şükela:  tümü | bugün
  • öncelikle duolingo ve kelime ezberle (benzeri de olabilir.) programlarını telefonunuza yüklüyorsunuz. düzenli olarak girip çalışıyorsunuz. duolingo dil kuralları için de kelimeler için de güzel fakat kelimeleri kısıtlı. telaffuz da öğretiyor. daha sonra bilgisayarınızdan sık sık voscreen ve cleverbot sitelerini ziyaret ediyorsunuz. voscreen size kısa kısa film kesitleri gösteriyor. (10-15 saniye kadar.) daha sonra anlayıp anlamadığınızı ölçüyor, iki şık arasından seçim yapıyorsunuz. hem ingilizcesini hem türkçesini görüyorsunuz. hem duyduğunuzdan aşinalık da sağlıyor. cleverbotta da akıllı bir programla yazışıyorsunuz. baya güzel, eğlenceli bile hatta. böylece pratik yapmış oluyorsunuz. verdiği cevaplar da çok insanca üstelik. daha sonra bu aşamada ilerleyip makale çevirebilir, ingilizce gazeteler okuyabilirsiniz. makale özellikle çok yararlı olacaktır hem kendi mesleğinize yakınlığı açısından. en azından ilgilendiğiniz konulara aşina olursunuz. tabi bunları yapmak azim ve sabır istiyor onun için de planlı çalışmak gerek. bir de bonus: çalışmaktan çabuk sıkılanlar için; pomodoro tekniği

    ek: derleyip topladım, uzun uzun yazdım. ha buradan da okuyabilirsiniz.
  • pizzacıda falan çalışmak değildir. bu bir work and travel, eğitim danışmanlığı firması yalanıdır. hiç yurtdışı görmemişlerin sanrısıdır, ingilizce öğrenememişlerin bahanesidir.

    çünkü pizzanın (pizza restorant) sahibi italyansa içeride çalışanlar italyan olur, yunanistanlıysa yunan, türkse türk.

    amerika'da 4 yıldan fazla süre 5'ten fazla pizzacıda çalıştım, washington dc'den tutun, saratoga springs'e, ordan tutun chicago'ya kadar olan bölgede en az 20 farklı türk pizzacı ile tanıştım. içeride çalışanlar türk, değilse meksikalı veya arnavut. yani ingilizceleri senden benden beter.

    bırakın siz ingilizce öğrenmeyi, anadili ingilizce olanlar, meksikalılar türkçe öğreniyor öyle yerlerde.

    lafı uzatmayayım. hiç bir şeyin kolay yolu yok arkadaşlar. ingilizce öğrenmek istiyorsanız, dizinizi kırıp oturacaksınız dersin başına. kitap okuyacaksınız, article yazacaksınız, konuşma dersleri alacaksınız. arkadaş ortamı edinip, onlarla konuşmaya çalışacaksınız. bedelini ödeyeceksiniz yani. karşılığı neyse vereceksiniz.

    "gideyim, 6 ay kalsam öğrenirim…" bi s.ktir git çay demle a.q. senin gibi kaç kişi tanıdım ben. 15 yıldır orada adam. sipariş almayı öğrenmekten ileri gidememiş. kolay sipariş almak istiyorsanız gidin, yaşayın orada. kolay yoldan 'öğrenin'. böyle her şeyi kolay yoldan halletmeye çalıştığınız için her şeyinizin yarım olduğunun farkında değil misiniz hala!?
  • sekiz yıldır advanced'den beginner'a kadar her seviyede ingilizce öğretiyorum ve bundan yapabileceğim tek çıkarım şudur ki ingilizce kitap okumak ve film dizi vs izlemek dışında hiç bir şey kolay ve kalıcı öğrenme sağlamiyor. tabi bunlari yaparken en düşük seviyeden yukarıya doğru gitmek ve temel gramer eksiklikleri varsa onları gidermek gerekiyor. kurs vs. hepsi fasa fiso. dershanelerin test tekniği dışında bi etki sağlayabildiğine de inanmıyorum. bazılarının gerçekten dile özel bir yeteneği oluyor, kabul ama ingilizceyle yeterince içli dışlı olup emek veren herkesin öğrenebileceğine inanıyorum şahsen. bi defteriniz olsun, dizide ya da kitapta gördüğünüz kalıpları not edin ona, kendinizden örnekler iliştirin mümkün mertebe. ezberlemeden cümle içinde kullanarak ve kullanıldığı bağlamı hatırlayarak çok daha sağlam bir öğrenme gerçekleşiyor. ezberle olacak bişey değil. ezber sadece fiillerin ikinci ve üçüncü hali gibi düzensiz yapılarda gerekebiliyor. o kadarı da kaçınılmaz tabi.
  • pizzacıda 3 ay çalış öğrenirsin diye tavsiye verenleri dinlememek.
    edit: yurtdışında pizzacıda 3 ay çalışın diyen sivri zekalı yazdığını sildiği için başlık bana kalmış. aman diyorum böyle iq fakiri tiplere kulak asmayın*
  • ingiltere'ye yerleşmek. hadi gene iyisiniz bak kimsenin aklına gelmez bu.
  • "dili dile değdirin, eheheh" falan gibi espriler yapmayacağım dostlar, bayatladı onlar, çok oldu..

