kaizenuberalles

  • anarşist (241)
  • 912
  • 28
  • 10
  • 2
  • bugün

hatt-ı müdafaa yoktur sath-ı müdafaa vardır

ben bu söz üzerine çok düşündüm. uzun yıllar aklımın bir köşesinde takıldı kaldı.

olayın teknik kısmını önceki entrylerde okumuşsunuzdur. ama sonradan anladım ki olay tekniğin çok ötesinde, sadece askeri teknik ile açıklanacak bir taktik değişimi değil.
çok daldan dala atlayacağız ama okuyacağınız tüm bilgiler sonucu anlayabilmek için.

öncelikle bu sözde hep bir şeyler bana saçma geldi. ilk aşamada insanlar bu taktik başarıyı sırf atatürk önerdi diye abartıyorlar hissi uyandı bende. çünkü atatürk bir taktik geliştirmiş ise georgios hacianestis de aynısını uygulasın. madem o kadar kerametli, deha gerektiren bir taktik, karşı taraf da aynı düzende savaşsın diye düşünürdüm. ayrıca temeli geri çekilmemek üzerine kurulu bir şey niye o kadar gizli saklı bir taktik muamelesi görüyor ki? adam geri çekilmek yok demiş artık bir manada.

sonra bazı alman subayların anı kitaplarını okuyunca, mesela kanal cephesindeki friedrich freiherr kress von kressenstein'ın son haçlı seferi kuma gömülen imparatorluk gibi kitapları, atatürk'ün bu lafı daha saçma gelmeye başladı. mesela osmanlı ordusu gece geri çekiliyor, ama emir bir tümene ulaşmadığı için bir tümen sabah olduğunda ingilizlerin arasında kalıyor ve teslim oluyor. neden? çünkü lojistik hatların kesilmiş, yani cephane ve ekmek yakında bitecek. düşman mesela 1'e 5 güçlü durumda. bu durumda düşmana saldırmak intihar gibi bir şey. ama 1 ölürken düşmana 1 bile zarar veremezsin. belki hatta 1 ölürken 0,5 bile zarar veremezsin. çünkü askerin korkup kaçacak ve belki 1 ölürken 0,1 zarar verebileceksin. bu yüzden düşman arasında kaldıysan teslim olmak mantıklı olan yoldur.

şimdi asker değilim ama benim anladığım şöyle bir olay var. ordular askerleri bitti diye yenilmez, inançları tükenir ve kaçarlar, yenilirler. burada inançtan kastım şu, insanların yenme ümidi kalmaz, emir komuta birliği bozulur, insanlar da mal mıyız boşuna ölelim der ve kaçarlar. zaten daha en başta köylü zorla silah altına alınmış. karısını çocuğunu bırakıp gelmiş. tarihte bir kıskaç içinde kalmadıysa son askerine kadar savaşan çok az birlik var. belki bir sayım yapılsa kaybeden ordular en fazla %50 mevcudunu kaybetmişlerdir. mesela ortaçağ osmanlı-avrupa savaşlarında osmanlı zaferlerine bakın viki'den. düşman yenilmiş ama çoğunlukla mevcudunun %50'den fazlası hala ölmemiş, kaçmış. mantıklı olan da bu aslında. çünkü en azından o %50'yi geri çek ve %100'e tamamlayıp geri gel o zaman en azından yenme ümidin olur. age of oynayanlar ne demek istediğimi anlayacaklardır.

şimdi bu bilgileri bilince atatürk'ün bu taktiği bir adım daha saçma geldi. çünkü hat yarılıp da sen hattı geri çekmezsen ve düşman senin yarıktan girip senin birlikleri kuşatmaya başlasa ve birlikler savaşmadan teslim olsa bu daha mı iyi? bu sefer insanlar hiç savaşmadan teslim olacaklar.

bu noktaya gelince yav böyle saçma bir emir olamaz. bunun bir kerameti olmalı diyerek düşünmeye devam ettim, daha doğrusu aklıma takıldı.

bu noktada geriye gidiyoruz. prut savaşı'na. ne deniyordu? baltacı mehmet paşa, yeniçerilere güvenemediğinden barış imzaladı ve osmanlı ordusunu geri çekti.
hatta daha geriye gidiyoruz, hotin seferi'nde toplanan 150k civarı devasa osmanlı ordusu genç osman padişahken polonya'ya kadar gidiyor ve sadece 1 kale alıp geri dönüyor. sebep? yeniçerilere güvenilmediği için.

