şükela:  tümü | bugün
425 entry daha
  • kickass torrent hocamın ingilizcesi biraz kırık o yüzden çeviri mükemmel oldu diyemem ama aşağıdaki soru cevap videosunun türkçe çevirisi aşağıdadır (beynim yanmış halde şu an düşük cümleler ondandır)

    https://www.youtube.com/watch?v=jvdxvp5ahq4

    ben dominic torrent ve burası “hocaya sorun” (programın ismi yani)

    soru: kendi taktiğinize uyan oyuncuları bulmayı mı tercih edersiniz yoksa oyuncuları kendi sisteminize mi adapte edersiniz?

    cevap: benim için en önce oyuncular gelir, antrenörler değil. belki işleyen bir sistemde ufak değişiklikler yapmak istersiniz. o zaman bir sonraki sezonda ya da “en uygun” bir zamanda uygun bir oyuncu alabilirsiniz. “en uygun” zamandan kastım bana uyan bir zaman elbette. fakat bence hazırda bulunan oyunculara uyum sağlamak önemli. mesela iki tane iyi golcünüz varsa çift santrforlu bir sistem oynamak daha iyi olabilir.

    soru: antrenman zamanlarını maça özel çalışma ve genel oyunu geliştirme arasında nasıl bölüyorsunuz?

    cevap: genelde bir sonraki rakibi analiz edip hakkında bilgi sahibi oluruz. bu bir teknik direktör için önemlidir. maç hazırlıklarının ilk iki gününde savunma stili çalışırız. mesela rakibe önde baskı yapmak istiyorsanız, onu çalışırsınız. ben önde baskıyı severim, ama her zaman bunu yapamazsınız. bazen bazı takımlar defanstan uzun toplarla çıkarlar. onlara karşı önde basmak neredeyse imkansızdır. kimi rakipler de geriden oyun kurarlar. yani kısacası en önemli şey, çalışmaların ilk iki gününde bunlara uyum sağlayacak antrenmanları yapmaktır. sonraki iki gün ise oyun planımız üzerine çalışırız. oyun açılışları ("opening" diyor) çok önemlidir. çünkü her hafta farklı bir açılış ile sahaya çıkmanız gerekebilir. örneğin tottenham pochettino ile önde baskılı başlar. siz de takımınızı ona göre hazırlamalısınız. oyun kurarken nasıl biraz daha zaman kazanırsınız, adam adama savunmayı nasıl yapıyorlar gibi şeyleri çalışırsınız. yahut mesela “honda” gibi bir sinyalle uzun top oynayıp defansın arkasına sarkmak gibi şeyleri çalışırsınız. özetlemek gerekirse, genellikle 2 gün savunma ağırlıklı, 2 gün de oyun odaklı çalışmalara ve 3-4-3 mü oynanacak, geniş mi oynanacak, açılışımız nasıl olacak gibi konulara ayırırım. yani ilk iki gün top rakipteyken nasıl oynayacağız, son iki günse top bizdeyken nasıl oynayacağız şeklinde olur.

    soru: pep guardiola ile çalışmak nasıldı?

    cevap: muhteşemdi! bence gelmiş geçmiş en iyi teknik direktör. en ufak detaylara bile kafa yoran tam bir dahi. "en iyi nasıl hücum edilir" kadar "en iyi nasıl savunma yapılır" konusunda da kafa yorar. bunu söylüyorum çünkü bir çok insan pep sadece topu ister gerisini umursamaz diye düşünüyorlar. ama barcelona’da bayern’de ve city’de çok az gol yiyen takımlar oluşturdu. bence pep’in sırrı kime karşı oynuyor olursa olsun hep çok çalışması. ister bayern munich’e karşı olsun, ister liverpool’a isterse de alt ligden zayıf bir rakibe… hepsine aynı önemle yaklaşır. pep’i pep yapan budur. onunla çalışırken her gün tesislerde 10 saat beraber oturup rakip analizi yapar, daha iyi nasıl oynanır diye fikirler üretirdik. kime karşı olursa olsun eğer takım bir öncekinden daha iyi oynuyorsa bu onu çok mutlu ederdi ve bunun için uğraşırdı. bir başka nokta da, oyuncuların gelişimine gösterdiği önemdir. mesela oyuncularla topu nasıl kontrol etmesi gerektiğine kadar öneriler sunar ve onların gelişimi için her şeyi yapar. onun gelişime olan bu tutkusu futbolu çok seviyor olmasından ileri geliyor. bence o dünyanın gelmiş geçmiş en iyi teknik direktörü.

    soru: pep guardiola’dan teknik direktörlük konusunda neler öğrendiniz?

