şükela:  tümü | bugün
  • ölmeyi tercih ederiz.

    general pershing'in kurmay başkani olan general harbord sivas'ta mustafa
    kemal'le görüşürken der ki;

    - türk tarihini okudum. milletiniz büyük komutanlar yetiştirmiş, büyük
    ordular hazirlamiştir. bunlari yapan bir millet elbette bir medeniyet sahibi
    olmalidir. takdir ederim. ama bugünkü duruma bakalim. başta almanya
    müttefikinizle dört yil harbettiniz, yenildiniz, dördünüz bir arada
    yapamadiğiniz şeyi, bu durumda tek başiniza yapmayi nasil
    düşünebiliyorsunuz? fertlerin intihar ettikleri vakit vakit görülür. bir
    milletin intihar ettiğini mi göreceğiz?

    mustafa kemal generale " teşekkür ederim dedi. tarihimizi okumuş, bizi
    öğrenmişsiniz. fakat, şunu bilmenizi isterdim ki biz emperyalist pençesine
    düşen bir kuş gibi yavaş yavaş aşağilik bir ölüme mahkum olmaktansa
    babalarimizin oğullari olarak vuruşa vuruşa ölmeyi tercih ediyoruz."

    general ve arkadaşlari sezsizce ayağa kalktilar.

    - bizde olsa böyle yapardik!

    f.rifki atay,çankaya
  • efkari yoklamak.

    birgün sohbetin ilerlediği bir zamanda, atatürk bir ara şu suali sordu:
    - "ben artik cumhurbaşkanliğindan çekilmek, parti başkani olarakçalişmak
    istiyorum.
    siz ne dersiniz?"
    ata bu soruyu sorarken etrafinda bulunanlarin teker teker yüzüne bakiyordu.
    herkes sorunun kendisine yöneltildiğini sanmiş; şaşkinlik içine düşmüştü,
    rahmetli rifat bey'de böyle sanarak cevabin akibetini hiç düşünmeden;
    - "muvafik efendim" deyi verdi.
    birden yüzündeki yumuşak ifade silinen atatürk sert bir şekilde ona doğru
    bakti ve sonra merhum ziya bey'e döndü onun cevabini bekledi. fakat ziya
    bey;
    - "efendimiz bilir!" diyerek işin içinden siyrildi. imtihan sirasi bana
    gelmişti.
    - "henüz göreviniz bitmemiştir. inkilaplar tamam olmamiştir. tamam olunca
    biz size (artik çekil, istirahat et) deriz, inkilap yarim birakilmaz!"
    cevabini verdim. gülümsedi.
    - "zaten ben de bunun için henüz birakmak istemiyorum" dedi. maksadi efkari
    yoklamakti.

    said arif terzioğlu, insancil atatürk
  • ben muhakkak erkani harp olacağim.
    üçüncü sinif kalabalikti. bunlardan ancak, pek az bir kismi harp
    akademisi'ne girebilecekti. geri kalanlar tayin edildikleri kitalara
    dağitilacaklardi.
    mustafa kemal, muhakkak kurmay subay olacağina inaniyordu. bir gün;
    - ya erkani harp olamazsan, ne yaparsin?
    diye yari ciddi, yari şaka takilan sinif arkadaşimiz arif'i derhal
    susturmuştu:
    - seni bilmiyorum, fakat ben muhakkak, erkani harp olacağim.
    mustafa kemal kurmay oldu. arif, mümtaz yüzbaşi olarak okuldan çikti.

    ali fuat cebesoy, sinif arkadaşim atatürk
  • zafere inaniyordu
    yaşanilan şartlar ne olursa olsun, istiklal ve hürriyet için açikça ifadesi
    şart gayeleri, devlet literatürüne o soktu. sakarya zaferi öncesinde düşman
    toplarinin polatli'dan duyulduğu ve devlet merkezinin ankara'dan kayseri'ye
    taşinmasi hazirliklarinin yapildiği buhran günlerinde tekalif-i milliye adi
    altinda vatandaşin nesi var nesi yoksa yüzde kirkina el koyarken verilen
    senedlere;
    "zaferden sonra aynen iade" tabirini maliye vekili hasan bey "zaferin elde
    edilmesi halinde" şeklinde değiştirmek isteyince, yerinden firlamiş;
    - "ne demek zaferin elde edilmesi halinde... zafer elbette elde edilecek,
    şüphe mi ediyorsun? " diye bağirmişti.

    cemal kutay, atatürk olmasaydi
  • geçmiş olsun
    karşisinda kim olursa olsun, milleti ve devletinin haysiyet ve itibarini
    alakadar eden mevzularda seromoniyi aşarak hakikatleri ders verir gibi
    konuşmak yiğitliği atatürk'le devlet literatürüne girmiştir. 4 ekim 1933'de
    dolmabahçe sarayi'nda, istanbul'a gelen yugoslavya krali ii.aleksandr ile
    kraliçe mary'yi kabul etmiş, ayni akşam şereflerine ziyafet vermişti. baş
    başa kaldiklarinda yugoslav krali:

    -" size bir hakikati anlatmak isterim. 1919'da ingilizler, ege
    sahillerinizin işgali için yunanlilardan evvel bana müraacaat ettiler. çok
    cazip teklifler de yaptilar. fakat ben reddettim. ekselansinizi tanidiktan
    sonra bu kararimin doğruluğunu bir daha anladim." dedi.

    başkasi olsa ne yapardi? teşekkür ederdi değil mi?

    hayir!.. yugoslav krali cümlesini tamamlayip cevap bekler gibi tavir alinca,
    atatürk ayağa kalkti, bunun üzerine kral da kalkmişti. ona bir iki adim atti
    ve dudaklarinda kendisine çok yakişan anlamli tebessümü ile elini uzatti:

    - "geçmiş olsun majeste..." dedi.