şimdi konu biraz dallandı budaklandı ama bunlar konu ile ilgili.

bu adamlar neden orduya güvenemiyor? çünkü bunlar padişah. padişahın gücü sanıldığının aksine tebaa üzerinde çok azdır. satrançta bile sadece 1 tık gider. neden? çünkü devlet hakkında aslında çok toz pembe tarifler yapılsa da aslında devlet denilen nesne güçlünün zayıfı zapt altında tutmasıdır. devletin ne kadar güçlü olduğu kaç kişinin kaç kişiyi kontrol altında tuttuğuna bağlıdır. mesela japonya'da samuray nüfusunun genel nüfusa oranı 1'e 10. yani yüzde %10. avrupa'da soylu sınıfı var, krala yardımcı oluyorlar. köstek olma potansiyelleri de var ama soyluları küstürmediysen senin taşrada ellerin onlar. böylece kamu düzeni daha güçlü oluyor. hatta bir reform yapmak istiyorsan, soylular da sana yakınsa bunu halka rağmen yapabiliyorsun. ama osmanlı'da böyle bir yapılanma yok. bir padişah ve bir enderun milyonlara hükmetmeye çalışıyor. böyle olunca gerektiğinde yumruğunu çok fazla sıkamıyor. gücü anca gariban veziri azama, valilere falan yetiyor. dengeler değişince sen rüşvet aldın deyip idam ediyor. yok ya hem veziri rüşvet almaya it sonra da işine gelince sen rüşvet alıyordun diye azlet. böyle ayak oyunlarına anca gerçek hayata girmemiş 20 yaşındaki delikanlılar inanır. yasası bırak taşrayı, istanbul'da bile geçmiyor(4. muratın içki yasaklarının çok da işlememesi gibi). çünkü motoru biraz zorlasa, halkı veya yeniçerileri veya ulemayı biraz sıksa fırsattan istifade birileri padişahı değiştirir ve olay kapanır.
şimdi soruyorum hainlik yapıp önceki padişahı devirdiysen ve başa yeni bir padişah çıkardıysan senden kim intikam alacak? muhtemelen kimse! mesela bir savaş esnasında, millet de savaştan yılmışken padişahı indirdin ve belki tam kazanacakken bir barış imzaladın, kim senden hesap soracak? kimse.. germanya'da savaşı tam kazanacakken tahta geçip barış imzalayan commodus'dan kim hesap sordu? kimse..

eğer halkı zorluyorsan yeniçeriye rüşvet vereceksin, ulemayla ters düştüysen halka hazinenin kapısını açacaksın. hepsiyle ters düştüysen düşman üzerine sefer yapıp başkasından altın çalacak ve o altını kendi ülkende millete saçıp sana küsenleri barıştıracaksın. bunları yapamazsan değiştirileceksin. benzetme pek hoşunuza gitmeyecek ama osmanlı sistemi bir hırsız çetesi gibidir ve sultan mafya lideridir. adamlarına dışarıdan çalıp para dağıtabildiğin sürece en büyük sensin. para yoksa 2 dakikada al aşağı ederler. yani burada amacımız osmanlı'yı gömmek değil, diğer monarşiler de az çok böyle ama bize anlatılmayan hayatın gerçeklerini de aklımızın bir köşesinde bilmek lazım. machiavelli'nin ana fikri şudur: kontrolündeki insanlara iyilik bile yapmak istiyorsan insanların kötü ve zayıf doğasını bilmek ve kullanmak zorundasın. gözlerini hoş olmayan gerçeklere kaparsan hem sen kaybedersin hem kendi tebaan.

biraz ileriye gidelim 93 harbi'ne. rus monarşisi savaşı kazanamayınca saray muhafızlarını bile cepheye yolluyor. son damlasına kadar kaynakları seferber ediyor. savaş bulgaristan'da. yani moskova'dan epey epey uzakta. 2. abdülhamit ne yapıyor? generallere diyor ki savaşı saraydan yöneteceğiz. bir durum olduğunda önce siz cepheden bana telgraf göndereceksiniz. biz burada saray şurası olarak tartışıp size tekrar telgraf ile cevap göndereceğiz, kararlar buradan alınacak. oldu paşam.. romanya'yı geç koca türk yurdu bulgaristan işte böyle kaybedildi... o bulgaristan ki yıllarca türk göçü vere vere hala %10 türk nüfusu var. koca bugaristan bir ege bölgesi kadar eder. bir türk ülkesi, yemyeşil kaybedildi.. işte böyle kaybedildi. bize kala kala yozgat kaldı. milliyetçi olmak güzeldir ama şunu her zaman akılda tutmak lazım, insan kitleleri geri zekalıdır. milletini sev ama bir taraftan da akılsız olduklarını bil. bugün insanlar hala ii. abdülhamit güzellemeleri yaparlar.