    cevap: pep’le çalışmaya başlamadan önce 15 yıl boyunca teknik direktörlük yaptım ve ertesinde sadece ona yardımcı antrenörlük yaptım. bence bu akıllı bir karardı. çünkü daha önce dediğim gibi o çok üst seviye bir teknik direktör ve ondan çok şey öğrendim. sonrası benim için çok zor olmadı. kendimi teknik direktörlük için hazır hissediyordum. daha önce de teknik direktörlük yaptığım için 2-3 ay sonra oyuncular benim dediklerimi yapmaya başladılar (new york city takımından bahsediyor). bence bir teknik direktör için en önemli şey oyuncuların sizin dediklerinizi yapıyor olmasıdır. bu olduğunda o takımda bir şeyler başarabileceğinizi anlarsınız. new york’ta böyle oldu. takım tarihinde ilk defa grupları geçip şampiyonlar liginde oynadık. kısacası yardımcı antrenörlükten teknik direktörlüğe geçiş benim için zor değildi. 15 yıllık bir kariyer binaen kendi kendime “tekrar teknik direktörlük yapabilir miyim” diye sordum ve denedim. 2-3 ay sonra kendi başıma ve kendi stilimde çalışmanın benim için en iyisi olduğunu gördüm. 11 yıl pep’le çalıştığım için futbol hakkında fikirlerimiz onunda çok benzer.

    soru: pep guardiola’nın yardımcılığından sonra tekrar teknik direktörlüğe geçiş nasıldı?

    cevap: bunun onunla zaten hemen her sene konuşuyorduk. o bana “sende teknik direktörlük ruhu var, yardımcı antrenörlük değil” diyordu. ama onun yanında çalışmaktan memnundum. new york’ta çalışma fırsatı geldiğinde girona’dan ve abu dabi’den de teklifler vardı. ama nihayetinde new york neden olmasın dedim. çünkü new york çok güzel bir şehir. pep de burada 1 yıl çalışmış, o da bana önerdi ve orada mutlu olacağımı söyledi. takımı izledim, iyi bir takım olduğunu gördüm ve çalışmaya karar verdim. orada çalışmaktan memnundum. mls her sene daha da iyi oluyor. belki bir gün tekrar dönerim.

    soru: avrupa ve amerika arasında teknik direktörlük konusunda ne farklar var?

    cevap: ilki oyuncuların teknik kaliteleri olabilir. her sene daha iyi amerikalı oyunculara rastlıyoruz. hatta avrupa’da dortmund’ta chelsea’de oynayanlar da var. ama yine de amerika’da teknik direktörlük (aslında tam olarak “one & two touch” diyor, pep’in drillerinden biri sanırım) avrupa’ya göre daha zor. çünkü oyuncu kalitesi avrupa’daki gibi değil. elbette genç oyuncular gayet iyi. öğrenmeye çok açlar, 3-4 yıla kadar kalite oldukça yükselmiş olur. fakat yine de teknik kalite amerika ve avrupa arasındaki temel fark diyebilirim. sanırım barcelona’da, bayern munich’te, man city’de en üst seviye takımlarda üst seviye oyuncularla çalıştığım için şanslıyım. çünkü onlara “one & two touch oynayalım" dediğimde bunu yapabiliyorlardı. mls’te bu daha fazla efor ve zaman gerektiriyor. fakat dediğim gibi bence 3-4 yıla kadar amerika avrupa’ya kafa tutacak seviyelere gelecektir. avrupa’da bana soran arkadaşlarıma da hep söylemişimdir. mls’e giden birine emekli olmuş gibi davranılıyor. ama mls çok zor bir lig. avrupa’dan mls’e gelen oyuncular oranın en iyisi olacağını düşünüyorlar ama sonra yüzde yüzünü vermeden bir şeyler ortaya koyamayacaklarını anlıyorlar.

    soru: amerika’nın futbolda lider ülkelerden biri olabilmesi için ne gerekiyor?

    cevap: bence şu an doğru yoldalar. stadlar bazen çok iyi olmayabiliyor. ama genç oyuncular tekrar etmem gerekir ki muhteşemler. giovanni reyna şu an borussia dortmund’ta oynuyor. sadece 17 yaşında. seneye bizim takımdan başkaları da bundesliga’da oynamaya başlayacaklar. alfonso davis kanadalı mls’ten bayern’e gitti ve orada her maç oynuyor. bu kolay değil. bu demektir ki, şu an mls ve avrupa futbolu aynı seviyede değiller ama çok yakınlar. 25-27 yaşındaki oyuncular için bu durum farklı olabilir fakat genç oyuncuların çok yüksek potansiyelleri var. hatta benim avrupa’da tekrar çalışma düşüncem var. oraya götüreceğim 2-3 genç oyuncu şimdiden aklımda (hadi inşallah). eminim orada oynayabilirler.

