şükela:  tümü | bugün
  • yer: bodrum'da ortalama bir tatil köyü. (daha doğrusu biz ortalama sanıyorduk)

    otelin rezillikleri anlatmakla bitmez ve ben üşeniyorum. sadece 1 olay anlatacağım.

    havuz başında günlerdir ibrahim tatlıses çalmaktadır. toplam 5 tane ibo şarkısı dönüp durmakta daha doğrusu. şarkılar da "tek tek ağardı bak saçlarım tektek" ,"vıy vıy vıy vıy vıy vıy şebo şemmame de şemmamme" gibi şeyler. bi süre sonra peder zickler'le beraber bu duruma garip bi şekilde bağışıklık kazandık. vıy vıy vıy dedikçe bizim omuzlar oynuyo. ama tabi sudan hallice birayla beraber biyere kadar tahammül edebiliyoruz.

    3. günün sonunda havuz başındaki barımsı yere gittim bira almaya. ve şu diyalog gerçekleşti:

    -pardon ya lütfen artık ibrahim tatlıses çalmasanız?

    --normal bir insan evladı barmen burda ne der? aa niye sevmiyo musunuz hehe falan der di mi en fazla. yok abicim cevap aynen şu:

    -neden iibrahim tatlıseslen bir husumetiniz mi var?
    -ya ne husumetim olucak tanımam etmem, sadece günlerdir çaldığınız için bıktım. anlıyo musunuz sıkıldım. reina'da bile bu kadar çalmıyolar.
    -ama müşterilerimiz öyle istiyo honfendi. (şiveyi direktoman doğu şivesi olarak düşünün)

    etrafa baktım bizden başka türk yok nerdeyse. en fazla 3 5 tanedir.

    -hangi müşteriler? ingilizler mi?
    -yoo türkler. burda ingiliz çok az zaten.

    o sırada türk bi kız şöyle dedi. "biz türküz ve biz de istemiyoruz artık."

    sabahtan beri bu anı bekliyomuş resmen ahah. sonunda yine çalmaya devam ettiler bikaç saat sonra. vıy vıy vıy vıy vıy vıy vıy vıy siktir.
  • denize dalip su altinda mustafa denizli ile karsilasip yine su altinda selam cakmak (bizzat yasanmistir).
  • denizde dubadan atladıktan sonra bikini üstünün çıkması ve bir süre deniz yüzeyine çıkamamak.
  • plajdan bir anda 10. yıl marşının yükselmesi ve denizdeki insanların yüzmeyi bırakıp marşa tempo tutması, yüksek sesle eşlik etmesi ve etmeyenleri cık cıklaması.
  • akşam, kalınan otelin balkonunda kitap okurken aşağıdan birinin 12 numara ( oda numarası işte kaçtı tam hatırlamıyorum) diye bağırması, aşağı bakınca otel sahibinin olduğunu fark etmem, sonrası için:

    + efendim
    - balkon ışığını kapat fatura çok geliyo
    + nası! ama kitap okuyorum
    - tatilde kitap mı okunur, bara mara git, sahile git. nasıl tatil yapacaklarını ben anlatıyorum yeaa.
    +..!!
  • markete ekmek almaya çıkıp bisiklet çarpmasıyla yeri öptükten sonra çarpan kişiye "insan özür diler" tarzı atarlanmalar sonucunda çok yakın arkadaş olup "süper ikili" sıfatına kadar ilerlemek.
  • marmaris çubucak'a gitmişiz 4 sap kafa dinlemeye. yaşlar 18-19 muhteşem bi doğası var falan filan oraları geçiyorum. ilk gün akşam saat 10 civarı 2. birada gaza gelip iskeleden atlayıp atlayıp yüzmeye başladık gece gece. önce tabi bi kumu kontrol ettik, derinliğe baktık falan çivileme hesabı. sonra balıklama bi daldım çıkarken kafayı bi kayaya vurdum. acımadı hiç, sıyırdı diye düşünüyorum. 5 dakka sonra arkadaşlara bi gösterdim kafayı iskeleye tutunup. bunlar bi panik, hemen ambulansı aradılar falan. tabi ben şok. çıktım kafaya tişörtü bağladık. derisi kalkmış baya, avuç içi kadar. neyse ambulans bekliyorum, ayaktayım bi sıkıntı yok bol kan dışında. kapıda tek başına duran görevli yaşlıca amca yanaştı yanıma
    - yeğenim bu hal ne
    - iiskeleden atladım kafayı yardım
    - geçen sene mi yoksa ondan önceki sene mi gene senin gibi bi genç atlayıp boynunu kırıp öldüydü dedi.

    amcaya içimden küfürlere başlamışken bi tane transit tarzı bi araba hızla kapıya gelmeye başladı kamp alanından, arkasında da bi kalabalık arabayı yumrukluyo. amca hiç paniklemeden hızlıca kapıyı açtı kimse bişi demeden adamlar kaçtı. meğer olay parti muhabbetinden çıkan kavgaymış.