şimdi konu dağıldı gibi duruyor ama hala bu bilgileri bilmemiz lazım. abdülhamit niye aynı georgios hacianestis gibi savaşı taa yüzlerce kilometre uzaktan yönetmeye çalıştı? çünkü orduya çok güveni yoktu. ya ordunun başındakiler geri dönüp darbe yapsalar? padişah olarak da başa geçmek için her şeye razı birini geçirirler hem savaş kaybedilmiş olur hem yönetim değişir ve ülke kaosa sürüklenir. yeni yönetim de savaş abdülhamit yüzünden kaybedildi der işin içinden çıkar. veya kaybetmedik iyi bir anlaşma yaptık der. akılsız insanların bir kısmı inanır, daha akıllı bir kısım da inanmış gibi yapar. böyle bir durumda bu yenilginin hesabını kim soracak, intikamını kim alacak? yozgatlı köylü mü istanbul'a gelip yeni padişahtan hesap soracak? kral öldü, yaşasın yeni kral dendiğinde herkes boyun eğer. akılda tutalım yıl 2018, internet falan var insanlar hala güçlü olanın haklı olduğuna dair fantastik aklamalar yapıyorlar kendi zihinlerinde. her kavram hakkında sayfalarca açıklama yazan montesquieu, kanunların ruhu'nda hak nedir? başlığına cevap olarak güçlü olan haklıdır demiştir sadece. herhalde evrimsel bir süreç bu güçlüyü haklı görme durumu. homo saphiens on binlerce yıl güçlünün haklı olduğuna dair kendi zihninde bir yanılsama geliştirerek hayatta kaldı. eyvallah çekerek neslini devam ettirdi. işte bu yüzden sokrates duyularımıza güvenerek gerçeğe erişemeyiz bize mantık yürütme gerekir demiştir.

ne diyorduk? hatt-ı müdafaa sath-ı müdafaa..
93 harbi kazanılabilir miydi? kazanılırdı. ama tahtı da kaybetmek ve doğal sonucu olarak ölmek göze alınabilseydi. çıkarırdın seferberlik, zorla alırdın insanların elindekini avucundakini, emre uymayanları kurşuna dizdirirdin gazi osman paşa plevne'de direnirken oluk oluk yeni birlikleri cepheye yollardın, bulgaristan bugün bizim olurdu. sen biraz diren, rusları hırpala, zaten adamların kaynayan kazan gibi bir ülkesi var, bir kaç yıla köylüler isyan çıkarırlar. ey gidi yeşil bulgaristan, elimizden alınan türk yurdu..
ama şunu da bilelim, motoru tek başına çok zorlarsan ruslar gibi 1917'de bir isyanla tahttan indirip karını kızını kurşuna da dizebilir köylüler. bunu da göze alacaksın tabi. veya 1905 isyanı gibi bir şey de çıkabilir. sonra da bu köylüler almanya ile çok kötü bir anlaşma imzalayıp savaştan çekildiler ve çok insanın öldüğü bir iç savaşa girdiler komünistler ve beyazlar arasında. yani tehlikede olan sadece taht da değil aynı zamanda al-i osman sülalesi ve belki de ülkenin kendisinin de biraz risk altında olduğunu söyleyelim.

yani bu açıdan bakınca ikinci abdülhamit de haklı. belki yanlış olduğu nokta tahtta kendi iktidarını sağlamlaştırmadan mithat'ın israrına boyun eğip ruslar'a savaş açması. sen de boyun eğmeseydin kardeşim. en fazla başka bir padişah getirip seni boğarlardı. işte orada abdülhamit'in suçu var. demek ki can daha tatlı gelmiş. ama orada yine hakkı var. milyonlarca mal'ın yaşadığı bir ülkeyi yönetiyorsun. varsın sen öleceğine tebaan ölsün, koca bir türk yurdu kaybedilsin kim hesap soracak senden? bugün bile ne güzellemeler ne güzellemeler..

tabi şimdi bir şeyi de bilmek lazım, abdülhamit the second, kürt aşiretleri silahlandırıp ermenilere karşı sürmese idi, belki trabzon sivas falan da elden gitmişti. yani hatasının bir kısmını da telafi etmiş anadolu'yu kazanarak, belki..

