betty puf puf

  • 2097
  • 0
  • 0
  • 0
  • 3 ay önce

betty puf puf

son derece cenabet bir yaşa giriyor gibi görünen, oysa ki hayatının en lezzetli yılını yaşayan insan.

kişisel tarihime attığım notlardan birine daha hoşgeldiniz. bugün benim doğumgünüm. teknik olarak 31 yaşıma girmeme rağmen kendimi hayata yeni başlayan bir çocuk gibi hissediyorum.

bilenler için tekrar olacak ama 20 nisan 2011'de hayatımı kökten değiştiren, hayatımı kurtaran, sağlığıma geri kavuşmamı sağlayan bir ameliyata girdim. doktorum sevgili halil coşkun sayesinde ameliyattan zımba gibi çıktığım yetmiyormuş gibi, sıfır komplikasyon, sıfır şikayet ile 4,5 ayımı tamamladım.

yine bilenler bilecektir, tanrı'ya inanır, güvenir ve tanrı'yı severim. öyle kötü, öyle umutsuz, öyle hastaydım ki, tanrı'nın bana doktorumun elleriyle ikinci bir yaşam bahşettiğine inanıyorum.

koşamıyordum, yürüyemiyordum, uyuyamıyordum, günde en az üç apranax almadan ayakta duramıyordum. bunların üzerine bir de çalışmam gerekiyordu ve göz önünde olduğum bir iş yapıyorum.

her gün pansuman yapmam gereken korkunç açık yaralarla uğraştığım -evlerden uzak- bir hastalığın başını çektiği bir dizi hastalığım vardı. sözlükten bir çok arkadaşımın dahi bilmediği bu hastalıkla yıllarca savaştım. yıllarca baştan ayağa banyo yapamadım. yıllarca vücudumun bazı bölgelerini serumla yıkamak zorundaydım. yıllarca güneşten kaçtım, dokunuyordu. yıllarca denize giremedim. yıllarca -amaaan bunda ne var ki- diyebileceğiniz bir çok şeyi yapamadım. dikkatinizi bile çekmeyecek şeyleri yapmak için o kadar uğraş vermem gerekiyor ve yapamıyordum ki...

bağdaş kurup oturmak, bacak bacak üstüne atmak bile içimde ukteydi. yıllarca kendime ait olmayan bir yükü taşıdım. bu o kadar nadir görülen ve hakkında az bilgi olan bir hastalıktı ki, doktorumla tanışana kadar benim de ne nasıl geçeceğine dair bir fikrim yoktu.

teknik olarak bugün doğmama rağmen 20 nisan 2011'de bana tanrısal bir format atıldığına inanıyorum. bu dramatik bir söylem gibi gelebilir size ancak kabul edin ki haklı sebeplerim var.

20 nisan 2011'den şu güne [her biri sıkı doktor kontrolünde] 4 küsur ayda 42 kilo verdim. sırtımda bir yük gibi taşıdığım bütün hastalıklarımdan çok kısa bir zaman içerisinde kurtuldum. artık morbid obez, hatta obez bile değilim. vücut kitle indeksine göre "fazla kilolu" sayılıyorum artık. üstelik bu mücadelem orada "zayıf" yazana dek sürecek.

iyileşmek, hayata tekrar sarılmak, ikinci bir şans, zayıflamak, hareket edebilmek, tatile gidebilmek, denize girebilmek hatta en basiti sırt üstü uyuyabilmek ve evet bağdaş kurabilmek!

lütfen hayatta "özelliksiz" sanarak yaptığınız şeylere bir bakın. hayatınıza şöyle bir göz gezdirin. neleri hiç dikkat etmeden yapabildiğinize şaşıracaksınız. bunlar sahip olunmadığında o kadar değerli, bunları yapabilmek o kadar büyük lütuf ki. sağlıkla aldığınız her nefes, geçirdiğiniz her gün öyle özel ki. hayatınız her dakikası bunu hatırlayın demiyorum ama çaresi olan şeylere üzülürken aklınızın bir köşeciğinde kalsın olur mu? zira hayat dediğiniz skeçte, çaresi olan bir şeye üzülmek o kadar afaki ki. parasızlık, başarısızlık, aşk acısı, mutsuzluk ve bunlar gibi değişmesi an meselesi olan şeyler, o kadar geçici ki. lütfen ömrünüzü, o güzel ömrünüzü yıpratmayın bunlara üzüleceğim diye.

