jimi the kewl

  • 11460
  • 0
  • 0
  • 0
  • 3 ay önce

sevan nişanyan

http://www.taraf.com.tr/makale/4072.htm linkindeki yazıda oktay sinanoğlu beyefendiyi yerden yere vuran olmuş sevan nişanyan .

türkçemize sırtımızı dayayarak bu mümtaz beyefendiyi anlamaya çalışalım. sevan nişanyan, oktay sinanoğlu'nun evrenkent buluşuna, tabirin karşılığı olarak düşünülen university'nin university olana dek geçirdiği evrimi kabaca ele alarak eleştiri getirmiş. ben de eleştiriye eleştiri getiriyorum; çünkü bu kelimelerin yolculuğu meselesine hasbelkader kafa yormuş biriyim; peki neden bu meseleyi "evrenkent" veyahut "oktay sinanoğlu" başlıklarında değil de bizzat burada işliyorum? efendim şu yüzden; biliyorum ki türkiye'de aydın olma koşulu olarak herkes bazı standartlar belirliyor; bunu ben de yapabilirim, başkası da. ancak bu aydın saptamalarının entelektüel düzeyde çarpışması gerektiğinde, aydın olarak düşünülen tipler (ne ürettikleri sorgulandığında, genelde pek bir eser bırakmadıkları anlaşılır; abuk sabuk polemikleri ve özel hayatlarından apartılmış gerzek magazin boklarını saymazsak tabi ki!) birbirlerini ortadan kaldırmak adına ya çok fazla okumadan ya da okuduğunu anlayamayacak ölçüde güttüğü ya da güdüldüğü ideolojinin köpeği haline gelmiş olduğu için okuma gereği duymadan kalemini çekiyor. işte bu çekilen kalemler, türkiye'deki "aydın" enflasyonu kapsamında neden evrensel (universalis, universitas) manada üretimin gerçekleşemediğinin bariz göstergesi. işte bu başlığa her bakan okuyucu da sevan nişanyan'ın aydınlığının ya da tam olarak dile getireyim, sevan nişanyan'ın rakibini yok etmeye yönelik çekilmiş kaleminin kalitesini, kalibresini anlayabilsin; işte bu entirinin burada yer almasının sebebi bu.

şimdi gelelim konumuza. hemen bilmeyenler için özetleyeyim; oktay sinanoğlu "üniversite" yerine "evrenkent" kelimesinin kullanılmasını öneriyordu. internette ve kitaplarında araştırırsanız, kendince hangi ratio'ya (yani hem "mantık" hem de "yöntem"; kimi zaman mantık, yöntemin kendisi olabilir) sırtını dayadığını öğrenebilirsiniz; burada öncelikli olarak işlediğimiz konu bu değil. sevan nişanyan da http://www.taraf.com.tr/makale/4072.htm linkindeki yazısında bu "buluş"u eleştiriyor. işte bizi ilgilendiren de bu eleştiri. elimizde iki terim var: üniversite ve evrenkent.

şimdi adım adım gidelim.

1. adım: şöyle diyor sevan nişanyan: "evrenkent imiş, hah, güleyim bari! cahilliğin bu kadarı ancak okumakla olur demişler. univercity değil amca, university!" ileride "university" teriminin tam anlamıyla kökenini aktaracağım için bu kısmı geçiyorum.

2. adım: s. nişanyan şöyle diyor: "universus latince sıfat, “hepsi bir yerde, hep beraber, topluca”. universus mundus deyimi felsefede “varolan şeylerin tümü, bütün dünya” anlamında kullanılmış. fransızca erken metinlerde aynen universe monde diye geçer, ama 1550’lerden itibaren universe (daha sonra univers) tek başına aynı işi görür olmuş. ingilizcesi de universe, yani evren."

