şükela:  tümü | bugün
  • üç filmi de izledim ve "cia sen haksızsın ibne" demekten kendimi alamadım. (biraz tanıdık bir giriş oldu herhalde)

    the bourne ultimatum, olayların bağlandığı, bourne'un kim olduğunun kısmen ortaya çıktığı, tartışmasız serinin en güzel filmi olmuş. insanın fazla beklentisini olmuyor ama amerikan sineması hala, sağlam senaryolu iyi aksiyon filmi yapabileceğini göstermiş bence. hem de fazla populizme bulanmadan.

    bourne serisi, matrix ve pirates of the caribbean gibi üçleme örneklerinin tersine, iyi bir ilk film*, çok güzel bir ikinci film* ve the bourne ultimatum ile muhteşem bir üçüncü film şeklinde seyrediyor. bu yüzden filmi izleyeceklerin ilk filmden başlamaları, olayların gelişimini daha iyi kavramalarının yanında, filmlerin akışının ve bourne'un karizmasının gittikçe çoşmasına da tanıklık etmelerini sağlayacaklardır.

    ilk filmi izleyince acaba matt damon yerine kim olabilirdi diye düşünüyor insan haliyle ama ultimatum'da, damon'ın karizmayı tavana vurdururak adeta jason bourne'a dönüştüğünü görüyoruz. damon, bourne rolünü iyice benimsemiş. yoksa işin sırrı mimikler falan değil, karaktere ruh veren her daim soğukkanlı kalabilen şeytani zekası.

    filmdeki güzel detaylardan bir kaç tanesini paylaşalım ama bundan sonrası hafif soslu spoiler içerecektir;

    --- spoiler ---

    - madrid'deki ev sahnelerinde bourne'un olay yerine gönderilen timi yamultması ve real madrid maç kazanmış da seviniyormuş edasıyla sağa sola ateş edip, ispanyol 155'ini (1113 gibi bi şey galiba) arayarak, ikinci gelen timle ispanyol polisini tokuşturması muhteşemdi.

    - pam landy ve bourne arasında geçen telefon konuşmasında, pam abla da az çakal olmadığını göstermiştir yani. bourne'a şifreli olarak verdiği buluşma noktasıyla heyecanı tavan yaptırmış ve en az bourne kadar soğukkanlı ve kurnaz olduğunu kanıtlamıştır. ne de olsa çayda dem langley'de kıdem dedirtmiştir, aferin pam'a.

    - filmin son sahnesi ise tam anlamıyla bombaydı. tam "bourne öldü mü lan acaba?" derken, televizyonda cesede ulaşılamadığını duyan iyi kalpli nicky'nin** yüzüne yayılan gülümseme ve aynı anda her zaman olduğu gibi extreme ways'in başlamasıyla, nehirde serbest stil yatan bourne'un suda doğrularak (doğrulma değil ama işte anladın sen) yüzmeye başlaması, "bu taraftar seninle gurur duyuyor" dedirtti.

    - son olarak heathrow'da bir sahne vardı ki serinin ve jason bourne'un tek cümlelik özeti olmuş, hatırlamayanlar olacaktır, şöyle bir girizgah yapalım;

    bourne havaalanında cia tarafından izlenen gazeteciyi yönlendirirken, cia ofisindekiler bourne'un işin içinde olduğundan habersizdir. bourne takipteki ajanlardan birini merdivenlerde yamultur, bir anda görüntü kaybolunca müdür yardımcısı ve de ekipler amiri* noah vosen "what the hell is that?" diye sorar. elemanlar birinci ajanla iletişimin koptuğunu söylerler. bunun üzerine diğer elemanlarla iletişmeye (do you copy vs. hesabı) devam ederler.

    bu arada bourne ajanlardan birini daha göçertir ve diğer elemanlar noah vosen'e "mobile four is down" diye durumu bildirir. artık gazetecinin yardım aldığı anlaşılmıştır ama yardım edenin kim olduğu hala saptanamamıştır. son olarak bourne takipteki diğer dört ajanı, arka koridorda kıstırıp indirmiştir ki tepede duran kamerayı farkeder.

    kameranın diğer ucunda ekipler amiri noah vosen kendisini izlemektedir. "what the hell is that?"in cevabını, bourne'u görünce alan noah "jesus christ" deyip söyle bir yutkunur, "that's jason bourne" diye odadakilere tanıtır.

    ulan sırf bu cümle için bile izlenir bu film.

