pentagram

  • azimli
  • mülayim ama sempatik (541)
  • 1640
  • 5
  • 0
  • 0
  • 2 hafta önce

komünist arkadaş

çok sevilen ama çok yoran arkadaş türü.

üniversitenin ilk günü, herkes kaç puanla kazandığını konuşurken, muhabbetten sıkılan ikimizdik. kendi aramıza konuşmaya başlayınca, konu müzikten ve kitaplardan açıldı. soğuk biriyimdir ama daha ilk dakikalarda dost olmuştuk sanki. kimse kitaplarını paylaşmazken, her gün elinde bir kitapla gelirdi, okumam için. kampüsün siyasi olarak karıştığı, sağcılarla solcuların birbirine girdiği günlerde, derslere gelmezdi. bana da onu hocalara karşı korumak düşerdi. ilk günden beri bölümün sağcı grubunun dikkatini çekmişti, okul bitene kadar üzerindeki kötü izlenimi ne ben ne o yok edebildik. çünkü solcu olmak, devlete karşı olmak, memleketi sevmemek demekti onlara göre. düşüncelerini hocalara da kabul ettirmeye çalışırlardı, solcuları kötülerlerdi akıllarınca. ben de sanki ortamdaki muhbirmiş gibi, önce dinler, sonra savunmaya geçerdim. öyle zamanlar oldu ki, herkes sırtını çevirdi, neler olduğunu anlamadan, ondan dinlemeden. ben dinledim, çünkü yargılamadan önce dinlemek gerektiğini öğrenmiştim. ben savunmaktan yoruldum, onlar kötülemekten yorulmadılar.

kampüse entellektüel, birikimli oyuncuları, yazarları getirmeye uğraştıklarını anlatırdı. elimden geldiğince yardımcı olurdum ben de çalışmalarına. ama ta içlerine kadar sızmadım, sızamadım hiçbir zaman. kulüpleri sayesinde bir çok bilgili insanla tanıştık, üniversite hayatının sadece derslere girip çıkmaktan, ders haricindeki zamanı kantinde ya da çimlerde yayılarak geçirmekten, geceleri izbe yerlerde içip dağıtmaktan ibaret olmadığını gördük. eylemler olurdu, uzaktan da olsa izlerdim ne kadar umutlu olduklarını. neler olduğunu gelip anlattığında ise, gözlerindeki parıltıdan anlardım kendini ancak o şekilde ifade edebildiğini. o anlatırdı, ben dinlerdim, o mutlu olurdu, ben de mutlu olurdum. 1 mayıs geldi, taksim'e gideceğini söyledi, yasaktı, ama gitmekte kararlıydı. birşey demedim. gitti, bir hafta boyunca ortalıkta görünmedi. döndüğünde, kaşında çizik vardı, belli ki dayak yemişti. önce yaralanan birine yardım etmek istemelerine rağmen, girdikleri eczanenin kapıyı yüzlerine kapattığını anlattı. üzüldü. sonra güldü, nasıl dayak yediğini anlattı.

oyun oynadığının farkında değildi. hala farkında varabilmiş değil. dünya düzenine fazla gelen görüşler bunlar, kapitalizm her zaman el üstünde tutuluyor, karşı çıkanlar dayak yemeye devam ediyor.

devamını okuyayım »