şükela:  tümü | bugün
  • "sanki tüm hayatım boyunca yanlış melodiyle dans etmiş gibiyim" der nietzsche.

    oldukça etkilemiştir bu söz beni. verilen yanlış kararlarla, hayata alınan yanlış insanlarla bir ömrü boşa geçirmiş; pişman olmanın artık bir faydasının olmadığı eşiklerden çoktan atlamış durumda olabiliriz bazen.

    bir insanı insan yapan, kendisiyle birlikte içine doğduğu kültür, aile, arkadaş yani sosyal çevresidir de aslında. her ne kadar insan özünde yalnız olsa da sosyal olmaktan; iki insan yüzü görmekten kopamaz. insan olmanın fıtratından mütevellit başka insanlara maddi ve mânevi mutlaka ihtiyaç duyar.

    işte tam da ortalama 70 yıllık bir ömrümüz boyunca yüzlerce/binlerce ve hatta onbinlerce insanla bu içgüdüyle etkileşimde oluruz. bu ömür sürecinde, bir insanın başına gelebilecek en kötü şeydir yanlış insanlar. pastanın en büyük dilimini alıp kendilerini mutlu ederlerken seni aç, tatsız, tuzsuz, neşesiz bırakırlar. hesap yapmazlar. varlık nedenleri, başkalarının yanlışları üzerinden beslenmeleridir.

    insanlar üzerinde gözlem yapmayı seven biriyim. zaman zaman kendi hayatıma ve başkalarının hayatına şöyle bir bakıyorum. iki tarafta da öyle acı manzaralar görüyorum ki...

    yanlış arkadaşlıklar, uyumsuz evlilikler, uyumsuz çocuklar, yanlış iş arkadaşları, yanlış ilişkiler, yanlış akrabalık bağları, yanlış yol arkadaşlıkları ve daha yanlış bir sürü şey.

    doğru ilişkiler; tesâdüflerden bile daha azlar.

    sizi olur olmaz yargılayan, hatayı her zaman sizde arayan, "iyiliğinizi düşünmek" adı altında eksik hissettiren, ket vurduran, hayatınızı bloklayan, enerjinizi en küçük birimine kadar emen, "ben demiştim/biliyordum " demek için bekleyen, çözüm değil sorun arayan, zorlaştıran insanların hepsi, geç kalmadan temizlenmesi gereken kocaman birer yanlıştır.

    bir insanın başına gelecek en büyük felalettir yanlış insanlarla bir ömür geçirmek. çıkışı çok azdır, çıkmaya enerji yoktur ki çıkılsa bile hasarsızlık neredeyse imkansızdır, telâfisi güçtür ve ikâmesi yoktur. yaşanılan hayatın doğruluğuna inanmaktan başka "yanlış" bırakmaz elde.

    çünkü geç kalınmıştır ve en kötüsü de geç kalmaktır...
  • bunun fark edildiği an müthiş bir aydınlanmadır.
    bu aydınlık başta bir miktar rahatsız edici olsa da sonrasında kişinin kendini sorgulamasıyla birlikte kendini müthiş geliştirebileceği, yapıcı, öğretici ve seçici olmasını sağlayan; bunlara istinaden de hayat kalitesini artıracak olan süreci başlatacaktır.
  • evet, bu durumu farketmek cok cok buyuk bir aydinlanmadir ancak bu durumu fark edip de degistirecek kudreti kendinde bulamamak ise insani daha buyuk huzne ve bosluga gark eder. bu nedenle cehalet mutluluktur, farkinda olmamak da mutluluk olabilir.
  • mal ve ezik bir insan oldugunuza dalalet eder. hayatinizi kimle gecireceginize de karar veremiyorsaniz yasamayin daha iyi amk.zaten sevmediğin bir iste calisiyorsun guya garanticilik adina. zaten sikko bir hayatin, rezil iliskilerin, sahte mutluluklarin var bari dostlarin faydali, verimli , keyifli insanlardan olsun lan.
  • yanlış olanın çevredeki insanlar değil de kendiniz olduğunun farkına vardığınız zaman, hayatınızı daha güzel bir hale getirme şansınız yükseklir.
  • insan yaşadığı olumsuzlukları anlamlandırıp,işlemek için ek veriye ihtiyaç duyar. bu ek veriler en çok ''diğer insanlardan'' gelir. nasıl ki siyasiler ''dış mihrak'' masalı ile milleti kekleyebiliyorsa biz de zihnimizi ''yanlış insanlarla dolu bir hayat yaşamak'' ile kandırıyoruz.