    --- spoiler ---

    bitirirken her zaman olduğu gibi extreme ways girsin, dırınıııııııııııııııııııııııııııııııııın dırınııııııııııııııııııııııııııııııııııın dının nının dının dı nınnın...*
  • film hakkında imdb boardlarında rastladığım şu diyalog beni gece vakti koparmıştır..

    spoiler olabilir

    *i don't understand the end of the movie where jason finds out what treadstone was really about and what he remembered. what happened really, what's the jason bourne --> treadstone story??

    thank you!!

    *treadstone was created by the c.i.a. as a way to punish people who didn't pay attention when they went to the movies. if they went to a movie and didn't stay awake at the end so they didn't know what was going on, treadstone would step in, carry them off, and give them water torture. after a few days of water torture the filmgoer was officially "broken" and then they could do whatever they wanted with you -- usually have you go around the world killing people. or maybe just making posts on imdb asking people to explain an entire movie to you.

    but maybe one of my fellow treadstone agents will do a better job of answering your question. stay tuned....

    spoiler bitti
  • ajan jason bounre geçmişini hatırlamaya çalışırken eğitime verdiği desteği de sürdürüyor. okuryazarlık oranının bir ülkenin uygarlık seviyesinde ne denli etkin olduğunun altını çizercesine kalem ve dergiden sonra bu filmde de kitapla adam dövüyor.
  • serinin bu üçüncü filmini 3 kere izlememe rağmen, sonunda, her defasında nicky ile beraber haberleri seyredip, o pişmiş kelle ifadesi ile sırıtıyorum. alabildiğine aksiyon yüklü bu bölüm. nicky "gerçekten de hiçbir şey hatırlamıyor musun?" diye sormasa zerre romantizm bile olmayacaktı ne güzel ama olsun artık. bir sonraki kitap ve film için bir ip ucu olduğu bariz belli oldu en azından.
    shibumi film olup da nicholai hell ete kemiğe bürünene kadar jason bourne ve matt damon benim için bu işin krallarıdır. 007 gitsin de kumda oynasın.
  • filmde bir tane de türk garaj görevlisi var ve filmin 51.10 dakikasında teşekkür ederim diyor..
    (bkz: başı göğe ermek)
  • kaç para aldı ise matt damon'ın her kuruşunu alın teri ile hakettiği film olmuştur. izlerken koşuşturmaları, atlayıp zıplamaları ben yoruldum, bu ne performanstır.
  • --- spoiler ---

    filmdeki esas adamımız jason bourne'un kimlik sorunu hikayenin başından sonuna dek kafasını kurcalamakta ve kovalamacalar da böyle meydana gelmektedir. kendisi yeniden doğmuş gibi tepkisiz, donuk, hissiyatları olan ama onları da unutmuş bir karakterdir. gerçek kimliğini bulmaya çalışır. olayları çok öncesinden çözer, çok çakal cia de onu filmin süresine göre bir 10 dk. geriden takip eder. bourne, kendini kaybetmiş amerikalı bir vücut şampiyonu gibi dünya turuna çıkmakta ve her defasında da farklı ülkelerin polisleri tarafından kovalanmaktadır. adam çaresizlikten aya çıksa, bourne'u görüş mesafesindeki başka bir uyduya tetikçi yerleştirip suikast girişiminde bulunacak bir cia ekibi de filmde boy göstermektedir *. hiç böyle bourne'u zorlayacak akılcı bir eleman çıkmıyor zaten sahneye. bourne yeni delhi'de dahi olsa, o anda wall street'ten geçen tüm taksilerin plakalarını ezbere bilmektedir. iş artık farklı boyutlara geçmiş.. ilk filmden itibaren zaten çok özel eğitimli olduğunu hissettirmişler izleyiciye. ben de kendimi sağlama alıp monitörden biraz uzakta izledim filmi. şimdi dedim bourne bu, beni de treadstone'cu sanar elimi burkar filan *.

