şükela:  tümü | bugün
  • sanılanın aksine yakın dövüş hocalarının savunmasını öğrettiği gibi işaret parmağı altta baş parmak üstte ileri doğru hamle yaparak kullanılmayan, gerçekten işini bilen bir ruh hastasının elinde dehşet saçabilen, öyle yakınına gireyim şu açıdan yaklayaşım gibi ölü noktası pek olmayan, kolunu şöyle kıvırın hemen elden düşer gibi saçmalıkara bir tarafımla güldüğüm, bir nevi nereden geldiği anlaşılmayan namert silahıdır. şimdi yazacaklarım size biraz abartı gibi gelse de dikkatle okumanızda yarar vardır. burada bıçağın ne kadar tehlikeli bir silah olduğunu anlatacağım ancak inanın bende hala türkiye'de nasıl bu kadar legal bir şekilde alınıp satılabildiğini bilemiyorum ve bu da bu ülkede yaşama umudumu biraz daha söndürüyor.

    gerçekten bıçak kullanmayı bilen biri bıçağı ters tutar ve bıçak serçe parmağının altında kabzasına baş parmakla basılarak ucu ileri bakacak şekilde tutulur. biraz öne eğilen ve tetikte olan adam düşmanı ile mesafesini korur en ufak bir tereddutte ya da cılız hamlede onun üstüne gelir elini kolunu tutsanızda o bıçağı bir şekilde size bacaktan ya da yukardan ya da yüzden saplayacak anlık belki saliselik boşluğu bulur ve ucuna kadar saplamak yerine buldugu noktadan yedi sekiz ve hatta panige kapılıp donakalırsanız otuz kırk defa bile saydırabilir. çok saplamayı tercih etmemesinin nedeni etin bıçagı tutması ve ayrıca vucutta açılan çoklu yaraların anında sizi ölüme götürebilmesidir. işin en korkunç yanı belki de kırkıncı darbede bile hala bilincinizin yerinde ve ayakta duruyor olmanız ve yanınızda sizi kevgire cevırmeye yemınlı bir ruh hastasının durmasıdır. genelde ince tırtıksız ve hafif yılanımsı şekilli kılçık bıçaklar hem gözle gürunmesi zor olduğundan hem etin içinden rahat çıkabildiğinden hemde boyutundan dolayı öldürme kastı taşımadığı görüntüsü vermesinden dolayı tercih edilir. kalpten yenen bir bıçak darbesinde ise bıçak yeterince derine girmiş ise yaşama şansı çok azdır. bıçaklı eli tutarsanız karşınızdaki bıçağı anında çekerek damarlarınızı diklemesine kesebilir. yakın dövüşte uzman da olsanız makine gibi saydıran bir manyak size illaki darbeyi vuracak şansı bulur, bulduğu yerde de üst üste saydırır. yakınınıza gelir aşağıdan saydırır bir an kolunu tutmak istersiniz yukarıdan vurur bir daha aşagı iner topuğunuzdan kafanıza saniyede üç dört gidiş gelişten illaki birkaçında hedefi bulur ve inanın bu birkaç darbe sizi feci zora sokabilir. bunu engellemenin tek yolu çok üst düzey bir yakın dövüş eğitimidir ancak bu bile çok kararlı iki bıçaklı manyağı durdurmaya yetmez.

    4 sene eskrim yapmış biraz güreş altyapısı ve ciddi anlamda kaba kuvvet sahibi aynı zamanda kesici aletler üzerinde az biraz bilgisi olan biri olarak size tek tavsiyem üç beş sene bile olsa aldığınız eğitime bakmadan karşınızdaki ile önce konuşarak anlaşma sonra da çare yoksa parayı verme yoluna gitmektir. sadece artık başka seçenek kalmamışsa şov yapmak için değil sadece canınızı kurtarmak için bu bilgileri kullanın ya da en pratik şekilde kendinizi kurtarmaya bakın. en kötüsü birkaçyüz lira ve bir iki iptal edilen kredi kartı ya da yeniden çıkarılan nufus cüzdanıdır. ayrıca kavga esnasında istediğiniz kadar soğuk kanlı olun karşınızda bir anda avazı çıktığı kadar bağıran anıran üstünüze gelen adamlar olunca panikleyebilirsiniz, anlık kararsızlık ya da şok size beş altı bıçak darbesi olarak geri dönebilir. o an sizi kurtaracak tek şey seri atan bir tabancadır hatta bazen karşınızdaki o kadar manyak olabilirki size üç beş bıçak sokayım sonra ölsemde gam yemem şeklinde düşünebilir. kısacası sopanın, levyenin hatta tabancanın bile ölü noktası vardır bazı pozisyonlarda kullanılamazlar ama bıçak her zaman tehlikelidir.

    küçük bir kaç bıçak yarası aldınız ve üstüne bir bandaj sarayım sabaha iyileşir demeyin aslında o an canınız acımıyor da olsa hemen acilen bir hastaneye gidin bir anda komaya girip ölebilirsiniz çok önemsiz gibi dursada sinsidir ve ummadığınız sonuçlar çıkarır. pratikte çok aslan kaplan yakın dövüşçülerin antreman şovlarını kabusa çevirip deneme için 5-6 bıçak (tahta ile de olsa) saydıran insanlar vardır. sonra ben onu etkisiz hale getiririm ustaca bir uzakdoğu hamlesiyle demenin de bir anlamı yok çünkü canınızı koruyamadıktan sonra bunun hiç bir önemi yok. kısacası bıçakla şaka olmaz. ingilteredeki gibi satışı yasaklanmalı ve sokakta elinde gezenlere candırıcı cezalar verilmelidir.
  • sırtta unutulanları vardır. yıllarca taşır insan kalbinde.
  • çatalın yan tarafı.
  • halk arasında dil diye anılan, her insanda bulunup ağzın tam ortasında yer alan ve nefsin düzenli olarak bileylemesi sonucu her tarafı kesici tehlikeli bir alettir.
  • çocukluğumdan bu yana en çok korktuğum alet. hatta o zamanlar durup düşünürdüm de; "en çok nasıl ölmekten korkarım?" diye, kendime verdiğim cevap hep; "bıçaklanarak" olurdu.

