şükela:  tümü | bugün soru sor
16 entry daha
  • öncelikle aşagıdaki paylaşacagım metinde çok imla hataları olabilir. yıllar önce okudugum eserlerden ve makalerlerden aldıgım notlrardan oluşuyor. takdir edersiniz ki kendim anlıyacak şekilde aldım bu notları. düzeltme geregi de duymadım açıkçası.
    eğer formata aykırı oldugunu düşünürseniz de silebilirim.
    yeşillendirenler olursa da düzeltirim.

    marksizmin temel kavramları: sanayi devrimi kapitalizm tarihinde üretici güçlerin en berrak örneklerinden biridir. bu dönemde makinalaşma ve teknolojik gelişme muaazam derecede artmış. ve yeni iş bölümünün ortaya çıkmasına neden olmuştur. bu yeni ortaya çıkan iş bölümleri yeni işçilere yani emekçilere ihtiyaç duymuştur. buna karşın bu toplumsal seferberlige karşın üretim araçları az sayıdaki kişilerin elinde kalmıştır.
    maddi üretim araçlarına sahip olan azınlıkla buna sahip olmayan çoğunluk arasındaki ilişki üretim ilişkilerini oluşturur. özetle üretim ilişkileri aslen mülküyet ve ekonomik ilişkidir. kapitalizmde üretici güçler kendi ürettiği ürünleri kontrol edememekte yani bunun üzerine herhangi bir söz sahibi olmamakta. buda çatışmayı doğuruyor kendi içinde. üretici güçlerle üretim ilişkilerinin bu karşılıklı ve çatışmalı ilişkileri aynı zamanda bir dönemdeki egemen üretim biçiminide bilerler. üretim biçimi kısaca şu. alt yapı yani ekonomi üretim biçimidir. ahlak din aile gibi kurumlar da üst yapıyı oluşturur. üretim biçimleri işte bu üstyapıyıda bilirler.
    feodal üretim biçimi ile kapitalist üretim biçimi birbirinden farkli. feodalizmde kendinden önceki dönemdeki ilişkiden farkli. köleliğin yerini yarı özğür serfleer alıyor. kapitalizmde ise bunun yerini emeğini piyasaya satmada özgür olan ama mülk sahi olmayan ve o mülke sahip olan kişilere kendi rızalaı ile üretim yapıyorlardı. bunun yapılabilmesi için ekonomi ile siyasetin ayrılması devlet ile piyasanın ayrılması gerekiyor biribirinden.
    4, tarihin maddeci kavrayışı
    tarihsel materyalizm marxist yaklaşımın temel analiz yönetimidir. bu toplumların değişimini anlamada ana düşünce ve kavrayış biçimidir. tarihin maddeci kavrayışı insanlığın doğuşundan bu yana toplumsal yapının şekillenmesinde kimi temel yasaların olduğuna dikkat çeker. insan toplulukları yaşamlarını sürdürebilmek için maddi üretimde bulunmak zorundadır.
    marksizimin temelinde yatan şey diyalektik materyalizimdir. buna göre tüm gerçekliğin özü maddedir. bilinç maddeyi değil madde bilinci oluşturmaktadır. diyalektik materyalizimin tarihe ve insan ilişkilerine uygulanması marksist görüşün toplum ve insan anlayışını ortaya koymaktadır.

    marksist düşüncenin önemi onun tarihsel analize yaptığı vurguda yatmaktadır. marx özellikle üretim sürecinin tarihi üzerinde durmuş ve üretim sürecinin feodalizmden kapitalizme evrilme sürecinde yeni sınıfların ve sosyal ilişkilerin ortaya çıktığını belirtmiştir marx ve friedrich engels (1820-1895) komünist manifesto adlı eserde toplumların tarihinin, sınıf çatışmasının tarihi olduğunu belirtmişlerdir. marx’a göre insanlık tarihindeki en temel sosyo-ekonomik değişimler iki temel sosyo-ekonomik sınıfın çatışmasının sonucu olarak ortaya çıkmıştır: üretim mallarına sahip olan kapitalist burjuva ve üretim araçlarına sahip olmayan ancak burjuva için çalışan proletarya sınıfı. bu iki sınıf arasındaki çatışma proletarya devrimi ve sonuç olarak burjuva diktatörlüğünün yıkılması ile sonuçlanacak ve ileriki aşamada üretim araçları üzerinde özel mülkiyetin olmadığı ve bu yüzden de sosyoekonomik sınıfların ortadan kalktığı, komünist bir düzene geçilecektr.