    klasik, gururu kırılmış sinirli asker veya özel eğitimli ajan filmlerindeki saçma sahnelerden sıyrılarak ilk filmden itibaren heyecan verici bir aksiyon serisi yaratılmış. heyecan vericiliği şundan kaynaklanıyor. örn. serinin ikinci filminde*, hindistan'da jason bourne'un sevgilisi marie arabayla kaçarlarken çok uzaktan vurulur. işin tuhafı direksiyona geçmesini bourne ona söylemiştir. arabayla denize uçarlar. tüm bu olanlara karşı jason, karakteri gereği soğukkanlılığını korur. şimmdi işte ananızı s.ktm allahsızlar tribi yapmaz. sonuçta kendisi şuuru kaybettirilmiş kobay niteliğinde bir ajandır ve ister istemez gerçek olaylara karşı biraz mal gibi davranmak zorundadır. seriler ilerledikçe hayattaki önem sıralamalarını iyi yapan bourne, filmin sonundaki çatıda olan diyalogda gerçek kimliğini bulduğunu gösterir. filmde bourne'un dahi bir ajan olması iyi yansıtılmış. bu seriden önce izlediğim aksiyon filmi mark wahlberg'in başrolde olduğu shooter'dı. kaliteli aksiyonları heyecanla izleyen biri olmama rağmen filmi çok uyduruk bulmuştum. çünkü durmadan kendini gaza getiren bir mark wahlberg, tüm amerikan ordusunu tek başına indirmekteydi, hiçbir çizik almadan.. tek çizikleri yine birgün üçbin beşbin asker indirirken gözaltlarına çektiği siyah çizgilerdi. bourne serisinde de bolca aksiyon mevcut fakat konu serilere iyi yayılmış. filmde olan sahneler gerçeğe yakın duruyor. ikinci filmin sonundaki kurtulma durumundaki muallak durum üçüncü filmle öyle iyi verilmiş ki, hödö diye kalakaldım. filmdeki en saçma bulacağınız sahneler bakkala gider gibi ülke değiştirmesi olabilir. bir de günlük ihtiyaçlarını nasıl karşıladığı hiç gösterilmiyor. yemek yemiyor, sıçmıyor işemiyor, ilk filmde bir kere sevişti o kadar, pek uyumuyor.. filmin sonunda da 3 yıldır kaçtığını söylüyor. realist izleyiciler için fazla komik gelebilir bu durum fakat, böyle filmlerdeki kurgu gereği akıcılığın bozulmaması için o durumlar yokmuş gibi davranılıyor.

    sonuç itibariyle izlenilmesi gereken bir seri, kaliteli bir aksiyon filmi.

    --- spoiler ---
  • --- spoiler ---

    jason bourne abimizi new york sokaklarında gerçek arabalarla midtown madness oynarken görüyoruz bu filmde. he kendisine saygımız sonsuz, o başka.

    --- spoiler ---
  • gelmiş geçmiş en sıkı aksiyon sahnelerini "özenle" sunan film.

    türü sevenler kesinlikle kaçırmasın, keza serinin tümü arşivinizin baş tacı olacaktır.
  • matt damonun jason bourne rölünü iyice sindirdiği film olmuştur. bakışlarındaki donukluk bile sizi ürkütmeye yeter kıvama gelmiş. ben nice seri katiller tanıdım holywood sinemasında; bu kadar tüyler ürpertenini görmemiştim.