hayatımda belki de sağlıklı girdiğim ilk yaş 31. sağlıklı, mutlu, şükür dolu. eskiden de mutlu bir insandım (herkesin sandığı kadar sevgi pıtırcığı olmasam da) lakin içimdeki fırtınaları çok az kişi görebiliyordu. buna izin vermiyordum. hasta olmak bir zaaf gibiydi. gösterilmemesi gereken bir kusur gibi. yıllarca içim başka, dışım başka yaşadım bu yüzden. şişmanlığın hayatıma zorla sokuşturduğu eksileri saymıyorum bile.

insanlar, dışarıda yanından geçtiğiniz ya da çok yakın arkadaş çevresinde olup da bilmediğiniz insanlar şişmanlığı eleştirebilir. eleştirecektir de. dalga da geçecektir. bırakınız yapsınlar, bırakınız etsinler. hayatım boyunca "ay ben neden şişmanım, ay niye böyle" demedim ben, zira uğraşmam gereken çok daha major şeyler oldu hep. bu sebeple de dışarıdan "kilosunu takmıyor, kendiyle barışık" gibi göründüm. halbuki kazın ayağı öyle değildi. yaşamak daha önemliydi, hayatta kalmak.

şimdilerde duyuyorum bir çok insan benim salt zayıflamak için bu kadar şeyle uğraştığımı ve bıçak altına yattığımı düşünüyor. "oh ne güzel ameliyat oldu löp diye kilo verdi, işin kolayına kaçtı vbg." şeyler duyuyorum. bu kadar ayrıntılı yazmamın sebebi belki de bu. insanlar ne sanıyor acaba? ameliyatla 50 kilo alındığını ve ortamlara salındığımızı mı? ameliyat oldum çünkü -yaşamak için- başka çarem yoktu. ameliyat hayatımda verdiğim en iyi karar, doktorum ise hayatımda tanıdığım en muhteşem insanlardan biri. bu o kadar büyük şanstı ki benim için. böyle düşünenler için obezite ve metabolizma cerrahisi sandığınız gibi şeyler değil canlarım. sadece kiloluysanız, obez ya da morbid obez değilseniz, yandaş hastalığınız (diyabet, tansiyon, uyku apnesi vs) yoksa kolay kolay düşünebilen ve yapılan bir şey de değil. sırf ameliyatla, rejim yapmadan, egzersiz yapmadan hoppala paşam, malkara keşan diye diye sizi zayıflatan bir şey de değil. yeryüzündeki her türlü yöntem yerseniz size kilo aldırır. öyle sihirli, hemen her sorunu halleden bir şey yok dünyada henüz. olsaydı bilirdim inanın bana.

velhasıl 4 küsur aydır gözünüzün görüp görebileceği en katı rejimlerden birini yapıyorum. günde 500 kalori almam gerekiyor lakin ben 350'sini doldurabiliyorum. çoğu dalga geçiyor artık benimle. haklılar da. evde yemek yediğim tabak şirinler köyünden çıkmış gibi, ufacık. porsiyonlarım bebek maması kadar. eşşekler gibi spor yaptım ve şimdi de (hızlı kilo verdiğim için) yürüyüş yapıyorum. yani öyle otura otura kilo kaybı yok canlarım. keşke olsaydı.

velhasıl dört küsur aydır ben bu iş için kendimi yırtıyorum. yakından tanıyanlar çabamı görüyor. facebook'ta ekli olan dinleyici ve izleyiciler fotoğaflardan takip ediyorlar. etrafımdaki çoğu insan, bilhassa dinleyicilerim beni çok motive ediyor. bu açıdan da o kadar şanslıyım ki.

evet kilo vermek diyorduk. dün itibariyle 42 kilo oldu kilo kaybım. çok mutluyum, sağlıklıyım evet ama ne yazık ki bunun ağır bedellerini ödüyorum. daha ağırlarını da ödeyeceğim. hayatta hep insan kimliğim öndeydi benim. hiç kadın kimliğim öne çıkmamıştı. şimdilerde (-30 kilodan sonra) benden önce bir kadın yürüyor ve ben bundan hoşnut değilim. alışmamışım. böyle bir hayatı bilmiyorum, korkuyorum.

