şükela:  tümü | bugün
  • . aristoteles evreni
    . pythagoras evreni
    . giordano bruno evreni

    canlı canlı ateşe verilmenin, yakılmanın ne demek olduğunu bilir misiniz? şu an bu satırları okuyabildiğinize göre bildiğinizi sanmıyorum; bu satırları yazan kişi olarak ben de bilmiyorum muhtemelen. sadece "insan, canlılık, ateş, acı, can çekişmesi, ölüm" gibi tag'ları zihnimden ardı ardına ve hep birlikte geçirdiğimde diri diri yakılan giordano bruno'nun neler hissettiğini şu anda anlayabilmeyi istediğimi biliyorum sadece. oysa hepimizin diri diri ateşe verilmişçesine çektiği ıstıraplar var. her yürüyeni "ayakta olan" mı sanıyorsunuz? ya da her uyuyanı, huzurla yatağa dalmış olan? her yanmamış görünen de aslında görüntüsüne düşman kesilmeli midir? sorular çoğalır aslında gördüğümüzle düşündüğümüzü birbirine çarpıştırdığımızda adamakıllı tutarsızlıklarımız artıyorsa. şüphesiz ki giordano bruno evrenin nasıl göründüğü yanında onu nasıl düşündüğünü de önemsiyordu. yukarıda bahsettiğim tutarsızlıktan mustarip olmadığı için diri diri yakıldı belki de; düşündüğünü gördü; gördüğünü düşündü. dile getirdi. yakıldı.

    la cena de le ceneri, bruno'nun 1584/5 yılında yayınladığı ilk italyanca diyalog. ve bu diyalogda bu başlıkta konu edindiğimiz giordano bruno evreni'ne dair ilk izlenimlerini aktarıyor. evvela bu eserden hareketlenelim; bu bizi adım adım giordano bruno evreni'ne götürecek. eserin temel niteliği, dünyanın güneş etrafında döndüğü ve evrenin sonsuz olduğunda dair savlar arasında bir bağlantı kuruyor oluşudur. bu haliyle copernicus'un geleneksel kosmos anlayışına getirmiş olduğu yenilikten farklıydı [1]. copernicus bir matematikçiydi ve mathemata mathematicis scribuntur diyerek de revolutionibus'unu basma gereğini duymuştu. matematikçi copernicus'a karşılık, giordano bruno bir doğa filozofuydu; bilim yanında dini ve felsefi bir yönü de vardı. copernicus, göklerin yüceliğini kabul etmekle birlikte onun sonsuz olup olmadığı problemini doğa filozoflarına bırakıyordu; yani giordano bruno gibilerine. bruno'nun ilk eserinde de sonsuz güneş sistemi yanında sonsuz evren düşüncesi açıkça savunuluyordu. dünyalar, güneşler bizim elementlerimizin birleşiminden oluşur; onlar yaşar, yerleşir; onlar sadece yaşayan da değildir, beri yandan kutsal nesnelerdir de [2].

    kutsallık. giordano bruno için kilit kelimelerden biri. la cena de le ceneri'deki 5. diyalog bu kutsallık çerçevesinde evrenin niteliğine dair açıkça bruno'nun ölüm fermanını hazırlıyor.

    diyalog teofilo'nun şu sözleriyle başlıyor (çeviri bana ait):

    "evren birdir; o halde sınırsız ve hareketsizdir. mutlak olasılık birdir, işleyiş birdir; form ya da ruh birdir; madde ya da beden birdir; şey birdir, oluş birdir. en büyük de birdir, en iyi de. kapsanamaz; bu yüzden saptanamaz ve sınırlandırılamaz; o halde sonsuz, sınırsız ve en nihayetinde hareketsizdir. dışında hiçbir şey olmadığından, lokal hareketi de yoktur; ona hareketlenilemediğinden sonuç itibariyle o bir bütündür. kendisini vücuda getirmez; zira o bütün oluşa sahip olduğundan onu bekleyebilecek ya da arzulayabilecek başka bir varlık da yoktur. o bozulmaz; zira kendisini değiştirebilecek başka bir şey yoktur; anlayalım ki, o her şeydir. o azalamaz; o çoğalamaz; zira o, kendisine ekleme, kendisinden çıkartma yapılamayan bir sonsuzluktur. sonsuzun ölçülebilir hiçbir yanı yoktur. yaradılışı gereği değişebilir değildir; zira etkileyebileceği ya da etkilenebileceği bir dış'ı yoktur. dahası bütün zıtları bünyesinde bir birlik ve uyum içinde tutar..."