    bilişsel devrim sonrası sosyalleşen,topluluklar kuran,beyin fonksiyonları daha gelişkin olan insan 70 bin yıldır yaşıyor. ve bu serzeniş her çağda var olabilecek bir serzeniş. insanoğlu kendini bu gelişim içinde tek,biricik bir yere koydu.10 bin yıl öncesine kadar bu kadar eşsiz bir varlık olarak görmüyorduk kendimizi,doğada yaşayan bilişsel fonksiyonları daha ileri bir canlıydık. şimdi çılgınlar gibi seviyoruz kendimizi.

    insan narsisizmi yaralandığında buna çeşitli şekilde tepkiler veriyor. hepimiz biricik,eşsiz,yaşamayı hak eden varlıklar olduğumuzu düşünüyoruz. oysa yüzbinlerce hastalık,gen dizilimi hataları,afetlerden sıyrılmış yaşıyoruz farkında değiliz. ölsek dünyanın sikinde değil(o ''yanlış insanlar'' üzülecek) fazla önem veriyoruz kendimize.

    dünyaya gelmeden önce ''dünya çok güzel,çok eğlenceli,çok kafa tipler var senin türünden'' diyen mi oldu? zaten çoğu acıyla,çalışmakla,ızdırapla,sıkıntıyla geçiyor arada haz alıyoruz işte. elinizden geldiği kadar,şartlarınıza göre hazzı arttırın. ''yanlış insanlar'' ile ''geç kaldım geri dönüş yok'' ile kendinizi kandırmayın.
  • zamanla benimde kaderimde yanlışlar varmış diyerek bu kısır döngüyü devam ettirirsin
  • beni hep uzen bir sans olayı. ilk gençliğim hep yanlış insanlarin yanında gecti.
  • hiçbir şey için geç değil. devranlar değişebilir. önce insanın kendisini iyi tanıyıp, doğrusunu yanlışını iyi tayin etmesi, kalıbını güzel oturtması lazım.
    bu benim yaşadığım bir uyanış oldu. bana bir şey katmayan, öğretmeyen/öğrenmeyen, gelişmeyen/geliştirmeyen, sürekli didişen, hep muhalefet, kaossever, ne kadar laf anlatırsam anlatayım saygı duymayan, üretmeyip sadece tüketen insanların beni ince ince kıyarak öldürdüğünü keşfettiğimde, hayatımın da bu insanlarla geçtiğini fark etmiş bulundum.
    doğrumu keşfedip düzenleme yaptım. hayat uzun, hiçbir şey için geç değil. önce doğrunuzu yanlışınızı, kalıbınızı bulun hele. sonra o kalıba dökülmüş cupcake ler gibi pişiyor insan ilişkileriniz.
  • hayatım boyunca insanlarla ilgili bir odak kurmadım kendime. gelen geldi giden gitti. gelişleri üzerine de gidişleri üzerine de çok hayıflanmadım, ya da düşünmedim diyelim. bir iki istisna dışında tabi.
    çok yakınınıza, yamacınıza alacağınız kişi sayısı bu hayatta üçü beşi geçmez zaten. bir tek onları seçer onlar için hayıflanırsınız. diğerleri gelir ve giderler, gittikleriyle kalırlar. dolayısıyla ortada bir “full of shit” durumu yok aslında. bir iki güvendiğiniz insandan kazık yemeniz de yamuk insanlarla dolu bir hayat sürdüğünüz anlamına gelmez.
    bu tür yargıları insanlara çok odaklı hayatlar sürdüğümüz için üretiyoruz. o bana bunu yaptı, ondan şu kazığı yedim dedirten şey aslında olayları ve kişileri bir dedikodu malzemesine dönüştürerek okuyan zihnimiz.
    insanlar zaten siz onların işinize yaradığınız kadar varlar, hesabı kitabı tutmadığında da gidiyorlar. bunu usulünce, zarar vermeden yapabilmek meziyet. ve insanların zaten çok azı bu meziyete sahip. hepimiz bir başkasının bu şikayetinin öznesi olmuş olabiliriz yani.
    bırakın allasen goygoyu ve insanlardan ulvi beklentiler içerisine girmeyi, onları düşünüp durmayı. kendi yapacaklarınıza bakın, o zaman kimse size zarar da veremez, yanlış insan da ortadan kalkar.