kaç zamandır kanka sıfatı ile yanımdaki bir kısım insanın bana kadın gözüyle bakıp yazmaya, hatta tacize başlaması, bir kısım arkadaş dediğim kadınların beni rakip olarak görmeye başlayıp uzaklaşması ya da diş geçirmeye çalışması. hayatın bu yüzünü bilmiyordum ben zira obezseniz cinsiyetiniz çok aşağı sırada kalıyor sosyal ortamlarda. ben hep insan olarak kabulüme alışkındım, hep öyle mutlu ve güven doluydum. şimdi kendimi bir grup profesyonel trapezci arasında, altında ağ olmadan yürümeye çalışan amatör bir ip cambazı gibi hissediyorum.

insanlara olan güvenim o kadar kaygan bir zeminde ki. kilo vermeden önceki güvenim, hayata karşı duruşum...bunlardan eser yok. insanlar benden "inanma" yı çaldılar mealinde bir lafı vardı sabahattin ali'nin. işte aynı böyle. kilo vermeden önce aklı daha iyi şeylere çalışan, daha iyi bir insandım. zihnimin kirlendiğini ve masumiyetine saldırıldığını hissediyorum. bu ağır bir bedel, düşündüğünüzden çok daha ağır. daha da ağırı bununla yaşamaya da alışacak ve korkarım onlardan biri sayılacağım uzaktan bakılınca.

onlardan biri olmayacağım lakin, olamam. çünkü yıllarca kadın'dan önce insan gibi davranılmış olmayı tatmış olacağım. kilonun getirdiği sosyal güveni yaşamış olacağım ve bu hep aklımın bir köşesinde olacak. ortama güzel hatun girince sevgilisinin üzerine abanan kadın olamayacağım hiç, bunları hatırladığım için.

bedeller zor, bedeller ağır fakat ödenmesi gerekli. yeni bir yaşam için değer mi derseniz, kesinlikle değer. naturanızda iyilikle doğuyorsunuz ve bu zamanla kirleniyor. kurtaramayacağınız kadar kirlenmesin, kötü olmayın tek dert bu. varsın benim de ruhum kirlensin biraz. varsın bunu da göreyim. yaşamak için o kadar değer ki.

bu kadar sabredip buraya kadar geldiyseniz şayet, tebrikler. değişiyorum, değişeceğim. hayatta sabit kalabilmek matah bir halt değil çünkü. çok yanyanayken farklı yönlere ayrıldıysak birden, ya da apayrıyken birleştiyse yollarımız sebebi bu.

2011 bana yeni bir nefes, güzel bir format, şahane bir doktor, koşabileceğim ayaklar, iğne yapmadan geçirebileceğim pansumansız bir ömür verdi. ayrıca muhteşem, nefesimi kesen, mutluluktan ağlatan bir aşk da. ailemin ne kadar muhteşem olduğunu bir kez daha anladım. dostlarımın, dinleyicilerimin de. bu kadar destekle istesem atom mühendisi bile olabilirdim bence. varsın negatiflikleri olsun, varsın bedelleri olsun. ben ilk kez yüzde yüz yaşadığımı hissediyorum. ben ilk kez bu kadar hayata karıştığımı hissediyorum. ben ilk kez bu kadar mutluyum. ben ilk kez "acaba ne zaman öleceğim?" diye düşünmüyorum. ben ilk kez hiç ağrı kesici almadan, iğne yapmadan üst üste dört ay geçiriyorum. ben ilk kez bu yaz denize girdim yıllar sonra. ben ilk kez bağdaş kurdum, sırt üstü bebek gibi uyudum.

ben ilk kez bacak bacak üstüne attım.

ben ikinci kez doğdum.
ben yeniden doğdum.
iyi ki doğdum.
pastaya sadece iki mum lütfen, sırf bu yüzden...
mutlu sonlara inanın lütfen, sırf bu yüzden...

not: [yaptığım çok nadir bir şeydir, bu yazıyı blogumda da yayınlayacağım. sonra vay kopya yazdı, vay bıdı bıdı olmasın]

devamını okuyayım »
10.09.2011 05:56