şükela:  tümü | bugün
  • rus sinemasinda son yillarda cekilen, insanlik adina en basarili filmlerden.
  • adı wim wenders'in müthiş filmi paris texası hatırlatıyor. bu film de birbirine çok uzak olmayan iki mekan, sibirya ile monamur arasında geçiyor. tıpkı paris texas'taki gibi sibir monamur'da da filme adını veren mekanlar (özellikle sibirya) fon olmanın ötesine geçip karakter haline getirilmiş. sibirya soğukluğuyla, tekinsizliğiyle, insanlarını açlıktan süründürecek verimsizliğiyle tam bir karakter olmuş. monamur da önem taşıyor ama sibirya kadar değil. tabi karakterler de şehir kadar derin ve etkileyici. dede ile torunu arasındaki kuşak farklılığı ve dine bakış farklılığı başarıyla işlenmiş. dede bizim hacı hocalar gibi günde beş vakit dua eden birisiyken küçük torunu bunu istemeye istemeye, zorla yapıyor. gene iki karakter arasındaki fark doğada ortaya çıkıyor. dede bulunduğu yeri seven birisi değil sanki. ama torun o sıkıcı, soğuk ortamda bile oynayacak şeyler buluyor. daha önemlisi dedenin sevmediği köpekle (ki filmdeki diğer saldırgan köpeklerin aksine son derece sadık bir köpek) iletişim kurup onunla oyunlar oynuyor. dedesinin bu köpeği öldürmeye çalışması bu yüzden torununun sabrını taşırıyor. torun doğayı seven birisi olarak resmedilirken dede doğayla sürekli savaş halinde olan birisi olarak karşımıza çıkıyor. bu iki karakter üzerinden din ve doğa başarıyla anlatılıyor. tabi hemen belirteyim ki torun dua etme işini sıkıcı bulsa da o da tanrı'ya (isa'ya) inanıyor. hatta çizdiği resimlerinden birisinde tanrı'yı sarı renginde, etrafa ışık saçan bir şekilde görselleştiriyor.

    din ve doğa kadar devlet de işleniyor filmde. devlet dört asker üzerinden anlatılıyor. komutan emri altındaki askerden kendisine fahişe bulmasını istiyor. bu asker de yanına bir asker alıp fahişe arıyor. devletin bireyler üzerindeki tahakkümü iki komutan üzerinden anlatılıyor. iki komutan da devlet tarafından kendilerine verilen "sınırsız" gücü kendilerini tatmin amacıyla kullanıyorlar. hiyerarşinin en üstündeki komutan bu gücü fahişeyle sevişmek, onun altındaki asker ise komutana götürdüğü fahişeye tecavüz etmek için kullanıyorlar. ama tecavüz eden asker bir süre sonra bundan pişman olup iyi şeyler yapmaya çalışır.

    filmin en çarpıcı sekansları sanırım aç köpeklerin dedeye ve onun oğluna saldırdıkları sekanslar. müthiş çekilmiş bu sekanslar. etkilenmemek ve gerilmemek zor. sözün özü sibir monamur rusya, din, devlet (devlet diyoruz ama ortada askerler dışında devlet yok gibi gözüküyor. eşi kurtlarca parçalanmış kadın bir hırsızı öldürebiliyor, bu hırsız daha öncesinde elini kolunu sallaya sallaya hırsızlık yapabiliyor. modern yaşamdan epey uzakta olan sibirya'da devlet diye bir şey yok demek mümkün sanırım), doğa, hayatta kalma, umut etme üzerine etkileyici bir film velhasıl.
  • --- spoiler ---

    garibim babasını bekledi gelmedi,
    yuri amcasını bekledi, o da gelmedi,
    dedeceğzi de gelmedi.
    ama rus askeri en gerekli anda olay yerinde bitiverdi.

    --- spoiler ---
  • dedesinin tanrısı'ndan bir hayır gelmeyince kendi tanrı'sını yapan küçük bir çocuğun hikayesi.

    aslında bu kadarı yeterli ama eklemek istiyorum ki bu filmi izlemeden korkunç bir karamsarlığa ve kötülüğe hazırlıklı olun. insanlardan nefret edebilirsiniz film sırasında. muhteşem görüntüler sizi avutur sonra ve küçük bir oğlanın tanrısı yeniden içinizi ısıtır.
  • sinir bozucu bir film. arka planda sağlam görsellerle iç ısıtan bir film seyredeceğim diye beklerken darmadağın etti beni. seyredilmeli.
  • zamanında bir aforizma çıkıvermişti ağzımdan: "insanın tanrısı da, şeytanı da kendisidir." diye. buna ve ağır bir drama hazırlıklı olarak izleyin bu filmi.
  • 2011 yapımı slavo ross imzalı, rusya menşeli harikulade film. filmde iki ayrı hikaye seyirciye sunulmaktadır. bir tanesi kafayı sıyırmış gedikli bir yüzbaşıyla birlikte onun askeri ve etkilendiği fahişenin etrafında dönen hikayedir, diğer bir hikayeyse sibirya'nın tüm acımasızlığında yaşamını idame ettiren ihtiyar ile torununun hikayesi... son derece gerçekçi olay örgüsü ve tabii muazzam sibirya görüntüleriyle insanın içinde ukde bırakan nadir filmlerdendir. bir yandan sibirya'da yaşamak istersiniz, bir yandan mutsuzluğun kol gezdiği o küçük ailelerin içerisinde boğulmaktan korkarsınız. doğa ve acılar iç içedir çünkü, yadsıyamazsınız...
  • bütün bu acılar ve mutsuzluk katı doğanın bir gereğiymiş, bir uzantısıymış hissiyatı yaşatan ve bir klasik rus edebiyat eseriymiş gibi karakter merkezli, insan merkezli dram filmi. bizi kötüden vazgeçirme.

    -dedeme tanrıyı çizeceğim çünkü onu hiç göremiyor.
    +tanrı sarı mı yani?
    -bilmiyor musun? o ışık saçıyor.
    +bilmiyordum.
  • o coğrafyada yaşayan insanların ne kadar acımasız olduklarını ortaya koyan filmdir. alt tarafı bir film dememek lazım, oraların insanı gerçekten de öyle.
  • sibirya'daki soğukluk insanlara ne kadar çok yansıtılmış, insanlar doğa gihi acımasız, görüntü ve sakin film kuşağında zevk ile seyredilecek bir film.