şükela:  tümü | bugün
  • tavşan için de, besleyen için de kötü sonuçlar doğuran bir girişim. (ev: salon, yatak odası, mutfak, tuvalet, vs.)

    tavşan denilen yaratığın o şirin görünümü arkasında nasıl bir psikopat sakladığı önceden asla kestirilemeyeceği için, doğurduğu sonuçların vehametini de göz önünde bulundurarak, bu konuda birtakım bilgiler vermekte sonsuz yararlar görüyorum.

    - bugs bunny'nin gazına gelip kendisinden çok zekice hareketler beklemeyin. hele hele kedilerle kıyaslama gafletine asla düşmeyin. güzel ama mal gibi.

    - 'aman ben yokken hayvan susuz kalmasın, bir kap su bırakayım.' demeyin. ölür.

    - ortada bıraktığınız her şey ama her şey onun için kuru gıdadır. tv kumandası, terlik, ders notu, iddaa kuponu, düğün davetiyesi, cd, dvd (içerik ayırt etmiyor. 'yılların emeği' ya da 'geri dönüşü olmayan bir kayıp' dinlemiyor.), blu-ray, halı, kilim, elektrik kablosu, güneş gözlüğü, atılmak üzere hazırlanmış çöp, iskambil kağıdı ve ne yazık ki para gördüğü zaman "bunu da yemeyim." demiyor.

    - evde tavşanın kakasını yapacağı yer konusunda ortaya bir iddia atıldıysa mutlaka imkansıza oynayın. en geç 24 saat içinde oraya da yapmadıysa bilin ki tavşan kostümüyle dolaşan başka bir şeydir. bu durumda parayı vermeden önce mutlaka kostümü çıkarmayı deneyin.

    - uyumak için kapısı kapatılabilen bir oda seçin.

    - uyumak için seçtiğiniz odanın kapı malzemesi kemirilerek kolayca delinen yapıda olmamalı. bunu kapıyı kendiniz kemirmeye çalışarak denemeyin zira tavşanın bu konudaki yeteneklerini keser kullanarak bile taklit etmeniz zor olacaktır.

    - oda spreyiymiş, elektrikli kokularmış, komple kokulu silgiden duvarlarmış... nafile. ne yaparsanız yapın tavşanın ölümünden (ölecektir. kaçarı yok!) sonra da en az iki ay çıkmayacak olan o koku, evinizin bir parçası olacaktır. hele hele kokulu silgiden duvar demek 'bugün var yarın yok' demektir.

    - ölümüne her an hazırlıklı olun.

    bir bilgi: bizimkinin ölümü, beklenmeyen bir gecede, kapısını kemirerek girdiği yatak odasında uyuyan sahibinin yatağına girip, onun altında ezilmesi sonucu gerçekleşti.
  • zamanında amca oğlum evleniyordu. düşünülüp taşınılmış; müstakbel yengemizin soyu, sopu, yatak odasının çekmeceleri araştırılmış ve sonuçta mülakat aşaması da başarıyla sonuçlanınca kendisi simple-present-tense yengemiz olmaya hak kazanmıştı. benim emmoğlu da ailesinin tek erkek evladı. mavi köşk müdür saray mıdır öyle bi yerde düğününü yaptık. ben de o zamanlar beş ya da altı ya da yedi yaşındayım, ön dişlerden bir ikisi böyle düşmüş. lacivert papyon, beyaz gömlek ve hatırlayamadığım bir pantolonla düğünde seyran ediyorum. kız tarafının akrabalarının kız çocuklarını, meme gibi erotik farkları olan genç kızlarını kesmeler, elinden kaçırıp tavana yapışıp kalan uçan balona ağlamalar, anamın para yok diyip yenisini almaması zart zurt. düğün ilerliyor, utangaç danslar arasında sahnede yuvarlanıyoruz filan. o sırada amcam beni yanına çağırıyor, elime yeşil bi para sıkıştırıyor, diyor ki 'git, şu dansöze tak şunu koçum'. hacı hoca adamlar dansöz tutmuş, tek oğlan olunca her şey mübah demek ki. neyse, tereddütsüz gidiyorum; dansözün masadan inmesini bekliyorum. iniyor. benim boy ufacık tabi, parayı sıkıştıracak uygun bir nokta bulmak için bakıyorum bakıyorum ve o dansöz kıyafetinin eteğe benzeyen kısmına ucundan sokuyorum parayı.

