anadolu

  • 1360
  • 0
  • 0
  • 0
  • 3 ay önce

türkiye'den siktir olup gitmek

bu başlık sözlükte ilk popüler olduğunda, ülkedeki aydın kesimin ne kadar derin bir depresyonda olduğunu anlamıştım. herkes gitmek istiyordu, umut yoktu.

aydın. batan geminin suya inen ilk kayığı onundur. 12 mart ve 12 eylül'den sonra da türkiye dışında oluşan aydın diyasporasının bir nedeni de budur.

faşizm halkını köpekleştirmeye, onursuzlaştırmaya çalıştıkça giderek daha bencilleşir bu kesim. halkına güvenmemeyi bırak, ondan nefret eder artık. ülkeyi onlar bu hale getirmiştir, onlardan ne kadar uzak olursa o kadar iyidir. bir gün olsun iktidara yöneltmediği öfkesini, bilinçsiz yoksul halkın üzerine boca eder.

zaten o yüzden türkiye'den sadece gidilmez, siktir olup gidilir.
peki ya gidemeyenler?

yabancı dili, entelektüel birikimi, yurtdışında akrabası, uçak bileti alacak kadar bile parası, kısacası gemiden kaçacak kayığı olmayanlar ne olacak? evine kapatılmış kadın, sanayide çalışan çocuk, gırtlağına kadar borca sokulmuş gecekonducu nereye siktir olup gidecek, belirsiz.

ee, kendi düşen ağlamaz, akp'ye oy vermeyeceklerdi, pirince una makarnaya kendilerini satmayacaklardı değil mi? aç çocuklarının yüzüne her gün bakmak zorunda olan işsiz bir adamın, bir paket makarnaya bile muhtaç kalmışken yaşadığı o duyguları düşünmeye, anlamaya ne gerek var.

bebeğini saç kurutma makinesiyle ısıtırken, yan odada nevresimle kendini asan kadından nefret etmek ve çekilmek, faşist başbakanlara, onların pespaye bakanlarına karşı dişe diş mücadeleden daha kolay.

böyle düşünüyordum.
sonra türkiye'nin 40'tan fazla şehrinde isyan başladı. belki de aralarında siktirip gidenlerin de olduğu insanlar, birden bire umut, devrim ve mücadele mesajlarıyla saflara yüklendi.

geminin batmadığı, durumun o kadar da kötü olmadığı anlaşılınca, kayıklar gerisin geriye gemiye çekildi. halk o kadar da kötü değildi, kendisine bir amaç ve bir direniş örneği gösterildiğinde, kapısını açıyor, yemeğini kanepesini paylaşıyor, işini gücünü bırakıp yaralarını sarıyor, barikattan yoldaşını kucaklayıp götürüyor, "türk kızı" ön safta tomalara kafa tutuyordu.

bir hafta içinde, şuna bir kere daha ikna oldum: umut ve ısrar bizim sabitemiz olmalı. herşeyimiz değişebilir ama bunlar kişiliğimizin bir özelliğine dönüşmeli.

aydınlar ve diğer örgütsüz kesim umutsuzluktan umuda, inançsızlıktan en ateşli savunculuğa hızla, nevrotik geçişler yaparken, biz yerli yerimizde, aynı kararlılıkla düşmanı işaret ederek, baş eğmeyerek yürümeliyiz.

halkımız ve vatanımız bizim herşeyimiz.
biz kalacağız, oligarşi ve onun düzeni gidecek.

devamını okuyayım »