    5 dakka sonra ambulans geldi, hemşireler biz buna bişi yapamayız hastaneye gelmeniz lazım dediler. sağlık personelinen iyi mi bilcez diyip gittik marmaris devlet hastanesine. yanımda bi arkadaşım refaketçi. içerde alkol komasına girenleri mi ararsın, alkollü kavga zedeleri mi ohoooo. baba oğul alkol komasına girmişler öyle bi ortam. doktor hanım geldi kısa boylu zayıfça sinirli mi sinirli 40larında çakma sarışın. bana bi bağırıyo,
    - hep benim nöbetime denk gelin zaateeeen, başkası yatsın nöbette ben sizle uğraşıyiim bıdı bıdıbıdıdı...
    doktor hanım kafama bi dikiş attı sanırsın temel reis gemiyi karaya bağlıyo. uyuşuk olduğu için hissetmedim ama seslerden ve dikiş hareketlerinden belliydi. dikiş bitti doktor gitti, hemşire bekleyin dedi. bekliyoruz arkadaşla, polis geldi emniyete gidiyoz dedi. dedim ne alaka. meğer bizi o bahsettiğim kamptaki kavgadan sanmışlar. neyse durumu izah edince saolsunlar zorlamadılar ve gittiler. 1 saat geçti geçmedi tuvaletten dönerken bi baktım jandarma adımı bağıra bağıra beni arıyo. görünce rahatladı falan.
    -jandarma; -nerdesin oğlum sen
    -tuvaletteydim?
    -jandarma: iyi kaybolma işlem yapmamız lazım hakkında
    - haydaaa bu sefer noldu
    -jandarma; intihar etmişin amk, işlem yapcaz
    - intihar mı??!!!
    meğersem bizim doktor karakolu arayıp intihar diye bildirmiş, üstüne tutanak tutmuş.
    jandarma; bizlik bişi değil, rapor varsa işlem yapmak zorundayız' dedi efendi gibi. arkadaşımla doktora ne desek kar etmedi. azar yedik durduk. doktor sürekli;
    -içip içip denize sığ yerden atlamışsın intihar bu diyo (2 bira içtim 52 promil alkol çıktı)
    tabi doktora laf geçiremedik...
    sonra biz usulca jandarmalara bizi kampa bırakabilirsiniz dedik, onlar da tamam dedi bizi bekliyo. ama doktor da gözetimde altında kalacak diye bekletiyo. 4 saat falan hastanede bekledikten sonra bu jandarmaların komutanı doktorla baya tartışıp bizi transite attı. oh gidiyoruz derken doktor manyak ya amk arabanın önünü kesti bana belge sordu. ben mal mal bakarken; komutan 'onlar bende ya amk.....(uzun burası) karısı' diye bi daha tartışma... neyse çıktık ama marmariste geziyoruz. durumu sorduk.
    -jandarma: kavgaya karışanlardan biri hastanden kaçmış onu arıoz dedi.
    benim kafa trilyon, tabi askerlik anısı gibi komutana bağırma falan yapamadık. usul usul kabullendik durumu. nası bişi arıoz diye sorduk sonra.( rütbeleri hiç bilmiom bi tanesi daha kıdemliydi, diğerleri er)
    -jandarma; orta boylu, kel, mavi gömlekli, göbekli birini....
    -???
    tabi adamı bulamadık. saat gece 5i geçti. sahile oturduk jandarmayla, birer bira aldılar bize de, sigara da verdiler sağolsunlar, muhabbet falan... sonra düştük yola çubucağa doğru. yolda bi jip çekmiş kenara, adam sızmış dörtlüleri yakıp. jandarmalar adamı tanıyomuş, uyandırdılar, direksiyona bi er geçti, bunu hadi yavrum köyüne bırak. ben artık didilmiş dötün davası olmaz hesabı sinirlenmiyom bile. tam kampın önüne geldik,
    -j; kimliği ver bakalım, şimdi götürmeyelim seni, sabah 9 gibi gelirsin, karakol zaten 200 metre ilerisi.
    - kimliiik? neden ki ? (şaşkın şaşkın saçmalamalara falan başladık, biz sanıyoruz jandarma intihar kaydı tutacak bizi bırakacak ama öyle değilmiş).
    -jandarma; oğlum rapor var, gelmen lazım, savcıya gitcek dosya
    kimliği verip, doktora bahtımıza söve söve inip gittik yattık.
    sabah 10da uyanıp hasır şapka, güneş gözlüğü, şort, terlik, elimde telefon ve şarj aleti ile gittim karakola (telin şarjı yok daha elektriği ayarlamamıştık çadıra).
    selam verip kendimi tanıtınca kapıda erin biri koşa koşa
    - 'komutanıım dünkü intihar vakaaası geldiiii' diyerek koştu.
    ben şok.
    içeri aldılar beni komutan geldi, görür görmez beni;
    - ailenle mi geldin arkadaşlarla mı?
    -arkadaşlarla komutanım
    sonra ortaya bağırmaya başladı;
    - bu mu lan intihar vakası, tipe bak, herifi bıraksak 5 dakka sonra yüzmeye gidicek!!
    ben kaldım öyle mal gibi. komutan gitti. biraz bekledim, teli şarja verdim falan.
    yarım saat geçmeden içerden liseli ayarında bi kız ve babası çıktı sonra aldı beni komutan odasına. anlattım durumu. adam iyice dellendi. meğer adam doktora sinirlenmiş. bu demin çıkan 15 yaşındaki kız bira içip, üstüne bi kutu hapla intihara kalkmış. benim gittiğim hastaneye kaldırılmış ama doktor bunu intihar diye rapor etmemiş orospu. adam bundan gerginmiş, benim durumu öğrenince iyice dellenmiş. sonra bi baktım beraber doktora sövüp sayıyoruz. beşiktaşta oturduğumu öğrenince baya sevindi, adam da üsküdarlıymış. sonra yırttı raporları sikerim böyle işi dedi. askerin birine benim anlattığım gibi yazmasını söyledi. yazdılar getirdiler baktım şöyle bir rapora, kısaca bi kaç bira içip dikkatsizce denize atlayıp kafamı yardığımı anlatan bi yazıydı. imzaladım.
    - komutanım şimdi nolcak
    -git keyfine bak oğlum
    -bitti di mi muhabbet komutanım
    -savcılığa göndercez, savcı incelemeye değer görürse o zaman getirtir seni geriye
    -hadi yaaa :////
    -olmaz lan bişi adamın işi gücü yok senle mi uğraşcak
    velhasıl kelam adam gibi adam üsküdarlı komutanım sayesinde olay kapandı. intihar raporu olsa savcı işlem yaparmış falan kesin...

