şükela:  tümü | bugün
10983 entry daha
  • daha önce 2 kez gelip hem kışına hem de kızına aşık olduğum ve sanırım hata yaptığım şehir. kızından pişman değilim ama kışından daha güzeli varmış. bugün yazını gördüm, ayazını unuttum gitti.

    ne demiş şair.

    " bir ara sokağında kızılayın, hatırlat bir ara öpeyim seni.
    bir ağustos sıcağında, bir ara uğra bana."
  • aklımda olan yerlisinin çoğunun hala insani olduğu. hele esnafı, taksicisi istanbul'dakilerin yanında bana neredeyse melek gibi gelir.
    sevilecek yeri bence hala insanı.
  • bana bir yaz gecesi daha insan ilişkilerini sorgulatan, hakkında düşüncelerimin giderek grileşmesine sebep olan şehir. üst üste bunu yaptırdığı üçüncü yazı da atlatacağım -umarım- bakalım ne zaman akıllanacağım?

    ya arkadaş şimdi düşünüyorum, bu taşını toprağını sevdiğimin yerinde zihinlerin hayal edemeyeceği kadar güzel şey yaşadım. bir yandan da bu güzel şeylerin neredeyse hepsi tahammül sınırlarını zorlayan çirkinleşmelerle sonlandı, ve ben hala gelip burada bir şeyler yaşıyorum? akıl alır gibi değil. tüm bunlar oluyor, bir şeyler yaşadığım insanlar asla toparlanamayacaklarından söz ediyorlar, sonra bir bakıyoruz geliyor haberleri eskisinden de mutlu ve kafaları rahat yaşıyorlar. sonra dönüp kendime bakıyorum, bu repliği kullandığım için çok tumblr ve meriç hissediyorum ama "lan oğlum böyle olmaz!" diyorum, yine aynısı olmuş?? sensiz ölüp biteceğini söyleyen kim varsa açılıp rahatlamış bile oğlum, görmüyor musun? sonra diyorum bana ne anasını satayım, "insanların mutluluklarından mutsuz mu olacağım?" bu kadar kindar bir insan mıyım? yoo! pek tabii hayır. ama sıkıntı şu ki benim güzel şeylerle hatırlamak istediğim kim varsa paçalarından onursuzluk akıyor. hani bir değil iki değil, üç yazdır kafamı boşaltmam gereken yerde daha çok beyaz saç ve stres sahibi olup uzaklaşıyorum buradan. sonra bir şey çıkıyor, tekrar geliyorum-gidiyorum. bataklık gibi hakikaten. her sokağında ayrı bir anımız olmasa çekilecek dert değil diyorum hep sonradan aklım başıma geldiğinde ama yok, artık gerçekten çekilecek dert değil burası. bir şehirde iyi kötü şeyler yaşanır, rezalet şeyler de yaşanır harika şeyler de ama bu kadar da iniş çıkışlı şeyler yaşanmaz be kardeşim!

    benim düzenli olarak gördüğüm bir rüya var; hayatıma girmiş çıkmış, varlığını sürdüren eş dost kim varsa film sahnesi gibi periyodik rüya süreçleriyle bir trene inip biniyor. zaten bu rüyayı garanti görürüm en geç bir aya. hah işte o trenin bir kemik kitlesi var, en sevdiğim aile fertleri olan iki kuzenim bir ablam, bir de canımın içi ilkşenim makinist bölümündeler, orta sıralarda konaklayan sevdiğim saydığım insanlar var, trenin arka kısımlarındaysa hafızada sönüp gitmiş fakat kendini unutturmayanlar var, bir de vagonun ön taraflarında kaçmaya meyilli geleceğe dair milyon tane söz verip "e yapamadık, biz gidiyoruz" diyerek terk edenler var. kadın-erkek, arkadaş dost fark etmeksizin var bunlar. bakıyorum bunlara, düşünüyorum "bırak giden gitsin" demek istiyorum; diyemiyorum! hani imkanım olsa bir sözlük efsanesi olan amlarına koyayım onların çok ayıp ediyorlar baskılı tişörtle çıkacağım rüyada karşılarına ahahahah. işin canımı acıtan kısmı da bu ya, insan hayatı bu kadar ucuz harcanacak ve duygularla oynanabilecek kadar değersiz bir şey değil, olmamalı da. ama bu bahse konu kitle bunu son damlasına kadar sömürüyor, işlerine nasıl gelirse öyle davranıyor, istediklerini alıp kafaları zora girdiği zaman "bizden bu kadar" deyip çekiliyorlar. hoş mu? değil. ama yapıyorlar. utanmadan, çiğ çiğ. başlangıçta bunu kabullenemeyip bir itiraz ediyorum, hani o da tamamen karşımdakine saygımdan ve duyduğum güvenden ötürü "bunu bize yapamazsın" şeklinde isyanlarla oluyor, ama içlerine tekrar dokunamadığımı anlıyorum. bir süre kendileri de ne yaptığını bilmedikleri için ya kendilerini kandırarak yanımda kalmaya devam ediyorlar ya da dengesiz dengesiz davranıp insanın ayarıyla oynuyorlar.. ne heves kalıyor ne saf bir hissiyat. sonra ne yapalım sağlıklı yaşamaya çalışan bir insan olarak hayat devam ediyor formatına almaya çalışıyorum kendimi, kim nerede kiminle ne yaşıyorsa görmezden gelmek için göz önündeki tüm verileri uçuruyorum falan, ya tam her şeyi ufaktan normale döndürmüşüm.. hop! "tekrar hayatını önce güzelleştirip sonra sefilleştirmeye geldik, naber?" ankara sen busun işte. hayatımdaki yerin bu. ama kendime ve gelecek yaz ki morgoth'un varisi'ne not; birkaç güne bu illet davranışından arındıracağım kendimi. yeter yahu. anlık yaşamayan ve yaşanı da yanında bulundurmamaya gayret eden insanı bu kadar aniden hırpalamamalı bir şehir. ayıp denen bir şey var. hani tamam sokaklarında aşık olduk, dayanışma nedir gördük, gaz yedik, üç beş enstrüman tıngırdattık alkolden eksik kalmayalım diye, iki yüzlü insan nedir tanıdık, sahici olanı yanımıza aldık ama her şeyin bir sınırı var. sen bunu çoktan aştın artık. "tamam vurma sen büyüksün vurma!" istediğin buysa, yapma yani acıyor artık 06 :(

    kültür sanat etkinliklerin hala bana göre türkiye'nin fersah fersah üzerinde denilebilecek kadar kaliteli, onları özleyeceğim bak. kaçamaklar yapar mıyım bilemiyorum devlet tiyatroları için ama, sevdiğim insanları görmek istediğim an yol ücretlerini de ben karşılayıp smyrna'da ağırlayacağım artık. zaten gençlerimin maçlarına da gitmiyoruz passolig boykotu sebebiyle, bir kış da özlediğimiz kadın için kuğulu'da ağlamaktan eksik kalalım. ne yapalım çare mi bıraktın insanda?

    toprağa uğurladığım sevdam, gaz kapsüllerine kurban gitmiş zamane yoldaşlarım, sosyal medyada ötmekten başka bir vasfı olmayan boş insanların, anadolu çomarın, ruh hastan, kargaşan gürültün tatavan; hatta evimin dip odaları sana kalsın. ben gidiyorum!
  • üstteki entrynin duygu yoğunluğuna bak.. benim bu başlık altında söylemek istediğimse; ağustos ayındayız ve geceleri soğuk oluyor.