    bir dil öğreticisi olarak, hakikaten çok büyük bir problem olduğunu düşünüyorum bu yabancı dil öğrenme meselesinin..

    önce "öğrenmek" olayının anlamlandırılışına bakmakta fayda var.. "daha sonra kullanmak üzere hafızaya atmak" olarak açıklayabiliriz belki.. "kullanmak" fiili ise, mesele dil olduğunda ister istemez, "konuşmak, anlatmak, dinlemek, anlaşmak" gibi anlamlara evriliyor..

    bir dili öğrenmenin en kolay yolu, o dili ihtiyaç haline getirmekten geçer benim kanaatimce..

    misal, ben ispanya'ya gittiğimde tek kelime ispanyolca bilmiyordum, lakin bir ayda çat pat anlamaya, ikinci ayın sonuna doğru da yine çat pat olmak üzere konuşmaya başladım..

    dilin özgün ortamında oluşumun tabii ki çok büyük etkisi mevcut, lakin ondan daha önemlisi, benim o dile mükemmel ihtiyaç duyuyor oluşumdu.. orada benim herhangi bir şekilde ihtiyaç yaratmama lüzum yoktu, zaten ihtiyacın üzerine kondum..

    peki yurtdışına çıkma imkanı olmamasına rağmen bir yabancı dil öğrenmek isteyenler ne yapabilir?

    ihtiyaç.. çok basit; telefonunu öğrenmek istediğin dilde kullan lan; facebook ve twitter gibi sosyal medya malzemelerinin dilini o dile çevir; şarkılarını bu dilde dinle; filmlerini altyazılı da olsa bu dilde izle; kısa mesajlarını taşağına da olsa bu dilde gönder..

    ihtiyaç doğduğu sürece onu karşılamak zorunda hissedeceksin ve nitekim de karşılayacaksın günü geldiğinde..

    ama bunları yaparken unutulmaması gereken en önemli şey; dil öğreniminin bir süreç olduğu gerçeğidir..

    "iyi hoş da topraaam, bizde ingiliçce sıfır sıfır sıfır.. hiç kelime neyin yok, napacuk?" dediğini duyar gibi gibiyim gibiyim..

    "duyar" diyorum bak..

    melik duyar bu işte sağlam bir ağabeyimizdir.. ileri seviyeler için tavsiye etmesem de, temel başlangıç sürecinde kendisine ait kaynaklar kullanılabilir.. mezkur kaynakların gözlemlediğim bir dezavantajı kelimelerin sadece bir tek anlamlarını veriyor olmaları, ama sıkıntı yok..

    neyse, onu kendi başlığında zamanı geldiğinde anlatırız..

    gramer konularıyla ilgili online kaynak desteği talebi olan yeşil yaksın, yardıma koşarız..

    pes etmek yok gençler.. hadi kolay gelsin.. öpüş..
  • (bkz: 404 not found)

    ingilizce'yi kolay yoldan öğrendim diyenlere 2 sebepten itibar edilmemesi gerekir. birincisi kolay yol diye bir şey yoktur. doğru yol vardır ve bu doğru yol da 3 ay yurtdışında bir pizzacıda çalışmak değildir.

