şükela:  tümü | bugün
  • akabinde hadi lan oradan otur oturduğun yerde fikriyle hemen yok edilen fikirdir aynı zamanda. özgürlük mü bilmiyorum ama çok serbest hissettiren bir hayal kurdurtuyor bu düşünce insana. hayatla mücadele, şuan çok sıra dışı bir şey yapıyormuş hissini hissedecek olamanın hayali, farklı insanlar, yeni insanlar ve acayip insanlar ile tanışmak.. ilerisi ile alakalı ne olacağını bilmemenizin vermiş olduğu haz, heyecan ve tedirginlik. denenmesi lazım lan. ama yok ya şimdi kim uğraşacak.
  • 2012 senesinde aklıma düştü ve yaptım. ülke değiştirdim. bu sebeple ailem biliyordu ama neredeyse çevremde kimse bilmiyordu. ne arkadaslar, ne akraba...
    şimdi olsa bu fikri biraz daha irdelerdim açıkçası. ani karar vermemek lazım neticede. bazen mutsuz olma ihtimalleri de olabiliyor. şu an için mutluyum ama o 1-2 sene sıkıntılıydı. sanki bu fikir hayata geçirilmese daha iyi. çünkü hayal ettiğin sürece sana mutluluk veriyor, gaza getiriyor. bilemedim.
  • yıllardır aklımı kurcalıyor bu düşünce. küçük bir çanta alsam nereye giderim, nerede kalırım diye uzun uzun düşünüyorum. yapayalnız kalabilir miyim, manevi olarak doyabilir miyim hep merak ediyorum. bir gün yapacağım ama önce cesaret lazım.
  • akabinde bir çay demlersin. sonra uyursun ve uyandığında son bulur.
  • pazartesi günü bir haber alacağım. bu haberin durumuna göre değerlendirebileceğim düşünce.
  • bazen insana çok cazip gelen fikir.içimizdeki küçük şeytanlar arada bir başkaldırsa da isyanı kısa süre sonra bastırılıyır ne yazık ki
  • yakında yapmayı düşündüğüm mevzu. gideceğim bir gün ve bir daha dönmeyeceğim. anca belki o zaman aklına düşerim.
  • babam akciğer kanseri yüzünden 3 yıldır tedavi görüyor. ilk teşhis, düğünüme 3 ay kala koyuldu ve doktorlar çok umutsuz konuşuyordu. çok ama çok zor zamanlar geçirdim. tüm gücümle ayakta durmaya çalışmam, hem işime, hem düğün hazırlıklarına devam ederken bir yandan da hastane hastane dolaşmam, babamın ve ailemin yanında olmam ve bu sırada onlara hiç bir üzüntü, hiç bir sıkıntı belli etmemem gerekiyordu. sanırım ömrümden bir 5 yıl o zaman gitmiştir. ama biliyor musunuz, bu anlattıklarım hayatımın en kötü dönemi değil...

    mayıs 2011 - ocak 2012 çalıştığım danışmanlık firmasında geçirdiğim günler, maalesef hayatımın en karanlık günleri. bu süre boyunca o kadar çok çalıştım, o kadar çok stres yaşadım, öylesine kötü günler geçirdim ki; o ismi lazım değil şirketin ofisinin yanından geçerken bile tüylerim ürperiyor, nefesim sıkışıyor.

    neden ayrılmadın diyenler olabilir... maddi olarak bir güvencem yoktu. ailemden "dayanamıyorum" diye destek istedim, o sıralar yoga eğitmenlik eğitimine başlamıştım, maddi olarak 6-7 ay desteğe ihtiyacım vardı sadece, sonra kendi ayaklarımın üstünde zaten durabilecektim. ancak ailem "önce iş bul, sonra istifa et; ya da gel bizimle yaşa" dediler. ailemin bu destek olmayış hikayesi, kalbimdeki en büyük ve asla onarılmayacak kırık... maddi detsek bulamadığım için, her şeyi göze alarak istifa edecek cesareti bulmam ekim ayını buldu. o zaman da "bu küçük bir sektör, herkes birbirini tanır, illa birlikte çalışacağımız bir proje denk gelir, bence bu projeyi canlıya geçirmeden işten ayrılma" şeklinde tehdit edildim. şimdiki aklım olsa bu tehditlere kulak asmazdım, o zaman yapamadım. ekim ayında istifa etmeme rağmen, ocak ayının ortasına kadar çalışmaya devam ettim.

    bu şirkette çalıştığım süre boyunca 3 gün beylikdüzü, 2 gün tuzla organize sanayi ya da 2 gün beylikdüzü, 3 gün tuzla organize sanayi şeklinde haftalık planlarım söz konusuydu; hafta sonu -evde de olsa- çalışmadığım zaman olmadı.

    evet, bu anlattığım dönem 32 yıllık hayatımın en kötü dönemi.

    her sabah uyandığımda ağlıyordum. arabada tuzla'ya doğru giderken "allah'ım ne olur kaza geçirsek, ölsem ve şuraya gitmek zorunda olmasam" diye dua ettiğimi hatırlıyorum. ben o sürede yaşamadım, sadece çalıştım. intihar düşüncesinin her gün aklımda olduğu bir başka dönem yok daha yok yaşamımda... hayatımda karşılaştığım en kötü insanlar da, hep o dönem karşıma çıktı iş hayatında. yaşadıklarımın büyük kısmının mobbing olduğunu ise çok zaman sonra fark ettim.

    bunları şu sebeple anlatıyorum... kimseye bir şey demeden çıkıp gitme fikri, bana hep o zamanlarımı hatırlatıyor. çünkü gebze-harem hattında e-5 üzerinde işe gitmek için otobüs beklerken sığındığım ve beni biraz da olsa rahatlatan tek hayal, kimseye bir şey söylemeden oradan geçen şehirler arası bir otobüse atlayıp kaçma hayaliydi. mesela çok net hatırlıyorum, hakkında hiçbir şey bilmediğim adıyaman'a giden bir otobüsü görmüştüm bir defa ve buraya gitmek bile, işe gitmekten çok daha cazip ve mantıklı geliyordu bana. birden ortadan kaybolsam, telefonumu da kapasam, kimse nerede olduğumu bilmese ve ortadan puf! diye yok olsam diye düşünüyordum, geride kalanların ne hissedeceklerini tahmin etmeye çalışıyordum ve bu şahane hayal beni gideceğim yere varana dek oyalıyordu.

    gidemedim.

    eğer gitseydim sevgilim, kardeşim, ailem perişan olurlardı ve ben de zaten dayanamaz 2-3 güne dönerdim muhtemelen. sorumsuzca ya da düşüncesizce hareket etmek maalesef kişiliğimde yok.

    ancak gidemediğim için ya da en azından o tehditlere aldırmayıp o eziyeti daha süre çekmediğim için pişmanlıklarım var. o zamanlar vereceğim cesur kararlar, şimdiki hayatımı daha farklı bir noktaya taşıyabilirdi, olmadı.

    hala aynı sektörde, başka bir firmada ve az da olsa yine stresle yaşamaya devam ediyorum.

    tanım: bazen insanı hayatta tutan fikirdir.
  • böyle durumlarda insanı engelleyen bir tek şey var.
    (bkz: anne)