    marksist yaklarımlar marksist teoriler, yirminci yüzyıl’ın büyük bölümünde, yukarıda açıklanan uluslararası ilişkiler teorilerine karşı en radikal alternatifi oluşturmu?lard›r. büyük ölçüde karl marx’ın (1818-1883) düşüncelerinden etkilenen bu teoriler temel olarak uluslararası› ekonomik yap› üzerinde durmuşlar ve uluslararası politikaya ekonomik faktörler açsından incelemişlerdir. fakat burada belirtilmesi gereken nokta ?udur: karl marx kendisi bir uluslararas› politika teorisi yazmam›?t›r. daha sonra marksizmden etkilenen yazarlar onun dü?üncelerinden esinlenerek marksist uluslararası politika teorileri geliştirmişlerdir. dolay›s›yla, bu teorileri kavramak, kısaca marksist düşünce üzerinde durmamız gerektirmektedir.

    5, tarihsel materyalizme göre insanlar tarihi kendileri yaparlar ancak tarihi yaparken maruz kaldıkları koşulları kendileri bilerliyemezler. bu açıdan tarihsel materyalizm tarihin belli bir güzergahı veya bir yüönü olduğunu kabul ederler. bunun sonucunda kapitalizminde ortadan kalkmasının kaçınılmaz ve zorunlu olduğunu söylerler. ama bunun kendiliğinden gerçekleşmesinin zor ve nedenle toplumsal mücadelenin gerekli olduğunu söylerler.
    7, her aşama kendi içinde bir sonraki aşamanı barındırır ve onun gelişmesini saglar. her aşamadaki iç çelişkiler başka bir deyişle diyalektik çatışma tarihin bir sonraki aşamasına yol açar ön aşaması yaşanmayan herhangi bir aşamanın ortaya çıkıp gelişmesi mümkün değildir. marksa göre tarih, sosyal sınfların ortaya çıkması ile harekata geçmiştir. asya tipi üretim tipine sahip olan toplumlara marks o yüzde tarihsiz toplum demiştir. mülkiyet önemli çünkü, sınıfın ortaya çıkması için mülkiyetin ortaya çıkması gerekiyor. özetle tarihin her aşaması kandi içindeki çelişkilerden doğar. atüt ülkelerinin sosyalizme geçebilmeleri için öncelikle kapitalizme geçmeleri gerekmektedir. osmanlıya bakışıda bu yüzden olumsuzdur markısın. bunlar sömürgeleştirilebilir demektedir.
    10. bagımlılık okulu : bağmlılık teorisi 1960’lardan sonra liberal modernleşme teorisinin bir eleştirisi olarak geliştirilmiştir. özellikle, latin amerikalı düşünürlerin, kendi ülkelerinin gelişmiş ülkelerin zenginliğine ulaşamamalarının sebeplerini araştırma gayretleri, teorinin ortaya çıkmasında önemli bir faktör olmuştur. modernleşme teorisi, toplumların ekonomik olarak gelişmesinin aynı zamanda sosyal, siyasi ve kültürel gelişmeye de yol açacağını belirterek modernleşme için kapitalist ekonomik sistemin gerekli olduğunu savunmaktadır. fakat modernleşme teorisine karşı geliştirilen eleştiriler, bu durumun emperyalizmin yeni bir türü olan neokolonyalizmin ortaya çıkmasına sebep olduğunu belirtmişlerdir.
