şükela:  tümü | bugün
  • terbiyesiz olduğunu düşünen, terbiye olması gerektiğine kanaat eden kişinin bu işi bi başkasına bırakmadan kendi kendi kendine yapması. nasıl mı oluyor? şöylekine...

    ilk evvela bi küveti yarısına kadar halis zeytinyağı ile dolduruyoruz. akabinde ince kıyılmış sarmusağı, mutfak robotundan geçirdiğimiz soğanı, beher miktarda kekikiği, toz ve pul kırmızı biberi zeytin yağının üzerine ekleyip bi güzel karıştırıp cıbıl bir ahvalde içine doğru kaykılıyoruz. karışım ile bir güzel ovalanıp rahatladıktan sonra altı sekiz saatlik bir uykuya dalıyoruz. (şınorkel takmayı ihmal etmeyin)

    uyandığımızda yumuşacık pamuk gibi olmuş bünyeyi odun kömürü ile iyice kızmış ve kuyruk yağı ile temizlenmiş ızgaranın üzerine doğru atıyoruz.

    ohh miss! afiyet olsun!
  • - tokat yediğinde öbür yanağını mı uzatıyorsun yani?
    - yok o kadar diil ama artık eskisi kadar canımı yakmıyor
    - "yapılan bi ayıbı artık umursamıyorsun" gibi mi?
    - öle demiyelim de...onun yerine "insanlardan beklentimi azalttım" daha doğru bi tanım olur. ya da "karşımdaki benim değerlerime uygun davranmayabilir"i çoğalttım.
    şöyle:
    arkadaşıma asla yapamayacağım şeyleri onun da bana yapmaması gerektiği gibi bi düşünce tarzının sakat olduğuna inandırdım kendimi. oh be, özgürleştim.
    - peki sen ona yapmazken o sana "ayıp" la karşılık verdikten sonra bile yine de yapmaz mısın ona? sonuçta onun için ayıp olmayan bi şi bu?
    - yok , hayır, yine yapmam! benim için hâlâ ayıp çünkü. aslında kendisine yapıldığında onun için de "ayıp". sadece ona "kendisine yapılmasını istemediği şeyi başkasına yapabilme özgürlüğünü" verdim.
    - hoşgörü yani
    - "hoşgörü"de nobran bi anlam var bence."benden farklısın ama ben öyle yüce gönüllüyüm ki sana tahammül ediyorum" gibi bi anlam. bunun yerine "olduğu gibi kabul etmek" i tercih ederim.
    - bu terbiye sırasında canın yanmadı mı?
    - çok! ama gerekliydi. şimdi beklentim olmayınca tesiri de daha az. yine de bünyeden atılamayan çarpıcı, devirici olanlar için sığınaklarıma yığınak yaptım. derinlere işlemesin diye kalkanları güçlendirdim. ruhsal lojistik sağladım. şimdi o düşünsün!
    -yuh! terbiye olmuş halin bu mu? kalkan, sığınak, lojistik...
    - takımı bozamıyoruz.
  • her konuda mümkündür ve meşakkatlidir.

    ama en çok da arzu söz konusu olduğunda zor sanırım. hatta imkansıza yakın. kaldı ki terbiye edilebilen bir arzunun odağı olmak kabul edilebilir bir durum olmamakla birlikte; orgazm konusunda kişinin kendini terbiyesi gerçekten gerekli ve gerekli olduğu kadar da zorlayıcı.

    sevişirken değil ama mastürbasyon yaparken bunu denediğimde epey zorlanıyorum. ama deneye deneye son birkaç seferdir kendimi tutmayı başarabildim. ha bu ne kadar sürüyor; epey kısa elbette. ama sonuç olarak erteleyebiliyorum.

    işin tuhaf yanı; benim hazzı erteleyişimi mümkün hale getiren dayanak noktam.
    tuhaf ama bunu hayallerle başarıyorum.
    oysa beni sabırsız ve vahşi şekilde terbiyesizleştiren de hayaller; usulca terbiye eden de yine hayaller. çünkü gömüldüğüm o hayalden sıyrılmadan, aksine; o hayal kalesinin duvarlarına daha da sıkı zincirleyerek kendimi, hazzın bacaklarımın arasından çıkıp tüm zihnime yayılmasını sağlayarak, hazzı orgazmdan kısmen ayrıştırarak.. salt orgazm değil; orgazma giden yoldaki her dokunuş, her bakış, her nefes ve her sesin -yani tüm bunların hayalinin- yakıcılığını en derinimde hissederek. bedenden tamamen sıyrılıp ruha vararak. ruhumdaki oyuklarda saklanırken bulduğum tüm o sulara gözüm kapalı dalarak.

    dokunarak, dokunularak, bunları hayal ederek ve o hayallerle yanarak ve yakarak..

    bir hayalin parmak uçlarında başlayıp saçlarıma dolanan, saçlarımdan akıp sırtımca uzanan, belimi dolanıp kasıklarımda harlanan, bacaklarımdan akıp ayak ucuma gölge gibi düşen ve beni yine bir gölge gibi takip eden, bedeni aşıp ruha varan bir hayalin yangınının gerçekliği ve sarsıcılığını yaşayarak, terbiye oluyorum.