bu adımda karşımıza latincede bulunan "universus" (örnek olarak da "universus mundus") sıfatı çıkıyor. s. nişanyan “hepsi bir yerde, hep beraber, topluca” manalarını veriyor bu sıfatın. şimdi gelin beraber bu sıfatın köküne inelim, böylece benim yazıma bakarak da "cahilliğin bu kadarı ancak okumakla olur" diyen çıkmasın; hiçbir açık nokta bırakmayalım. bütün bu hengamede en eski kök olarak "bir sayısı", "yalnız," biricik", "yegane", "bir tek" manalarındaki "unus, a, um" sıfatını görmemiz gerekiyor. charlton t. lewis'in sözlüğüne ([1879], a latin dictionary; founded on andrews'edition of freund's latin dictionary (trustees of tufts university, oxford) bakarsak bu "unus" sıfatının eski halinin oinos veya oenos olduğunu görürüz. "uni-" önekinin "unus"tan hareketle hangi kelimenin başına gelirse, ekseriyetle "bir-tek" anlamını verdiğini görüyoruz: örneğin "manus", "el"; "unimanus"," tek elli" manasındadır. "genus", "doğum"; "unigena", "tek doğmuş" manasındadır. "color", "renk"; "unicolor", "tek renkli" manasındadır. yani sonuç itibariyle, "unus"tan itibaren üretilen her kelimede bir "bütünlük", "birlik" anlamı saklı olacaktır.

s. nişanyan'ın bu 2. adımda kullandığı "universus" sıfatı da, tıpkı yukarıda verdiğim "unimanus", "unigena", "unicolor" örneklerinde olduğu gibi "unus" sıfatının başka bir yapıyla birleşmesinden oluşmaktadır. peki o yapı nedir? charlton t. lewis'in sözlüğüne bakarsak universus sıfatının, "unus" sıfatıyla "verto" fiilinden oluştuğunu görürüz: adj. unus-verto, turned into one, combined into one whole.

burada "unus"la birleşen verto fiili (verto (vorto), ti, sum) "döndürmek", "çevirmek", "dönüştürmek" vb. manalardadır. haliyle yukarıdaki ingilizce karşılıklardan da anlaşılabileceği gibi, universus teriminde "tek bir yana dönme, döndürme, dönmüşlük" manası vardır. dilin matematiğinde hiçbir boşluk kalmaz; işte böylesine sağlaması mümkün, analizi, çözümlemesi mümkün bir yapıya sahiptir. gerçekten de s. nişanyan'ın dediği gibi universus sıfatının “hepsi bir yerde, hep beraber, topluca” manaları var ancak maalesef s. nişanyan belki bilinçli bir şekilde belki de bilinçsizce universus sıfatının bir manasını atlıyor ve "ingilizcesi de universe, yani evren" diyerek sanki sadece ingilizcede bu yapının "evren" manasına döndüğünü ima ediyor. oysa yine sözlükte "universus" maddesine bakarsak sıfatın cinssiz halinin (yani ikinci çekim sıfatlardan -um ekli olan) isimleşmiş yapısı yani "universum"un "evren" manasına geldiğini görürüz. sözlük şöyle diyor:

universum, i, n., the whole world, the universe.

ifadenin bu manada kullanım örneğine bakıyoruz; geç dönem latincesinde değil bizzat cicero döneminde yani i.ö. 1. yy'da universum'un, "evren" manasında kullanılmış olduğunu görüyoruz:
tum censet imagines divinitate praeditas inesse in universitate rerum: tum principia mentis, quae sunt in eodem universo, deos esse dicit, cic. n. d. 1, 43, 120: genitor universi, col. 3, 10, 10.

yani s. nişanyan'ın dediği gibi ("1550’lerden itibaren universe (daha sonra univers) tek başına aynı işi görür olmuş") "universus mundus" ifadesinin yani "bütün dünya" manasının tek başına "univers-" yapısıyla aktarılması için i.s. 1550'ler beklenmemiş, i.ö. 1. yy.'da yaşamış büyük romalı zihni cicero "univers-" yapısını "evren" manasında kullanmış. peki s. nişanyan bunu biliyor mu? kanaatimi sorarsanız, bilmiyor. ancak biraz daha ileriye giderek söyleyeyim; bana kalırsa "bilseydi de söyleyemezdi".

3. adım: s. nişanyan şöyle diyor: "universitas başka, evrenle alakası yok, “birlik, dernek, cemiyet”. ortaçağ hukukunda “tüzel kişilik sahibi lonca” için kullanılan bir tabir. galiba ilk kez 1160’larda paris’te, ya da ondan beş on yıl önce italya’daki bologna’da ders okutan hocalar bir araya gelip haklarını daha iyi korumak ve kim ders verebilir kim veremez meselesini kurala bağlamak için bir universitas kurmuşlar. bir de resmî berat almışlar ki, eşrafı, derebeysi, kilisesi, paşası, eşkiyası şusu busu işlerine karışmasın, kendi koydukları kurallar çerçevesinde serbestçe ders verebilsinler."