    peki nasıl oldu da bu ruh hâline girdim:

    üstte anlattığım gelin ve damadın henüz nişanlılık, gençlik parkı'nda gezip gondol'a binme zamanları.. aileler sık sık bir araya geliyor; ziyaretler, iade-i ziyaretler gırla gidiyor. bizim ev de amcamınkinden iki kat aşağıda, arada biz de görüyoruz dünürleri. küçük çocuğum, sırıtıp duruyorum; hâliyle bayağı sevimliyim. seviyorlar, enseye şaplatıyorlar derken bir gün iyi niyetin bin bir göstergesi olan hediyelerden bir tane de bana geliyor: rengini hatırlamadığım ufak bir tavşan. o zamana kadar hiç evcil hayvanı olmayan bendenizin sevinçten göz pınarları doluyor, mahalledeki nihat hatipoğlu'nun gözyaşı geceleri'ne giden karılar bir yanda ben bir yanda, yeryüzüne rahmet gibi damlalar döküyoruz.

    hayvana hemen alışıyorum. anamla babam 'evi pis kokutur' diyor, sallamıyorum. misafirliğe gelen kadınların çocuklarına evdeki oyuncak tavşanı veriyorum. kendim kaldırıyorum bu canlı keratayı kulaklarından, sanki arka ayaklarının üzerinde dikiliyormuş gibi tutuyorum; bebeyle tavşanları konuşturma oyunu oynuyoruz. onun elindekinin oyuncak, benimkininse gerçekten konuşuyormuş gibi ağzını oynatıp duran canlı bi şey olmasının parıltısını gökyüzünde çok az görmüşümdür. her neyse, günler geçiyor. kâh namussuzu bahçeye salıp peşinden iki saat koşturup yakalıyoz, kâh avuç kadar bi karton olan kutusuna havuç doğrayıp orada dört dönmesini izliyoz, kâh beraber çizgi film izliyoz. mutluyuz. sonra bu keranecinin boncuk boncuk bok püsürüne bulanan kutusunu temizlemekten bıkan annem kararını veriyor ve sevimli, pufidik tavşanı kömürlüğe iltica ettiriyor. gündüzleri açık havada oynarmışım, geceleri de kömürlüğe kapatırmışız, hem ev de kokmazmış. çocukluk tabi, başka oyunlara dalmışım, ses çıkarmıyorum. hem annem sonuçta, patates kızartabiliyor; iyi geçinmek lâzım. ama kömürlük dediğin de kıytırık tahta bi kapısı olan, bahçeden direkt girilebilen bi mekan. düşünmüyorum, dayımın almanya'dan yolladığı oyuncak jipe kumlarda takla attırmaya devam ediyorum.

    ve tavşanı kömürlüğe koyduğumuz ilk gecenin sabahında, babam tavşanı çıkarmak için giriyor kömürlüğe. bekliyorum, babam çıkmıyor. ben de oyalanmak için bahçeden çıkıp topu alıyorum, duvara çarptırarak gelişine vuruş antrenmanı yapıyorum. o sırada babam gözüküyor. elinde bir kürek var, küreğin üstünde de kanlar içindeki boğazıyla tavşan yatıyor. gelincik midir, kedi midir nedir; o tür bir dallama hayvan koparmış bırakmış. kafasıyla vücudunun arasında kusturacak kadar kırmızı bir birikinti ve yalnızca parmak kalınlığında bir parça olarak kalmış boynu var.

    babam elinde kürekle sokağın çöp kovasına doğru gidiyor.

