şükela:  tümü | bugün
  • on the day the wall came down
    they threw the locks onto the ground
    and with glasses high we raised a cry for freedom had arrived

    on the day the wall came down
    the ship of fools had finally run aground
    promises lit up the night like paper doves in flight

    i dreamed you had left my side
    no warmth, not even pride remained
    and even though you needed me
    it was clear that i could not do a thing for you

    now life devalues day by day
    as friends and neighbors turn away
    and there's a change that, even with regret, cannot be undone

    now frontiers shift like desert sands
    while nations wash their bloodied hands
    of loyalty, of history, in shades of grey

    i woke to the sound of drums
    the music played, the morning sun streamed in
    i turned and i looked at you
    and all but bitter residu slipped away . . . slipped away

    (bkz: pink floyd) (bkz: the division bell)
  • yani nedir, harikulade bir pink floyd parcasi.
  • pink floyd'un en iyilerinden biri olmasına rağmen nedense pek ilgi görmeyen parça. muhtemelen pek sevilmeyen albüm [bunu da anlamış değilim] the divison bell'de yer aldığı içindir.
    daha ilk notasıyla insanı etkileyen parçalar kategorisine sokulabilir.
  • .............................
    davulların sesine uyandım
    müzik çaldı, sabah güneşi içeri aktı
    döndüm ve baktım sana
    ve artakalan acının dışında her şey kayıp gitti........
    kayıp gitti......................
    aptallar gemisigibi karaya oturduğumu hissettiğim ve grinin tüm tonlarının hakim olduğu günlerin, anların şarkısı. arkasından aynı albumde yer alan high hopesii gider.
  • yıllardır sosyalizmin çözülüşünün ardından dünyanın yaşadığı ilk sevinç ve sonrasında yüzlerine çarpan tokat gibi kapitalizm gerçeğine ilişkin olduğunu düşündüğüm ve o niyetle dinlediğim şarkı. özellikle de şu satırları sayesinde
    now life devalues day by day
    as friends and neighbors turn away
    and there's a change that, even with regret, cannot be undone
  • muhteşem pink floyd parçalarından biri.ilk saniyelerinden insanı etkileyen eserdir.neden echoes albumunde olmadığı bile akla gelebilir.
  • başlangıcından sonuna kadar alıp götürebilme kapasitesine sahip pink floyd şarkısı. fazla dikkat çekmemiş, çekmesin de zaten. az insanın dinlemesi gereken güzel, çok güzel bir şey.
  • kıyıda köşede kalmış, kalmasına da devam etmesini dilediğim, david gilmour un karısı polly ile birlikte yazdığı başyapıt.
  • bu şarkıdan önce marooned'u dinlemeyeni dövüyorlarmış.
  • "on the day the wall came down"

    kışlayı çepeçevre saran kalın duvarlar ve üzerindeki dikenli teller yavaştan çatırdamaya başladığında henüz sabaha varmamıştım. bir ranzanın alt katında gözlerimi kırpmadan pencereye bakıyor, uyuyamıyordum. daha önce yanına bile yaklaşamadığım bir özgürlük hissi içimde filizleniyor ve gözlerimden dışarıya çıkıyordu. gözkapaklarım kapanmıyordu bu sabah, askerlikte son gecem gökyüzünde ne kadar yıldız varsa saymakla geçti. bir ranzanın alt katını kısıtlı imkanlarımla rasathaneye çevirdim, milyarlarca galaksiyi yattığım yerden ziyaret ettim. hemen yastığımın altına koyduğum terhis ve takdir belgemi karanlığa alışmış gözlerimle bir kez daha okudum. bir daha kimsenin beni takdir etmeye yahut üzerimde hakimiyet kurmaya çalışmayacağı günler önümde uzanıyordu, ilkokul dörtte almaya başladığım kenarı çelenkli lanetli takdirler 27 yaşımda bitmişti sonunda. artık bir şeyleri bitirmiş olduğumu gösteren binbir türlü belge olmayacaktı, benden istenen her şeyi harfiyyen yerine getirmekle yükümlü olduğum bir sürecin sonundaydım ve şükürler olsun ki sonunda çıplaktım. tüm fazlalıkları atmış, askerlik ve okul gibi kamburlardan şık operasyonlarla kurtulmuştum.

    - hem de tam bir senede, buna inanabiliyor musun amanda?
    - bu gerçekten inanılmaz, aman tanrım!

    mavi çarşaflı, yastıklı ve yorganlı yatağımda mavi pijama takımımla bir bukalemun gibi uzanırken çok uzaktan sesler duymaya başladım, ortalık hafiften aydınlanmaya başlamıştı. mutlak sessizlikte duyduğum seslerin, güneşin doğarken çıkardığı sesler olabileceğini düşünüp yatağımdan kalktım. insanlar doğum esnasında ortalığı velveleye verirken, güneş pek ses çıkarmadan yükseliyor ve beni selamlıyordu. piyano sesi duyuyordum kışlanın ortasında, bir koğuşun ovaya açılan balkonunda. mavi pijamalarımla dikildim ve şarkıyı dinlemeye başladım:

    "the music played, the morning sun streamed in"

    güneşle birlikte müzik de yükseldi; pink floyd zamansız bir misafirliğe gelmiş ve özgürlüğümü geri aldığım günü taçlandırmak için konsere başlamıştı. gilmour'un sesinden dinledim her şeyi. piyanodan sonra giren gitar, sımsıkı korunan kolordu kışlasının duvarlarını yerle bir etti. mevzilerde nöbet tutan çelik miğferli çocuklar ne yapacaklarını şaşırıp telsizlerine davranırken, küçük bir çantayla yanlarından geçip gittim. dışarıda olmak için mükemmel bir gündü; duvarlar sonunda yıkılmış, dikenli teller cehennemin dibini boylamıştı. özgürlük, aylar öncesinden planladığım gibi, bir mayıs sabahı gelip beni kurtarmıştı.