    teli açtım karakoldan çıkınca adamlar saat 9 dan beri nerdeyse 10 kere aramış beni karakoldan...
    2 hafta denizde boneyle yüzmek zorunda kaldım bi de o var.
    bu arada o doktorun taaa amk, inşallah bunu okur bi gün, orrr......
    o sayın doktorumun da tekra taaaa a.....
  • - deniz gözlüğü ile denizde yüzerken suyun dibindeki kumların üzerinde 10 tl bulmak.

    - çeşit çeşit turistli tatil köyünde şort ve havlusuyla plajda namaz kılan arap görmek.

    - aynı mekanın türk gecesi konseptinde animasyon olarak sakallı kavuklu sözde bir padişah çıkması ve ardından cariye kıyafeti giymiş kızların muhteşem yüzyıl dizisinin müziği eşliğinde cariye dansı yapması.

    - plajın kıyısında kafası fesli bir adamın tek sıra halinde yürüyecek şekli tasmalanmış iki deve ve bir eşekten oluşan ekibiyle sahil boyu turlaması. 20 tl karşılığında deve üstünde gezdirmesi.

    - denizin insanları kıyılara vurduğu sert dalgaların olduğu bir günde bir gurbetçinin köşeleri altın kaplamalı güneş gözlüğü ile (deniz gözlüğü değil) denize girmesi ve dalgaların arasında suda düşürüp kaybetmesi.
  • konyaaltı'nda yoldan geçen aygaz aracının müziğini turistlerin "hi guys" diye anlayıp, "hiiii" diye tüp arabasına el sallaması.