    11.eleştirel teorilerin temel özelleikleri toplumsal formasyon: örneğin feodal dönemde lord ile lord için karın tokluğuna üretim yapan serf yanı köylü arasında yada kapitalist dönemde emeğini satarak sermayadar için üretim yapan işçi ile bu ürünleri üretim maliyetinden çok daha fazlasına satarak kar elde eden sermayedar arasındaki ilişki bir husumet ilişkisidir. her iki ilişkidede sömürü vardır. ancak her sömürünün biçimi ve yarattığı siyasal sistem bir öncekiden farklıdır. ilkinde ilişkiyi çıplak güç yanı lordun kılıcı düzenlerken ikincisinde iş sözleşmesi yani yasa düzenlemektedir. yani üretim biçimlerinin şekillendirdiği toplumsal formasyonu anlamadan o formasyona ev sahipliği yapan kutumların kurluşların kuralların insan ilişkilerinin nitelii anlaşılamaz.
    12. emperyalizm marx’ın düşüncelerini uluslararası alana uygulan ilk kişilerden biri lenin’dir. lenin emperyalizm terimini, 19. yy.da dünyanın sömürgeci imparatorluklar arasında paylaşılmasını anlatmak için kullanmıştır. emperyalist devletler, daha fazla ucuz hammadde ve işgücü elde etmek ve kendi ülkelerinde ürettikleri fazla mallar için pazar yaratmak amacıyla daha zayıf ülkeleri işgal ederek sömürgeleştirmişlerdir. dolayısıyla lenin marx’ın sınıf çatışmasını uluslararası alana taşımış ve emperyalist devletlerle sömürülen devletler arasında bir çatışmanın başlayacağın öngörmüştür. lenin’e göre, emperyalizm, kapitalizmin en son aşamasını oluşturmaktadır. lenin’e göre bu aynı zamanda kapitalist sistemin çökşünü de beraberinde getirecektir çünkü yeni pazar ve hammadde arayışları hâli hazırda kapitalist ülkeler arasında çatışmaların ortaya çıkmasına da sebep olmaktadır. lenin ı. dünya savaşı’nın temel sebebi olarak bu durumu göstermektedir. lenin’e göre, esir halklar, kapitalist ülkelerdeki işçi sınıflarıyla beraber, kapitalizme karşı birleşecek ve kapitalistlerin üstünlüğüne son vereceklerdir.
    13. kapitalist emperyalizmin lenine göre 3 asıl ögesi vardır. bunlar tekelleşme, finans, sermaye ihracatı.
    tekelleşme ile birlikte küçük özel işletmelerin giderek yok olması, piyasa rekabetinin ortadan kalkması. devletinde bu tekellerin önünü açacak politikalar üretmesini getirecek.
    kapitalistleşme beraberinde demokrasiyide getirir anlayşına tepki gösteriyor.
    14. wallerstain. kapitalistler sınırsız genişliikte pazara ihtiyaç duyarlar ve aynı zamanda devletler çokluğuna da ihtiyaçları vardır. bu nedenle kapitalist dünya sisteminde genel işbölümü içersinde işleyen bir çok devlet bulunur.
    kaynak dağılımının kime ne düştüğü ve bu bölüşümünün kurallarını kimin belirlediği soruları dünya sisteminin temkelinde yatan ana meseledir. dünya tarihinin farklı dönem ve sitemlerden oluşmasının sebebi salen kaynak dağıtımı mekanizmasındaki değişimlerdir. örneğin imparatorluklar döneminde temel mekanizma çevreden yağan vergi ve harçlar iken dünya ekonomileri döneminde kaynaklar merkezi otoritenin genelgesiyle değil piyasa aracılığıyla dağtılır. dünya sitemi analizinde her dönemde kaynak dağılımı mekaniziması farklı olsada sonuç hep aynı. çevreden merkeze kaynak aktarımı.
    tarihsel materyalizimden farklı olarak dünya sistemi analizinin kapitalizm tanımı farklıdır. üretimin yerini metaların dolaşımı alır. kaptalist dünya ekonomisinin temel özelliği pazardan azami kar elde etmek oldugu için wallerstain analizini ortaçağa kadar götürüyor.
    yarı cevre kavramını literatüre ekleyen wallerstain yarı cevre ülkeler merkez ülkeler için emek gücü kaynağıdır. yani merkez ülkelerdeki ücret artışlarını dizginlemek için bunları kullanırlar. kaarlılıgı düşen endüstrülerede ev sahipliği yapar. refah çevreden merkeze doğru gittikçe yoğunlaşır.
    cox wallerstainin merkezin çevreyi sömürme iddiasına merkezin hem merkezdeki çevreyi hemde çevrenin çevresini sömüryur diye katkı veriyor.