    kökenini tam olarak anlayabilmiş değilim. sadece on yaşlarındayken üst komşumuzun oğlu tarafından yemek yerken kullandığımız, pek de bir sivriliği ve kesiciliği olmayan bir bıçakla kovalanmışlığım var. oldukça korkmuştum o kovalama sırasında. ama bunun öncesinde de yaşadığım veyahut şahit olduğum daha feci bir numarası olmalı bu bıçağın ki, salatalık soymayı düşünmek bile, kısa bir süre öncesine kadar, intihara teşebbüs gibi geliyordu şahsıma. ha zaten beni kan tutar. kanımı akıtacak en makul nesne bıçak olduğu için kendisine bu kadar mesafeli yaklaşıyor olabilirim. yanımda başkaları domates-salatalık-patates soyarken onlara bakamıyorum bi yerlerini kesecekler diye, gerisini sen düşün. (abartmak candır)

    ama zaman geçiyor, yaş da kemale eriyor. artık misafirliklerde filan mutfağa girip yardım etmen gerekiyor ev sahibine. keza kendi evinde de mutfakta belirli bir performans göstermen gerekiyor. ama işte sen bu bıçaktan bunca yıl deli gibi korktuysan, annen de bu korkunu yenmene yardım etmek yerine, "bırak kızım ben yaparım" dediyse, yaş kemale erse de salatalık filan soyamıyorsun. ağlama melis?

    halbuki, bütün iyi niyetlerini kuşanıp soruyorsun misafirliğe gittiğin yerde; "yardım edebileceğim bir şey var mı rabia teyze?"
    o sırada içinden dua etsen de sen, "nolur salatayı yap demesin, nolur salatayı yap demesin allahım nolur nolur" bir işe yaramıyor. hep "salatayı yaparsan sevinirim mimwishcim" diyor kadınlar ya. hayır başka bişey desin. sofrayı kur desin, ütüm kaldı dün akşamdan onu yapıversene desin, çamaşırları as desin, yerleri sil desin, yemeğin altını kıs desin filan. (bunların içinden de en güzel yapabileceğim; yemeğin altını kısmak, gerisini gene beceremem tam, o ayrı) ama salata demesin işte ya.. demesin.

    diyor.

    "ehe tamam" diyerek alıyorsun eline bıçağı. başla artık salatalık-domates kabuğu soymaya.. o sırada kadın sofrayı kuruyor, yemekleri ayarlıyor, mutfağı toparlıyor. sen hala kabuk soyuyorsun.. işte böyle pıtır pıtır terlemeler.. arada bir eheh filan diye yalancıktan gülmeler. off kadın kesin içinden, "demeseydim keşke şuna. ben şimdiye salatayı da yapıp bitirmiştim" diye düşünüyor diye huzursuzlanmalar. ama öyle düşünüyordur yani kesin. düşün, o, o kadar işi yapmış bitirmiş, yanında eşşek kadar kız, bir salatalığı soymaya çalışıyor. hani elini de kesmeyecek ya nasıl korka korka tutuyor bıçağı. öff nasıl rezillik, nasıl rezillik..
    anlatamıyorsun da, "ya benim fobim var da öyle bıçak filandır çok alışkın değilim.. annem de pek öğretmedi ki. hay allah" filan diye. sen zavallıca gülümsüyorsun, kadın nezaketen gülümsüyor. ay içim daraldı.

    beceriksizliğini bıçak fobisi uydurarak kapatmaya çalışan kariyer sahibi kadın filan değilim dostum. daha kötüsüyüm; beceriksiz, bıçaklardan korkan, kariyer sahibi olmamış ve muhtemelen olmayacak vs vs. işte öyle bişeyim yani.

    ama ana fikir şu ki; bıçak hayatımızın her alanında bize eşlik edecek nadide bir nesnedir. arayı soğutmamak gerekir.
  • her ne kadar sırtta hançer imgesi daha çok tercih edilse de, "bin bıçak var sırtımda, biniyle de adaşsın. her biri hayran sana.." dendiğinde acıtandır. yeni yaralar açmak için de kullanılır, açılmış yaraları sağaltmakta da..

    velev ki o bıçak tedavi amaçlı kullanılsın.
  • yolgezer adlı grubun hoş bir parçası

    diyorsun ki yıllar yıprattı bizi
    yordu çok artık anlamıyor
    gözlerinden belli hala seviyosun
    gitme bir anlamı yok

    gitme ihtiyacım var sana,
    gitme alıştım varlığına,

    bir veda var sözlerimde
    sebebsiz bir öfkeye
    birkaç damla gözlerimde

    gitme bir anlamı yok
    gitme ihtiyacım var sana,
    gitme alıştım varlığına,

    gitme ihtiyacım var sana,
    gitme alıştım varlığına,

    içimdekileri tüm hayallerimi
    hepsini sen çaldın
    inandırdın kandırdın
    ama sensiz olamıyorum
    sen beni aşağı iten,
    kadehime zehri döken
    karanlıktaki bir bıçak gibi
    seni özledim
  • japonlarin belirli bir uzmanliga eristikleri mutfak araci.

    (bkz: usuba)
    (bkz: deba)
    (bkz: yanagiba)
  • oyle derinde ki bu bıçak,
    cekersem
    cigerimin yarisi da cikacak...