    *
    *
    *

    işte evde tavşan beslemek böyle başladı, gelişti ve sonuçlandı benim için. başka zaman bir başka başlıkta buluşmak üzere:
    (bkz: evde bıldırcın beslemek)
  • (bkz: playboy bunny)
  • oğlan illa ki bir hayvan isteyince ve dahi ev bahçeli olmayınca kedi köpek şıkkını direk elediğimizden bize ilk etapta mantıklı görünen hareket.

    evde işeyen, sıçan, her an ayak altında kalıp ezilme tehlikesi ile yaşayan, beyaz bir top var. insanın olmadığı yerde durası yok. en çok kalorifer peteğinin önündeki minderi seviyor, götünü peteğe dayayıp odadakileri seyrediyor tek tek. garip bir şekilde sessiz, garip bir şekilde kendini sevdiren bir canlı. beklediğimizden daha evcil, beklediğimizden daha çok bağlayacak bizi kendine.

    ama haddini bilsin diye de adını "pamuk yahni" koyduk. bir de göbek adı var; soğanlı.

    soğanlı pamuk yahni, birinci nesil ev hayvanımız, hoşgelmiş.
  • çocukken bütün ısrarlarıma dayanamayan babama aldırdığım tüylü yaratıktı kendisi. ancak bir süre sonra, annemin gözü gibi baktığı menekşeleri ve babamın deri terliklerini yemesi, bu da yetmezmiş gibi telefon kablosunu kemirmesi, tavşanın sonu olmuştur.
  • birinci nesil tavşanımız "soğanlı pamuk yahni" ile başlamıştık bu aktiviteye ve fakat;

    dakka bir gol bir; sabahın köründe balkondaki domestoslu ve buz gibi suyla dolu vileda kovasına düş, çırpın, çırpın, vazgeçmişken evdekiler tarafından bulun, banyoda sıcak sularla yıkan, saç kurutma makinasıyla kurulan, akşama kadar kalorifer peteği önünde bezlere sarıl yat. birinci nesil ev hayvanımız bugün uçmazsa bi daha ona karada ölüm yok. suda belki o da domestosluysa.

    şaka maka ev hayvanı zor iş, akşam evde bir ortada cenaze eksikti, kimsenin keyfi yoktu. alışıvermişmişiz.

    yırttık : sözlüğün baytar adaylarından ben butun cbnce dizilerini izliyorum kızçesine göre dün tehlike arzediyordu ama bu sabah tam olarak guduz gibi. yok öyle kuduz değil, buralarda "sen hasta san bi şeyciği yok" anlamında kullanılan tabirle guduz gibi. atlattı herhalde. bir de düşünceli yazar hayvan evladi seni ördeklere uygulandığını duyduğu (tevatir) bir tedavi önermişti ama şükür ki ben cesaret edemedim. yine de niyet güzeldi.
  • tavşanın adı mahmut olacaksa çok güzel sonuçlar doğuracak bir birliktelik.
  • ev icerisinde serbest dolasmasi halinde random olarak her yere iseyecegi ve pisleyecegi icin sizi tez zamanda delirtecek olan aktivitedir. bonus olarak her seyi kemirdiklerini dusunurseniz ve misal hasir bir kutuda naturel ortamda besleyeyim derseniz ertesi gun delikli bir hasir kutunuz olacak (baslangic olarak). burunlarini her seye sokuyorlar. atasozu olarak degil gercekten hem de. sigara, elektrik supurgesi, bardak, sivri seyler, vs. kendilerini ve panikten sizleri yaralamasi olasi yani. eger sokaktaki saticida el kadarken gorup, bunlar buyumuyorlar bu kadar kaliyorlar lafina aldanmayin. hem de nasil buyuyorlar. en onemli detay olarak da bu sirin minik yaratiklar doymuyorlar. eger kendisine yedikce marul vermeye kalkarsaniz hem her gun evinizi sel basiyor hem de gun geliyor hayvan catliyor.
  • kokusundan mütevellit uzak durulan hede.
  • arkadaşım besliyordu tam evde değil balkonda, dışarıda kocaman bi kutuda besliyolardı tahtadan yapılmış. ev gibi bir şeydi ama ne zaman ki tavşan kaniş köpeklerinden büyük olup kocamanlaşmaya başladı bi çiflik evine verdiler tavşancığı. e yani tavşanı lahmacunla beslerlerse normaldir.