şimdi geliyoruz yavaş yavaş atatürk'ün emrine. ama bu önceki bilgileri de bilmek gerekiyordu. bir kaç şey daha konuşacağız.

padişahların psikolojisi nasıldı? bu insanlar bizim tahmin ettiğimizin aksine devlet, ülke, milletten çok hanedan geçmişi ile övünürlerdi. kimlikleri türk veya osmanlı milleti olmak değil, osman hanedanı olmak üzerine. bunu anlamak için insanın biraz diğer monarşiler hakkında anı kitapları falan okuması ve başkasının ayakkabısını giyerek düşünmesi gerekiyor. bir kızıldereli atasözü der ki başkasının makosenlerini(makosen artık neyse..) giyip 3 gün beklemeden başkası hakkında karar verme.

atatürk ise yetim bir çocuk. ne bir soylu aile geçmişi var, ne bir babası ne bir karısı ve çocuğu. böyle bir insanın sevme, gurur duyma gibi duygusal kaynaklarını temin edeceği tek kaynağı vatan ve millet gibi soyut kavramlar. ve bu adam yetenekli bir adamken hep bastırılmış, biraz da psikopat bir yön geliştirmiş. böyle bir insan biraz da toplum içinde yükselmişken (subay olmuşken), yenilgiyi kabul etmez. yenik olarak yaşayacağına kamikaze yapar, intihar eder. vatan söz konusu olduğunda köylünün canını da hurafelerini de kırar atar, eyvallah demez ama vatan için köylüyü de büyük bir hırs ile daha zengin daha rahat daha şerefli bir noktaya taşımaya çalışır.

padişahlar bir mage ise, tüccarlar bir ranger ise atatürk bir paladindir, knight'tır, samuraydır. enver başkası tarafından kullanılmış deli bir samuray iken atatürk psikopat ama akıllı bir samuraydır. hayatım boyunca başkalarının kukla gibi yönettiği bir ahmak olmayı hep reddettim diyen vito corleone'dir.

tabi şunu belirtelim. enver ya pek zeki değil, durum ve şartları iyi tahlil edemiyor(onca uyarılara rağmen). ya da şanı ve şerefi millet ve vatandan daha çok seviyor ve almanlar tarafından kullanılmaya razı oluyor. burada şunu belirtmek lazım. vatan sarı saçlı bir ahu ise onun aşıkları çok olacaktır. her yiğit onu ne kadar sevdiğinden bahsedecektir. atatürk yedek kulübesinde bekleyip içi içine sığmaz, kendini göstermek isteyen bir futbolcu gibi olsa da vatanına olan aşkı diğer adaylar arasında en samimi aşk olduğu için vatanı mahva uğratmamak için, onun bunun aleti olmamıştır, bunun uğruna vatanın sevgisinden mahrum kalsa da. ittihat ve terakki'ye o da girip "aaa abdülhamit'i devirip almanya ile birlikte harb mi? çok mantıklı bir fikir" deyip o da vefasız ahunun bir busesinden alabilirdi ama almamıştır.

hatırlayalım, aslında atatürk bir kaç defa da kariyerini yakma gibi işlere de girişmiştir. yunan-osmanlı savaşında gönüllü er olarak cepheye gitmeye çalışmış(belki de orada ölüp gidecekti), harbiye'de padişah girit'i verdi diye kafası atmış ve öğrencilerin çıktığı içtimaya padişahı protesto edip çıkmamış(nasıl bir kör kurşun olduğunu anlayabiliyor musunuz? bugün 2018'de otorite söz konusu olunca 80 yaşındaki amcalar güçlüyü övüyor, yalıyor, adam çocuk yaşta ülkenin sahibine kendince posta koyuyor), suriye'de ordudan firar edip selanik'te örgüt falan kurmaya çalışıyor.
yani bu psikoloji; "balkan savaşı gibi kaybedeceğimize hepimizi kurşuna dizsinler" derken şaka yapmıyor ciddi. çanakkale'de size ölmeyi emrediyorum derken ciddi, zafer uğruna hem kendi ölür hem askerini ölüme yollar. abdülhamit size ölmeyi emrediyorum diyemediği için bulgaristan'dan bugün türk nüfusu silindi, imha edildi.

