aynı isimdeki diğer başlıklar:
şükela:  tümü | bugün soru sor
456 entry daha
  • of anam of !

    --- spoiler ---

    nasıl bir film yapmış lan adamlar?! biz niye yapamadık oğlum bunu, niye yapmadık? bizde yok muydu düzene isyan edenlerin katliamıyla bezeli tarih (1 mayıs 1977), 68 kuşağı, ağalar ve marabalar, karşıt görüşlülere karşı kamplarda eğitilenler, bir ülkede hizmetkar olmaya mahkum bırakılanlar, ötekileşen-susan-sinen koyu tenliler... film bitti ve onca karmaşık duygudan biri buydu işte: sinir oldum. biz çekmeliydik. o şahane çekim planlarını bile yar etmemeliydik başkasına. sigara da içimiyorum ki yakayım bi tane, tüküreyim...

    film hakkında bu başlık altında hakikaten övülmeye değer bir çok detay epeyce anlatılmış. hepsini okumasam da öne çıkanların çoğunu okudum, değinilmediğini düşündüğüm veya farklı yorumladığım birkaç noktayı aktarmak istedim. okumadıklarım arasında benzeri yorum yapan varsa idare etsin beni.

    zaten buradaki bazı arkadaşlar öylesine başarılı analiz yapıyorlar ki film üzerine düşünmeden hemen buraya gelip malum zat-ı şahanelerin hislerime tercüman olmasını beklemek gibi bir tembellik gelişti bende. bu filmde ise sabrettim, beni çarpan sahneler içime sinsin, bir kelam da ben edeyim diye bekledim. ediyorum, edeceğim, birazdan...

    ha bu arada şu (bkz: #84549735) tanımı yazan arkadaşa tebrik mesajı atacaktım ama kendisi mesaja kapalıydı. özellikle son paragraftaki tiradında ebemizi sikti çok affedersiniz, yeter vurma artık dedim, kendisine de demek istedim ama olamadı. buradan saygılarımı iletirim.

    *öncelikle evin önündeki sokaktan, film içindeki her dönemsel değişiklik sonrasında geçenlere dair birileri ne olur bir şeyler söylesin. dönemin meksika'sı için açıklayamadığım ama metafor olduğunu düşündüğüm bir detay bana göre. çözemedim. her defasında farklı birileri geçiyordu güniz sokaktan. fikrim var diyen yazsın.

    *orman yanarken elinde kadehle izleyenler... dünya yansa keyfini-kendini düşünecek, kılını kıpırdatmayacak güçlülerin portresi... allahım sana geliyorum 'nasıl kült olunur'un dersi midir nedir bu?

    *o kadar film izledim, cleo'nun hamile olduğunu söyleyince terk edildiği sahne kadar can acıtan, karakterin çaresizliğini kalbimde acı acı hissettiren bir sahne daha görmedim. cleo niye gelmedi bu adam diye her başını döndürdüğünde sanki biri beni hançerliyordu. gel gör ki es geçemeyeceğim: bunu derken aklıma land and freedom filmindeki milisler ile düzenli ordunun karşı karşıya geldiği sahne geldi. sanırım şu çaresizlik hususunda birinciliği paylaştırmam lazım.

    *an itibarıyla evli, 30 yaşını doldurmaya yakın bir erkek olarak, son derece sakin giden bu filmde her ne kadar baş roldeki hanımın efsane oyunculuğu insanı çarpıyor olsa da, cleo çocukları denizden kurtarıp geri döndüğünde ölen bebeği için "onu istemedim" dediğinde ben, filmi birlikte izlediğim eşimin yanında ağlamaya başladım. çaktırmadım tabi ama açıkçası yüzümü ellerimin arasına alıp rahatlayana kadar hüngür hüngür ağlamak istedim. filmin kapanışta bıraktığı bu etki ve çekiminden alt metnine çok başarılı olan malum sahnenin koskoca adamı ağlatması asla ve asla ölmüş bir bebeğe ağıt nedenli olamazdı.

