, birinci tekil şahsa döneyim hemen...

gönderme diyorduk değil mi efendim, -pardon-, diyordum. kırmızı başlıklı kız trivia'nın "tamara hanım" yazılarından dolaylı bir perihan mağden göndermesi sezinleyince pek şenlendim, ışık saçtım etrafa adeta. hakan bey yeterli görmemiş olacak ki, sonrasında bu göndermeyi iyice gözün içine sokmuş. perihan hanımın köşe yazılarına roman için ara vermesinden tutun da neredeyse direkt isim vererek "iki genç kızın romanı"nı yazması, romandaki bazı sahnelerden söz edilmesi, konusunun bire bir örtüşmesi falan beni birazcık şaşırttı. niye bu kadar uzatmış anlayamadım. vardır bir hikmeti diyeceğim, göremesem de... sevmiştir belki perihancılık oynamayı. ayı. geçelim efendim.

özellikle kıbrıs-denktaş, adakale-equalstone benzerliklerinden sonra daha bir dikkat etmeye çalıştım, "acaba," dedim, "her karakter gerçek yaşamdan birini mi yansıtıyor?". (edit1 başla:) en barizi (benim de biraz geç uyandığım) alexander'ın büyük iskender olması. babası, hocası falan tutuyor, adı da malum, bir de koç boynuzlu mısır tanrısı ammonla özdeşleştirimiş olması varmış wikipediadan öğrendiğim kadarıyla. bu bağlamda şu resim bayağı ilginç hakikaten: http://en.wikipedia.org/…i/image:alexandercameo.jpg .
gelgelelim jocelyn kimdir çözemedim. başta napoleon'un josephine'i ile bir bağlantı kuracak olduk, ama emin olamıyor insan. (edit1 bitir). bir an için orçun o'neill'in atatürk olduğu sanrısına kapıldıysam da sonra vazgeçtim, bilemedim. aptallaştım.

her şeye karşın, artık ne rumluk ne de koyunluktan iz taşıyan rum koyunlarıyla, marlyn monroe saçlı kapıcı karılarıyla, her tepenin adaya dönüşmüş olduğu istanbuluyla, fatih sultan mehmet klonlarıyla bir solukta okuduğum bir eser yazmış sayın erdem. ellerinden öperim.

yine de, bu kadar popüler kültür imgeleriyle bezenmiş bir romanın kalıcılığı nedir onu da düşünmeden edemiyorum. bundan yirmi sene sonra bu kitabı okuyan biri benim aldığım zevki alabilir mi? kalıcılığı gündemin statikliğine bağlı olan bir eser, popüler kültüre ait değil midir? kitab-ı duvduvani belki en kalıcı olan kitabı olacak, sanırım hakan erdem de bunu düşünüyor olacak, zaman çöktü'de hala avrupa birliğine girmeyi tartışan bir türkiye var çünkü. bu üç romanından benim en beğendiğim unomastica alla turca bile büyük ölçüde yalçın küçük ve soner yalçın'ın "bizden olmayan" avına yaslandığı için onun bile kalıcılığı tartışılabilir. tüm bunlara karşın, kitaplarda göndermeler çıkarıldığında da ayakta kalan bir arkaplan var, belki sonraki kuşaklarca bir kısmı anlamını yitirecek, fakat bana ne canım bir sonraki kuşaklardan. elimde kahvem olduğu halde bir solukta okuduğum kitapları, bencileyin günümüz toplumunun aynası olacak. yirmibirinci yüzyılın ilk yarısından geleceğe büyük türk ressamı bedri baykam, büyük türk düşünürü ertuğrul özkök, büyük türk sanatçısı bülent ersoy gibi isimler kalacak (maalesef), ama bu dönemin daha az ciddiye alınan, ama düşünme biçimimizi daha fazla etkileyen ikonlarından semra hanım da hakan bey'in eserleriyle bir sonraki nesillere iletilecek.
--- spoiler ---

özür dilerim.

devamını okuyayım »
22.10.2006 22:50