gozlerinemlikedi

  • 1547
  • 1
  • 0
  • 0
  • geçen hafta

yeditepe istanbul

uzun bir süre sonra gene aklıma düşünce ve de karşıma çıkınca nasıl tuhaf oldum, tanıdık bir kucak gibi sarılasım geldi rastladığım gece vakti. sıkı bir arkadaş, eskimeyecek bir dost gibi bu dizi.

haliç’te bir mahallede geçen bu dizide çok aşık vardır; rüstem pembe’ye, pembe yusuf’a, yusuf olcay’a, ali olcaya, lale ali’ye, ömer duru’ya, kitapçı lale’ye aşıktır. evet, çok aşık vardır bu dizide ama ne bir dallas’tır, ne de aşk-ı memnu. şu küçücük alıntı anlatacaktır zaten farkı;
“olcay işsizdir, yorgundur, yalnızdır; yusuf işsizdir, yorgundur, aşıktır. ve yusuf söyle bir laf eder; “karnımız doyduğunda aşk başlayacak”

zengin insanların fakir iç dünyalarını değil, fakir insanların zengin ve gerçek iç dünyalarını anlatan bir dizi düşünün, bu dizi öyle bir dizi işte. herkes aşık, herkes şair mi olur? bu dizide öyleydi ve kimi lafların kimi ağızlara “bunu da söyleyemez yahu” deyip yakıştıramasak da oyuncuların mükemmeliğinden ve bütün atmosferin samimiyetinden,o laflar o ağızlara yakışırdı işte ve kaybolur giderdiniz onların hikayelerinde.

senaryoda müthiş diyaloglar var. kimini yazmıştım bir yerlere ama sadece bir kısmını buldum. hem hatırladıklarımdan, hem de not aldıklarımdan örnekler vereyim buraya. zira en iyi onlar anlatacak ve hatırlatacak bu güzelim diziyi;

-----spoiler-----
“ömer peynir tenekesine çimento doldurarak yaptığı halteri boyamaktadır.
duru: dünyanın en şık halteri…
ömer: hüznümün üzerine ağırlık koymam lazım. di mi ama? yani, vakitsiz bir gözyaşı olmasın diye muhtelif duygularımıza kas yapıyoruz.
duru: sen çok acayipsin ya.
ömer :ben şahin görünümlü serçe gibiyim. hani pejo motorlu vosvos gibi… içim dışıma uymuyor ama her yere beraber gidiyoruz. hatta seni bile aynı anda seviyoruz. kapanması gereken defterler kapanır duru, seni şuraya işlemiş olmamın tafrası yeter bana! ”

“yusuf: şöyle bi cümle kurdum, bi şeylerin yerine birbirimizi koyduk. birbirimiz kadar değerli şeylerin yerine. olmadı. artık şimdi kimse sığmaz oraya.
olcay: çok güzel ve doğru
yusuf: şimdi seni düşünmemeyi öğreniyorum. yine de sen iyi misin?”

” yusuf, bir yandan ikinci el kitap satmaya başlar ve de yazmaya. ne yazdığını ve niçin yazdığını sorana ise şöyle der;
- sırf başlayıp bitirebildiğim bir hikayem olsun diye. bıktım ardımda yarım kalmış hikayeler taşımaktan. çünkü bizzat ben, yarım kalmış bir niyetim. anlamlarını bilmeden sevdiğimiz şarkılar var ya. işte biz böyleyiz. sesin kıvrılıp büküldüğü yerde ıslanıyor gözlerimiz. hayat, sahip olduklarımızın dışında kalanlarmış meğer…”

” duru, yurtdışına gidebilmek için piyanosunu satmıştır, piyano kamyona yüklenmektedir;
havva ana: ne oluyor ömer?
ömer: hiç… mahallenin büyüsü gidiyor… ya da piyano yerini yadırgıyor..
ve ömer üzgün bir şekilde piyanosuna bakan duru’ya yaklaşır;
- üzülme… daha sen gideceksin.”

” ömer,bahçedeki bir ağacı lambalarla donatmaktadır. o an duru pencereye çıkar.
- ömer, ne yapıyorsun orda?
- olgunlaşıyorum duru. ama madem sen ordan bakıyorsun, çiçek açayım daha iyi. ”

“havva ana: anlatma bana yusuf. serseri bir gezegenden ne farkın var senin? bu gençliğinle, kuvvetinle ne yapacaksın çok merak ediyorum?
yusuf: ne mi yapacağım? bir gün bütün gücümle aşık olacağım. işte o kadar.

ve hep birlikte fotoğraf çektirilirken, yusuf, olcay’a şunu der ;
“öyle bir gülümse ki zamana işlesin.”

------spoiler------

devamını okuyayım »
26.10.2013 00:42