    ikincisi ise öğrendim diyen adam yüksek ihtimalle pek bir şey bilmiyordur. ingilizce bir deryadır ve öğrenme süreci sürekli devam eder. hatta şöyle diyim ne kadar çok öğrenirseniz o kadar çok şeyi bilmediğinizi fark edersiniz.

    başka dillerde durum nasıldır bilemiyorum ama ingilizce sonsuz zengin bir dil. çok değişik milletler tarafından farklı coğrafyalarda konuşulmasının da yarattığı bir etki sanırım bu.

    bizim millete bakarsan zaten herkes ingilizce biliyor. cv'lerde advanced ingilizce standart. mülakata alıyorsun adamı kem küm kem küm. 2 satır mektup yaz diyorsun yazdığı metin evlere şenlik. neyse kısacası senelerce yurtdışında kalmak bile kimine fayda etmiyor. adam yurtdışında sürekli türklerle ya da çinlilerle muhatap oluyorsa ingilizcesinin nasıl bir gelişim kaydetmesi bekleniyor ki zaten?

    bir yol varsa izlenmesi gereken o da şudur: idiom öğrenin.

    bir insan 1000 ingilizce kelime bilip 1 doğru cümle kuramayabilir. ancak çok değil 100 idiom'ı adam gibi öğrenen kişi binlerce değişik cümle üretebilir.
  • en az birkaç yıl harcamaktır. en kolay yolu ne lan? evine elektrik mi çekiyorsun, lavabonun giderini mi tamir ediyorsun, balkonuna camekan mı yapıyorsun da en kolay yolu olsun bunun? süreç işi olm bu süreç. tamam biraz linguistik beceri ister belki biraz ama, en çok da emek ister, çalışma ister, zahmet ister, mesai ister, alın teri ister. var mı öyle üç kuruşa beş köfte? kolay yolla olsaydı biz yapardık amk. keriz miyiz biz ıncığından cıncığına her şeyini öğrenmek için 4 yıl verdik?

    "heaa ingilizceci misin? yav bunu en golay nası öğreneceek biz hocam, hıı?" mübarek gün vay mınakodumun beleşçisi diyesim geldi. olm yok yok. bunu kolay yolu yok. kıracaksın dizini, eşşek gibi çalışacaksın. bu... bu lan. başka birşey değil bak. sadece bu. neymiş efendim ingilizce dizi seyredecekmişsin, yok pizzacıda çalışacakmışsın, cebine uygulama yükleyip ordan ş'aapacakmışsın(bak bu azcık yardımcı olur)... kanmayın her lafa. temelin yoksa oturup ayılamasına çalışacaksın birader. sonra pizzacı, dizi ve sair işlemler yeteneğine göre geliştirir seni. yoksa mal gibi gidip ingilizce öğrenecem diye pizzacıda kendini paralama. yazık sana.
  • yabancı insanlarla tanışın. arada sultanahmet'e gidin konuşun, pratik yapın bol bol. şimdi diyeceksiniz ki lan daha öğrenmeden nasıl pratik yapalım. size cevabım lan mı dedin sen? olmayacak tabi ki şaka. başlangıç seviyesinde de olsanız biraz ingilizce biliyorsunuzdur mutlaka. en azından bir kulak aşinalığınız vardır dizilerden. önemli olan ingilizceyi günlük hayatın içine sokmak. düşünün sabah ingiliz bir arkadaşınızla 1 saat yazıştınız. gerekirse google translate kullanın bilmediğiniz kelimeler için. sonraki saat gördüğünüz eşyaların, objelerin ya da başka şeylerin ingilizcesini düşünürken bulacaksınız kendinizi. öğrenmeye devam edin. her gün alt yazılı bir film ya da dizi izleyin mutlaka. türkçe dizi izlerken de ingilizce alt yazı ekleyin mümkünse. seviyenize göre kitap okuyun. sevdiğiniz ingilizce bir şarkı mı var? açın sözleriyle beraber tekrarlayarak söyleyin. zamanla öğreneceksiniz.