    soru: 4-4-2 baklava oynayan bir takıma karşı nasıl savunma yaparsınız? (soracağın soruyu seveyim)

    cevap: bana böyle bir soru ne zaman sorulursa diyebileceğim tek şey “istediğiniz gibi oynayabilirsiniz” olur. ama benim kendi fikrim 4-4-2 baklavayı en iyi 3-4-3 baklava ile savunabileceğiniz yönündedir. çünkü bu sayede defansta 2’ye karşı 3 kişi savunursunuz, orta sahada 4’e karşı 4 ile eşit olursunuz ve hücümda 3 hücumcu ile atak yaparsınız. ama dediğim gibi, istediğiniz herhangi bir dizilimde oynamak mümkün. eğer iyi hazırlanmışsanız beşli defansla da oynayabilirsiniz, 4-3-3 de oynayabilirsiniz. ama bu soru özelinde konuşmak gerekirse 4-4-2 baklavaya karşı oynamak zordur. ben 3-4-3 oynardım çünkü dediğim gibi defansta bir oyuncu fazlasınız, orta saha aynı ve hücumda üç kişi iyi bir seçenek olacaktır. bazen arkadaşlarım ya da diğer hocalar arayıp “sence 4-3-3’e karşı en iyi nasıl oynanır? ne düşünüyorsun?” diye soru soruyorlar. onlara “ne bileyim? nasıl oynamak istiyorsun? önde mi basacaksın? yoksa çakılı defans mı yapacaksın? ne tarz bir oyun oynayacaksın? 4-4-2 de olur 4-3-3 de olur. hepsi olur”. soruya dönecek olursam, yüzde 90 ihtimalle 4-4-2 baklavaya karşı yine baklava orta sahalı 3-4-3 oynatırdım. (tamam hocam anladık, üçlü defansçısın, üç kere anlattın)

    soru: hangi oyuncular size neleri nasıl öğretti?

    cevap: her oyuncu farklıdır. bir öğretmeni düşünün, sınıfındaki her öğrenci kendine hastır. oyuncularımdan da çok şey öğrenirim. örneğin bir çok çeşit kanat oyuncusu ile oynayabilirsiniz. ama hepsinden aynı olmasını isteyemezsiniz. bir başkası ile aynı olmak zordur. bazısı geniş oynamayı sever kimisi dar. her bir oyuncumdan bir şeyler öğrenmişimdir. çünkü onların yeteneklerine saygı duymak zorundasınız. onların yeteneklerini kullanabiliyorsanız onlardan öğrenmeye başlarsınız. 4-3-3 oynayacak bir takımda oyuncularınızı illa kanat gibi oynayacak şekilde zorlayamazsınız. oyuncularım bana bunu öğretti.

    soru: oyuncuların pep’in pozisyon futboluna ayak uydurmakta en çok zorlandığı şeyler nelerdir?

    cevap: ilki oyunu dar alanda oynuyor oluşunuz ve orta sahada çok fazla oyuncu olması. mümkünse çok hızlı oynamak zorundasınız. oyuncularıma hep “topu geriye gönderince durmayın. hareket halinde olun” derim. güzel olan tarafı şudur ki 2-3 ay çalışınca çok iyi bir oyun ortaya koymaya başlarsınız (bizde 3 senedir tık yoktu da neyse...). çünkü maçlar antrenmanlara göre çok daha geniş alanlarda oynanır. fakat oyuncular için zor olan şey orta alanda çok fazla oyuncu olmasıdır. pozisyon futbolunun bir çok şekli vardır. 4-4-3, 7-7-3, 4-4-4, 8-8-3 (burayı anlamadım. sanırım antrenman drillerinden bahsediyor) antrenmanların son gününde genelde 7-7-4, 8-8-3 oynarız. bu orta sahada bir sürü adam olacağı anlamına gelir. bu yüzden çok hızlı tepki vermeniz gerekir. çünkü böyle oynamaya alışırsanız normal bir maçta çok daha büyük alanlar bulursunuz. fakat mesela mascherano barcelona’ya ilk geldiğinde pozisyon futboluna pek alışamadı. river plate’ten gelmişti ve 17 yaşındaydı. pozisyon oyununu anlayamıyordu. o yüzden oynamak ona çok zor gelmişti. pozisyon futbolunda en önemli şey hemen karar verip 1 ya da 2 dokunuşta topu gönderip yer değiştirmektir. topu kaybettiğinizde ise hemen reaksiyon gösterip geri almalısınız. o yüzden açılışlarda ve orta sahada topu hemen almak gerekir. pozisyon futbolu oynayan takımlarda sahada olan şey budur.

    soru: sizce teknik direktör olmak isteyen biri akademik olarak bu işin okulunu okumalı mıdır?

    cevap: elbette. çünkü bu oyunu bilmek çok önemlidir. rakip analizi, teknik analiz yapabilmek, oyunu ve oyuncuları anlayabilmek çok önemlidir. akademik eğitiminiz olsa da olmasa da teknik direktörlük için tutkunuz olmalı. çok fazla maç izlemelisiniz. sahada ne oluyor anlamalısınız. sonra kendinizi yapabileceğinize ikna etmelisiniz.
3377 entry daha
hesabın var mı? giriş yap