    çünkü mustafa kemal'in, kendisine istanbul rumlari şivesi ile kosti dediği
    yunan krali konstantin, ordusu denize döküldükten sonra taç ve tahtini
    kaybetmişti.
    atatürk ile devlet hayatimizda yaşanilan günü düşünme ve nabza göre şerbet
    verme illetinden kurtulunmuştur.

    cemalkutay, atatürk olmasaydi
  • bu millet o kadar zengin değil
    bir tarih'te atatürk ege vapuru ile mersin'e gitmiş. dönüşte vapur
    fethiye'de durmuş. kasabada halk şenlik yaparken, gemilerden de havai
    fişekler atiliyormuş. kendisine refakat eden zafer torpidosu'nda bulunan
    atatürk, donanmanin şenliklerini seyrederken, zafer torpidosu komutanina
    kumandanlardan biri,bir torpil atmasini söylemiş. torpido kumandani:
    - hayhay efendim, yanliz bir torpilin kiymeti elli bin liradir demiş.
    bunun üzerine atatürk:
    - vazgeçin torpil atmaktan, bu millet o kadar zengin değildir.
    ve torpido kumandanina dönerek:
    - sizi tebrik ederim, diye iltifatta bulunmuş.

    anekdotlarla atatürk em.tümg.muzaffer erendil
  • atatürk'ün bir hediyesi
    bir gün konya'da behiç bey'in evinde mustafa kemal general tawsend şerefine
    büyük bir ziyafet verdi. ziyafette behiç bey, muhtar bey, salih bozok
    bulunuyorlardi. yemek çok güzel bir hava içinde geçti. yemeğin sonunda
    mustafa kemal misafirine dedi ki:
    -" biz türklerde bir adet vardir. misafirimize mutlaka bir hediye veririz.
    ben asil bir milletin mütevazi bir başkumandaniyim. size ancak bu tesbihi
    verebiliyorum" diyerek elindeki kirmizi mercan tesbihi hediye etti ve
    sofradan kalkilacaği sirada kolundaki saati çikararak general'e dedi ki :
    -"bu saati bana anafartalarda bir türk askeri, ölen bir ingiliz zabitinin
    kolundan çikardiğini söyleyerek verdi. saatin arkasinda subayin künyesi
    yazilidir.bu subay'in ailesini arattimsa da bulamadim. ingiltereye
    döndüğünüzde, ailesini bulur ve saati verirseniz çok memnun olurum" diyerek
    generale teslim etti.

    anekdotlarla atatürk em.tümg.muzaffer erendil
  • geleneksel dostluk
    28 haziran 1933 tarihinde ankara erkek lisesinde imtihana giren çocuklardan
    biri sorulan bir suale şöyle cevap vermişti :
    - fransa ile olan ananevi dostluğumuz icabi ...
    atatürk, derhal öğrencinin sözünü keserek sormuştu :
    - hangi ananevi dostluk, bu da nereden çikti, kim söyledi bunu ?
    o zaman coğrafya öğretmeni ayağa kalkarak "ben söyledim paşam" diye onun
    hiddetini azaltmaya çalişmişti. bana dönünce ve "sen söyle tarih hocasi"
    deyince, hemen ayağa kalkarak cevap vermiştim.
    - paşam, ortada ananevi bir dostluk yoktur. yalniz müşterek hareketlere
    fransiz muharrirleri ananevi dostluk vasfini vermişlerdir. mesela kirim
    harbinde olduğu gibi ...
    -aferin bu hakikaten böyledir. maalesef türk'ün ananevi dostu yoktur.
    menfaatler müşterek olunca avrupalilar hemen (ananevi dostluk) ismini
    vermişlerdir, buyurmuşlardi.

    dr. samih nafiz tansu
  • atatürk kendini tanimliyor
    etrafini çeviren halktan bir genç, ata'ya sordu :
    - paşa hazretleri, bir italyan gazetecisi olan kont sfortza bir eserinde
    sizden (diktatör) diye bahsediyor. gençlik olarak ne cevap verelim?
    atatürk hiç tereddüt etmeden cevap veriyor :
    - ben bir diktatörüm.
    meclistekilerin hepsi şaşiriyor, ata izah ediyor :
    - fakat benim hayatimi tetkik edenler görürler ki ben misir firavunlari gibi
    şahsima mezar yaptirmak için kirbaçlar altinda insanlari sürmedim. ben,
    memlekete tatbik etmek istediğim herhangi bir fikri evvela kongreler
    toplayarak, onlara danişarak bunlari onlardan aldiğim selahiyete dayanarak
    tatbik ettim. işte erzurum, sivas kongreleri, işte büyük millet meclisi
    bunun en canli ifadeleridir. onlar ne derlerse desinler biz yolumuza devam
    edelim.

    muammer yüzbaşioğlu
  • kendine güven
    yil : 1921, bati cephesinde : mustafa kemal'le görüşmede;
    yunan ordusu kocaman bir canavar gibi ankara'ya yaklaşmiş gözüküyordu. buna
    parelel olarak sakarya'nin doğusunda türk ordusuda kivrilarak bu canavarin
    ankara'yi yutmasina engel olmaya çalişiyordu. siyah canavar o kadar
    kocamandi ki, insana umutsuzluk veriyordu.
    - eğer ankara'ya gider de bizi geride birakirsa, ne yapariz? diye sordum.
    korkunç bir kaplan gibi güldü .
    - arkalarindan vurarak onlari yok ederim.

    ariburnu, age, s:198-199