şükela:  tümü | bugün
  • yüzde 70 in altında da mı var? diye böğürmeme neden olmuştur. öyleyse gider yine okurum lan...

    normaldir.
  • muhendislik fakulteleri olabilir. bizim zamanimizda bu zorunluluk oldugu icin genc yasta futbolu birakmak durumunda kalmistim. iyi de yapmisim, muhendis olarak anilmak eski futbolcu diye anilmaktan cok daha iyidir.
  • devamsizlik resmiyette derslerin yuzde otuzudur ama bu konu hocadan hocaya fark eder. kimisi hic yoklama almaz, kimisi formaliteden musvedde bir kagida isim soyisim yazdirip imza atar sonra gider onu cope atar, kimisi de oyle bir takip eder ki sinav haftasinda duyuru tahtasinda isminizi gorursunuz gelecek sene o dersi tekrar alirsiniz.
  • çoğunlukla bok gibi ders anlatan hocalar bu kuralı katiyetle uygularlar. bilirler tabii kural kalkarsa hiçbir öğrencinin derse gelmeyeceğini.
  • dönemin ilk bir iki ayı sıkıntı yoktur aslında ama devamsızlık 12 13 saati bulduğunda bir bilinmezlik dönemi başlar. lan acaba kaldım mı kalacam mı, bugün gitmesem kalıyo muyum? diye diye bütün 8 30 dersleri için 6 da felan kalkmaya başlarsınız. lezzetli değil.
  • hocaların doğru söylediği üniversite: "öğrenciysen derse geleceksin".

    üniversitelilerin çoğunun "üniversiteli olmanın tadını çıkarmak" eylemin yanlış anladığını düşünüyorum. pek çok öğrenci için bu eylem; derse asgari sayıda katılım göstermek, gezmek, batak oynamak, gece dışarı çıkmak temelinde sınırlı kalıyor. hatta pek çoğu bunları üniversiteli olmanın bir gereği olarak görüyor. dersi aa ile vermekle cc ile vermek arasında bir fark görmemekle birlikte, her dönem 1 2 dersin kalmasında hatta okulun 1 sene uzamasında da bir beis görmüyor. lisede arka sırada oturan haylaz ergen mantığıyla başarısız olmayı marifet görenler bile mevcut.

    oysaki; bu üniversiteli olmanın temeli görülüp uğruna devamsızlık yapılan fiillerin pek çoğu mezun olunduktan sonra da pek ala yapılabilecek şeyler. üniversite eğitimi sırasında asıl önemli olan ise; üniversiteli olmanın ve üniversitenin tadına varmak. bunu sağlamak için öncelikle derslerin bir çoğuna katılmak elzem. çünkü üniversiteler meslek edindirme kursları değildir. buralarda okumanın belli yükümlülükleri vardır.

    son olarak; maalesef bu dediklerim normal şartlarda geçerlidir.
  • üniversite yıllarında yoklama almayan tek hoca mimarlık tarihi dersini veren filiz özer'di. belli ki, yoklama için ders dinleyecek öğrenciyi en başta kendisi istemezdi sınıfında. ama buna rağmen dersleri hep kapalı gişeydi. neden? çünkü bir kısmı sadece kendi koleksiyonunda olan slaytlarla öyle güzel ders anlatırdı ki; ara bile verilmesi istenmezdi derste. 213'tü galiba o dersliğin ismi, metrelerce yüksekliğindeki, altında kalsanız ezileceğiniz kalın perdeleri kapatınca bambaşka bir dünyaya girerdiniz. gelecek haftaki seans için gün sayardınız.

    ne diyorum ben? ben diyorum ki; yüzde 70, yüzde 60 hikaye. sen dersi düzgün anlattıktan sonra, o sınıf dolar. ders konusu zevkli olduğu için böyle olduğunu düşünebilirsiniz ama aynı dersi diğer şubeye veren, ismini hatırlayamadığım ama lakabı 1/200 olan (evet ufak tefek bir adamdı) hocanın dersleri o kadar dolmazdı. bu 1 bölü 200 yoklama alırdı haliyle. o da bilirdi yoklama almazsa üç kişi ile ders yapacağını. her hocanın poposu yemez tabii ki bunu. yani dersin ne olduğundan veya ne kadar zevkli olduğundan çok o dersi kimin, nasıl anlattığıdır önemli olan.
  • devam zorunluğu dersine ve kendisine güvenmeyen hoca tarafından zorunlu tutulur. bir, akademisyen kendine ve dersine güveniyorsa, verdiği derse zorunluluk getirmez. bazı üniversitelerde resmi sınır %85 olmasına rağmen kendine güvenenler bu kuralı deler geçer, geçmelidir.
  • lanet olsun onadır.