    16.cox. hegemonya : eleştirel teorinin uluslararası ilişkiler disiplinine girmesi 1980’li yıllarda robert cox’un çalışmaları ile olmuştur. italyan komünist düşünür antonio gramsci’den büyük ölçüde etkilenen cox, gramsci’nin hegemonya kavramını uluslararası ilişkilere taşımıştır. gramsci (1891-1937) marx’ın sanayileşmiş ülkelerde gerçekleşeceğini öngördüğü proletarya devriminin sovyetler birliği gibi bir tarım toplumunda gerçekleşmesi üzerine klasik marksist düşünceyi eleştirerek hegemonya kavramını geliştirmiştir. gramsci’ye göre hegemonya siyasi bir güç türüdür (rupert, 2010: 167). gramsci, sanayileşmiş ülkelerdeki kapitalist sınıfların egemenliklerinin devam etmesini bu sınıfın diğerlerine benimsettigi ideoloji ve fikirlere bağlamıştır. bu tür hegemonya, baskıdan çok rızaya dayanmaktadır ve kapitalist sınıf kendi ideolojisini çalışan sınıflara benimseterek güce başvurmadan hegemonyasını devam ettirebilmektedir. sivil toplumun en güçlü olduğu gelişmiş demokratik ülkelerde bu hegemonya, popüler kültür, eğitim, medya, edebiyat, sanat ve siyasi partiler aracılığıyla yürütülmektedir. dolayısıyla, kapitalizmle mücadele sadece siyasi ve sosyal mücadeleyi değil aynı zamanda alternatif değerler ve ideolojiler yaratmayı gerektirmektedir.

    elleştirel teori uluslararası politika disiplininde en çok ses getiren marksist teorilerden bir diğeri de eleştirel teoridir. eleştirel teori, 1920’lerde almanya’nın frankfurt şehrinde bir araya gelen entelektüellerin çalışmaları üzerine inşa edilmiş bir teoridir. öncüleri arasında antonio gramsci, max horkheimer, theodor adorno, walter benjamin, herbert marcuse, erich fromm, leo lowenthal ve jürgen habermas’ı sayabiliriz. çok farklıı görüşleri içinde barındıran ve zaman zaman frankfurt okulu olarak anılan eleştirel teorinin temel varsayımları genel olarak şöyle özetlenebilir:
    • dünyayı anlamamız için öncelikle kapitalizmin yarattığı temel ekonomik ve sosyal güçleri anlamamız gerekmektedir.
    • devletler ve kurumlar, öncelikle evrensel kapitalizmi desteklemede yerine getirdikleri işlevler açsından incelenmelidir.
    • gerçek dünya vardır ancak onu anlamamız eleştirel düşüncenin ve yansımanın ürünü olan fikirler, kavramlar ve teoriler aracılığı ile olur.
    • tüm bilgi ideolojiktir. bilgi belli sosyal grupların değerlerinin, fikirlerinin ve özellikle de çıkarlarının bir yansımasıdır. (frankfurt okulu)
    • kültür ve ideoloji var olan ekonomik ve sosyal düzeni desteklemede ya da meydan okumada kullanılabilecek önemli ve güçlü araçlardır.
    • uluslararası politika statükoyu destekleyen veya ona karşı çıkan farklı sosyal gruplar arasındaki bir mücadeledir. (cox)
    • siyasi eylem yoluyla bireyler var olan yapılara meydan okuyabilirler.
    • teori değişimin önündeki engelleri ortaya çıkarmaya yönelik olmalıdır. aynı şekilde bilgi de insanlığın kurtuluşuna adanmalıdır.