    sene 70-71. dünya karışık, türkiye karışık, meksika karışık. 68 kuşağı var, artık küba var. tüm dünya karışık ve doğmak üzere olan bir şeyin sancısı aslında bunlar. o doğacak şey ise devrim. 1971 corpus christi katliamı yaşanırken karnı burnunda olan bir hizmetkar, bir proleter veya bir köle artık ne demek isterseniz o olan cleo, tam da solcuların katliamına dönüşen protestolardan sonra bebeğini doğuruyor ama bebek ölü doğuyor. buradaki bebek çok açık bir şekilde devrimin metaforu. ilerleyen sahnelerde ölü doğan bebekten ötürü içinde fırtınalar kopan ve sessizleşen cleo, hayatına eski düzeniyle devam etmeye çalışıyor. ancak ölü doğan devrimden sonra bir şeyler farklı hizmetkarın dünyasında. belli ki bir iç hesaplaşma var. sonrasında hizmet ettiği insanların güven ortamı bozulup çocukların boğulma tehdidi (hakim gücün varolma savaşı) ortaya çıktığında yüzme bilmediği halde hayatı pahasına hizmet ettiklerini kurtarmak için kendini dalgalı sulara atıyor. sonrasında ise görevini başarıyla yerine getirdikten sonra içindeki fırtına diniyor ve durumu idrak edip beklenmedik şekilde kendiyle yüzleşiyor: ölü doğan bebeğini kast ederek "onu istemedim" diyor. devamında gelen sahnelerde hizmet ettikleri tarafından bizi kurtardı denilerek yüceltilen, kahramanlaştırılan, sevildiğine ikna edilmeye çalışılan, kendisinin de ait olduğu bir aile resmi içerisine alınmış gibi hissettirilen cleo görüyoruz ancak her şey olup bittikten sonra, savaşlar, dış tehditler geride kalıp güven ortamına geri dönüldüğünde işler eskiye dönüyor. hakim güç tarafından cleo'dan muzlu süt yapması, hizmetine ve yerine geri dönmesi talep ediliyor. cleo da olması gerektiği konuma geri dönüyor. sen yine ağasın ben yine maraba...

    yönetmen bu sahnede bana göre tüm köle sınıfına ayna tutarak net bir mesaj veriyor: doğacak devrimi siz istemediniz ve bu bir tercihtir. her defasında efendilerinize bağlı kalmaya devam etmek, baş kaldırmamak, onların size muhtaç olduğunu ve üretimden gelen gücünüzü göz ardı etmek, verilen ile yetinerek güven ortamını bozmamak... ilk kez buluştuğu kızın kola şişesinin dibinde kalanı çaktırmadan içecek, para vermemek için sinema yerine dışarıda gezecek kadar yokluk içindeyken bu düzenin devamını sağlamak için eğitilen paramiliter grubun gözü kara bir neferi olmak... bunların hepsi tercihtir ve siz istememeyi tercih ettiniz. bir kez daha sınır ötelerinde öldünüz, bayraklı tabutlu cenazelerde yüceltildiniz, bir büyük birlik-dirlik fotoğrafının sevgili bir parçası olduğunuzu sandınız ama perde inip sahne ışıkları söndüğünde sizden de muzlu süt istendi. siz bunu tercih ettiniz, yüzleşin.

    --- spoiler ---
  • içene girebildiğim filmleri severim. son zamanlarda kurmacadan uzak filmleri izleyebiliyorum sadece. bu filmi izlerken sanki oradaki yollarda yürüyorum, sanki oradaki salonun koltuğunda oturuyorum. sade, basit ve hoş bir film. venedik ödüllü bir filmi daha beğendim, neyim ben venedik film festivali jüri üyesi falan mı :p bir ara kulaklarıma gelen ve fener için opera coverı ile tanıdığım melodiler hafif bir tebessüm oluşturdu. filmi kulaklıkla izledim ve sağdaki sesler sağ kulağımdan, soldaki sesler sol kulaklığımdan geliyordu ve bu çok güzel bir şey. bu film bende şu düşünceyi uyandırdı: dünyada birçok farklı kültür, medeniyet, gelenek var. hepimiz birbirimizden farklıyız. ama ortak noktalarımız da var. bunun temeli insan olmak mı yoksa canlı olmak mı bilmiyorum. sondaki deniz sahnesinde ise maf oldum...
14 entry daha