burada s. nişanyan'ın kalemi giderek sertleşmiş; fanatikleri, holiganları kusura bakmasın ama benim entirim de sertleşebilir bu yüzden. kimsenin gözünün yaşına bakmam; ben böyle hatalar yaptığım zaman üniversitede canıma okurlar; kimse de hata yapmasın, ya da herkes köşe yazarı olmasın. ya da kimse bilmediği konuya dalmasın. s. nişanyan "universitas başka, evrenle alakası yok" diyor. unus'tan universus'a ifadenin nasıl bir genişleme gösterdiğini yukarıda kabaca anlatmaya çalıştım; en nihayetinde s. nişanyan'ın univers- yapısının tek başına (yanında "mundus" olmadan) ingilizcedeki "universe"in içerdiği "evren" anlamını vermesi için boş yere okuyucuları 1550'ye götürdüğünü gördük. zaten univers- yapısı muhtelif romalı entelektüellerin zihninde "evren" manasıyla kendini gösteriyordu. universitas kelimesi ise yapıca "ben soyut anlamlıyım" diye bağırıyor. zira latincede "-tas" soneki soyut anlamlılık katar. örneğin "humanus" , "insana ait, insan sever"; "humanitas" ise "insanlık, insancıllık, beşeriyet" manasındadır. "incolumis" sıfatı "sağ salim"; "incolumitas", "sağ salimlik", "güvenlik" manasındadır. burada da universus sıfatından türeyen "universitas" ifadesi haliyle yukarıdaki örnekler gibi soyut anlamlı olacaktır.

dr. sina kabaağaç'ın erdal alova ile birlikte hazırlamış olduğu sözlüğe bakarsak s. nişanyan'ın "universitas başka, evrenle alakası yok" ifadesinin ne kadar hatalı olduğunu görürüz: http://farm4.static.flickr.com/…83_ed70cac2a1_o.jpg görüldüğü gibi "universitas" teriminin "evren" manası da vardır! peki s. nişanyan ne diyordu? "universitas başka, evrenle alakası yok..." alakası var mıymış?

sina hoca'nın sözlüğüne güvenmeyecek birileri olabilir tekrar charlton t. lewis'in sözlüğüne "universitas" maddesine bakıyoruz ve "universitas"ın "evren"le bir alakasının olup olmadığını inceliyoruz. lewis ilk mana olarak " the whole" demiş; daha sonra da "the whole number of things, the whole world, the universe" demiş. peki s. nişanyan'ın ve fanatiklerinin iyi anlayabilmesi için tekrar soralım: "universitas" teriminin "evren"le bir alakası var mıymış? lewis'in aynı maddede aktardığına göre "universitas"ın bu manada kullanımı oldukça eski, bkz:

universitatis corpus, cicero, univ. 5; so id. ib. 12: volubilis, plinius, 2, 5, 4, § 11: ambitus terrae totius ad magnitudinem universitatis instar obtuet puncti, ammianus, 15, 1, 4.

eğer sina hoca'nın ve lewis'in sözlüğüne inanmıyorsanız, aynı şekilde oxford latin dictionary'deki "universitas" maddesine bakın. eseri bulup bulamayacağınızı bilmiyorum, ama en azından araştırmayacağınızı biliyorum; o yüzden ilgili kısmı kestim flickre attım, buyrun:
http://farm4.static.flickr.com/…_9d23729a98.jpg?v=0

bu örneklerde altını çizdiğim isimlerin hangi tarihlerde yaşayıp, "universitas" teriminin "evren" manasında kullanımının gerçekleştiği, adı geçen eserlerin hangi tarihlerde yazılmış olduğunu inceleyin. ve sonra gelip burada "universitas" teriminin manalarından birini görmezden gelin!

terminolojinin nimetlerinden fazlasıyla yararlanabilirdim; ancak okuyucuları terimlere boğmadan ve hatta yapının sonraki gelişimine bile değinmeden, doyurucu bir entiri girmeye çalıştım. olabildiğince az insanın her şeyden evvel içindeki samimi "öğrenme" aşkını, samimiyetsiz siyasi çekişmelere yem etmesini isterim. "isterim" diyorum, çünkü umabileceğim bir durum ve üzerinden sekebileceğim bir konum yok. "isterim" diyorum, çünkü gerçek neyse, onun peşinden koşmayı marifet bellediğimle övünmek istiyorum. hiç bilmeden ferrari'nin motorlarıyla ilgili ahkam kestiğim gün, bu entiriyi bana yedirin "isterim" ayrıca.

devamını okuyayım »