şükela:  tümü | bugün
  • ünlü türk düşünürü, 21. yüzyıl teenager filozofu teoman beyin belki de en anlamlı parçasından devşirilerek sözlüğe itelenmiş bu deyiş, kat-i suretle depresif bir duygulanım hallenmesine dayanmamaktadır. gayet rasyonel bir çıkarımlar silsilesidir, sintineden utangaç ve çekingence uzatılmış bir periskop yardımıyla gözlemlenmiştir. gözlemlenmese de zaten zorla gözümüze sokulmaktadır. şöyle ki:

    üniversite okumak gibi zorunlu bir sosyal statü aracına meyleden gençlik, hayata atıldıkları sırada kimse tarafından uyarılmamaktadır. uyarılanlar da dikkate almayarak etrafa yayılıp çayır çimen gezmiştir veyahut gezdiği yerlerde çayır doğal bitki örtüsü olagelmiştir. beklenti ile ilerleyen hayatta, peyderpey hayalkırıklığı artan 18-30 yaş arası bu kitlenin çoğu, "bir gün bir şey olacak ve o noktadan sonra her şey çok güzel olacak" diye yavaş yavaş zehirlenmiş, halusinasyona varan ilüzyonlar içinde kıvranmak üzere derbeder halde bir köşeye istiflenmiştir. süreç şöyle işler:

    "liseye geçince daha iyi olur"
    "üniversiteyi kazansam tamam, artık hayat başka olacak"
    "master yapsam daha mutlu olurum sanki"
    "işe girsem hayatım bir düzene girer hiç olmazsa"
    "doktoraya başlasam belki biraz değişir bir şeyler"
    "iş değiştirsem iyi gelecek sanırım"
    "doktorayı bıraksam rahatlar mıyım ki?"
    ...

    hiçbir zaman yerini bulmayan, haymatlos fantaziler gelişir. fantazi büyür ve gerçeklerden kopma noktasına gelebilir insan. insan? şu iki ayaklı olan.
    kopma noktasına gelenler zaten ya terapiste falan gidip bir şekilde tutunurlar bir yerlere, ya da kabuklarına çekilip öylece kalakalırlar. çoğunlukla bu fantastik algı üniversitenin ilk üç yılında depreşir. insanlar yıllarca pohpohlanır, külçe altından yontulmuş bir baltaya sap olacakları konusunda sistematik bir şekilde ikna edilir. son sene ve işe girme sürecinde titreyip kendine gelir ve gerçek dalgalarla boğuşmaya başlanır. edebiyat yapmayalım daha fazla, şunu söylüyorum, ki bu kadar açık ilk kez söylüyorum, kendime bile:

    herkes bir hayat kurma çabası içinde. her gün çevremden daha kötü haberler alıyorum. ayda yılda bir kişi "iş buldum memnunum" veya "sevgilimle çok iyi anlaşıyoruz" diyor, seviniyorum. ertesi gün alacağım bir diğer kötü haber bunu kursağımda bırakıyor. herkes yalnız ve yalnızlığının içinde dönüp duruyor, bir türlü iletişim kuramıyor kimse birbiriyle. kimse olmak istediği pozisyona gelemiyor, ki bu isteklerin hemen hemen hepsi mütevazı ve normal koşullarda gayet olası istekler. istanbul insanları kusuyor artık, zavallı şehrin midesini bulandırdık, bu kadar hareketi ve karmaşayı sindiremiyor. her geçen gün birilerini tükürüyor taşraya doğru. tutunmaya çalışanlar artık tırnaklarıyla zorlayarak debeleniyor. işverenler yeni mezunları alıp ucuza çalıştırıyor, zam yapacakları zaman işten çıkarıyor, bir başka yeni mezun alıyor. kimse aldığı parayla geçinemiyor, üstelik tek başına ev tutmadığı halde. bir şekilde para kazananlar da, yapmak istedikleri şeyi yapamadıkları için mutsuz ve keyifsiz sürdürmeye çalışıyor gününü. zoraki espriler, eğleniyor gibi yapmalar, bir şeylerin hastası olmak, dandik bir futbol takımı maç kazandı diye hislenmek... iş bunlara kalmış artık, insanları sevindirecek, avutacak başka bir şey kalmamış. yıllarca verilen emekler, bir günde heba edilebiliyor birileri tarafından. cv'lere yazılmış 3-5 özelliğe bakıp "sen yaramazsın işe" diyorlar. ya da "çok fazla işe yararsın"... yine olmaz, yine olmaz... ilişkiler iyice çekilmez bir hal alıyor, hadi diyebilsek ki bari o açıdan insan mutlu olur da avunur... o da yok... "anlaşıyoruz, mutluyuz" ifadesi türk filmlerinde kalmış sanki. kimse sevdiğini söylediği insandan memnun değil. kusur avcıları haline gelmişiz. sevecek insan bile bulamıyoruz, ne acayip. erkekler, biraz abartı olabilir ama, yavşak yavşak dolaşıyor etrafta. "abi karı dediğin ne ki işte..." diye devamını söylemeye utandığım cümleler kuruyorlar, pis pis gülüyorlar bir de. aldatmak üzerine bir yığın edebiyat yapılıyor. kimse iki dakika oturup adam olayım diye düşünmüyor. herkes başkasının nasıl adam olmadığını ispatlayarak kendini negatif yollu yüceltiyor. çevreden birilerini hedef alıp onun üzerinden dedikodulu aşağılamalar yapılıyor. böylece yüceldikçe yüceliyoruz. kadınlar ayrı bir dertte. kendilerini ağırdan satma peşinde. kasılmalar da kasılmalar, güvensizlik söylevleri, yok şöyle olsun, orası böyle olsun... biliyorsunuz işte... zorla kendilerini iletişimsizliğe sürükleyen, bile isteye mutsuz olan bir yığın okumuş yazmış insan.

    bunları okuyup da "hmm, çok pesimist bir yaklaşım" diyen olursa, odunla terbiye etmek isterim kendilerini.