    "kutsallık" için kilit kelimelerden biri dedik ya; şüphesiz tanrı, yeteri kadar kutsal olsa gerek! teofilo'nun söyleminde iki hususun altı ciddiyetle çiziliyor: "bir" ve "sonsuzluk". empati kurmanızı istemiyorum; mümkünatının olmadığı "diri diri yakılma" mevzusunda da anlaşılmıştı. sadece düşünün bruno'nun yaşadığı çağda, hatta çağlar evvelinde bile, hatta ve hatta günümüzde "bir" ve "sonsuzluk" kavramları size ilk olarak neyi anımsatıyor? elbette "tanrı"yı. bruno, tanrı'yı düşündü. "sonsuzluk", ona göre "bir" ve "tanrısal"dı. de l'infinito, universo e mondi'de de söylediği gibi, bruno için tanrı sonsuzluğun ta kendisiydi; çünkü bütünlük (totality) tüm alemdeydi, tüm alemin parçaları da bir bütünlük arz ediyordu [3]. saat gibi, tıkır tıkır işleyen bir evren tahayyülünün sonsuza dek sürecek olması, kuşkusuz tanrısallığından kaynaklanır.

    oysa hıristiyan kilisesi için evrenin sonsuzluğu, tanrı'nın sonsuzluğu demek değildi[4]; daha doğrusu tanrı'nın sonsuzluğu diye bir şey vardı, ancak evrenin sonsuzluğu diye bir şey olamazdı. çünkü kutsal kitap hem başlangıcı hem de bitişi (örneğin matta 24.14: göksel egemenliğin bu müjdesi bütün uluslara tanıklık olmak üzere dünyanın her yerinde duyurulacak. işte o zaman son gelecektir.) anlatıyordu. bitişin olduğu yerde "sonsuzluk" nasıl olurdu da bizzat tanrı'nın kendisine eşit olabilirdi?

    dönemin ptolemaiosçu + (hıristiyanlıkla uzlaştırılmış) aristotelesçi evren algısı, giordano bruno'nunkine yaşama imkanı vermedi. bu haliyle bruno tam bir pantheistti. böyle bir zatın mevcut hıristiyan aleminde barınabilmesinin mümkünatı zaten yoktu. nicolaus cusanus'un dile getirdiği "complicatio omnium" (her şeyin bir araya toplanması) ve "coincidentia oppositorum" (karşıtların birleşimi/uyumu/dengi) yapılarını daha da ileriye götürmüştü bruno. tanrı, evrenin ruhuydu: causa immanens (her yerdeki neden) [5]. burada hıristiyanların yerleşik tanrı algısına kocaman bir saldırı vardı; aşkın tanrı (transcendent god) sadece dua edenlerin konusuydu; oysa felsefedeki tanrı "her yerdeki neden" ve "her şeyin bir arada olabilme uyumu" idi [6]. bu durumda evren sonsuzluğunda ne varsa, onda tanrısallık kaçınılmazdı. bu düşünce sisteminde, başlıktaki haliyle söylersek, giordano bruno evreni'nde kocaman bir kafirlik yatmış oluyordu. hatta rahatlıkla söyleyebiliriz ki, bu sistemin kendisi kafirceydi.

    tanrı'yı ne kadar severlerse sevsinler, kafirlerin de acı çekmesi gerekiyordu.

    notlar:

    1. g. bruno, cause, principle and unity, tr. r. de lucca, essays on magic, tr. r. j. blackwell, p. viii (preface), cambridge university press, 2004.
    2. a.g.e., p.viii.
    3. hilary gatti, giordano bruno and renaissance science, p.113, cornell university press, 2002.
    4. antonio calcagno, giordano bruno and the logic of coincidence: unity and multiplicity in the philosophical thought of giordano bruno, p.31, p. lang, 1998.
    5. julian marias, history of philosophy, p.201, courier dover publications, 1967.
    6. j. marias, a.g.e., p.201.