mesela inönü, düşük karizma puanına rağmen epey iyi bir devlet adamı, iyi bir mage'dir. belki hak ettiği övgüyü bu millet tarafından da hiç bir zaman görmedi. okulu birincilik ile bitirmiş. ama ailesi falan var. öyle uçlarda yaşayan bir adam değil. adam bu psikolojide değil. yeri geliyor kurtuluş savaşından önce karabekir'e diyor ki gel bir çiftlik alıp hasada ortak olalım, ülke için ümit yoktur. kimse de böyle bir halk varken kendisini suçlayamaz.

peki şurada şöyle bir soru sorulabilir? bu bir anlamda kör kurşun, atatürk nasıl oluyor da bu özelliği fark edilip otorite ve güç sahiplerince kariyeri yakılmıyor?
mesela okulu falan geçtim atatürk bir ara şehzade ile avrupa turuna çıkıyor. at arabasında gidiyorlar. atatürk fırsat bu fırsat deyip durmadan şehzadeye vatanı şöyle kurtarırız böyle kurtarırız diye heyecanlı heyecanlı bir şeyler anlatmaya çalışıyor. şehzade buna gıcık olup sussun diye gözlerini kapatıyor veya yere bakıyor. atatürk de bu ne biçim şehzade, daha göz teması kurmaktan korkuyor diye şehzadeden irrite oluyor(bu noktada atatürk'ün o yaşta mage'lerin psikolojisini ve yönetiş stillerini bir paladin olarak daha henüz kavrayamadığını anlıyoruz).

yine aynı soru, güç sahipleri böyle bir karakterin devlet hizmetinde olmasına neden göz yumuyorlar?
biraz tecrübe sahipleri bileceklerdir ki yaşlı çakal makam ve güç sahipleri mage'ler, güçlerini çoğu zaman bu kabına sığmaz delikanlıları kullanarak elde ederler. bu gençleri kullanırlar. abdülhamit2 bilmem kaç yıl iki sadrazamını bir birine karşı kullanarak ayakta kalmıştır. atatürk de bu açıdan ideal bir genç gibi durmaktadır. ama enver'in aksine atatürk gayet zeki ve şan şereften çok(ki şan ve şerefi de epey sever her halde) ilk olarak ülkenin maximum benefit'ini düşünen bir paladin olduğundan yaşlı kurtların oyunlarına alet olmamış, enver ise benim yorumuma göre öğrenciyken muhtemelen goltz paşa'nın manipülasyonuna uğramış bir karakterdir. fakat bu konuda daha fazla bilgiye ihtiyacım var.

geldik hatt-ı müdafaa lafına. bu ana kadar 93 savaşını, prut ve hotin seferlerini padişahların ve atatürk'ün psikolojisini, padişahlık yönetiminin neden aslında çok zayıf bir yönetim biçimi olduğu gibi bilgiler okudunuz. son olarak bir meclis neden devletin uygulama gücünü +%50 arttırır kısmını okuyacağız.

atatürk meclis kurmuştur. bir meclisin kurulması demek, bu savaş sürecek, baştakini vurursanız yerine ikinci adam geçip savaşı devam ettirir demektir. padişah motoru 30'a kadar zorlayabilirken meclis kriz anlarında 70'e kadar zorlar. çünkü tek kişi değildir. çünkü yöneticilerin biri gitse yerine geçecek çok adam vardır. halka gerektiğinde gaddarlığı bir kişi değil bir insan grubu yapar. böyle olunca insanlar tek kişiyi suçlayamaz. daha sert kararlar alınabilir. devletin gücü artar. meclis denilen şeyin zararları olduğu gibi avantajları da vardır. bu yüzden atatürk aslında her biri kendinden daha akılsız da olsa savaşı tek kişi yerine bir insan grubu ile yürütmeyi seçmiştir. belki bu adamların aptallıkları savaşı kazanma ihtimalini -%10 azaltırken savaşı tek bir hükümdar değil, bir meclis grubu ile sürdürmek diğer taraftan +%50 avantaj sağlamaktadır. istiklal harbinde cephe yarılıyor, 60k ordunun 30k'sı kaçıyor adamlar yine savaşa devam diyor. her şey vatanseverlik değil, istiklal mahkemeleri yeri geliyor askerden kaçanın kardeşi askere gidecek, kardeşi yoksa akrabası gidecek, akrabası yoksa köyden biri gelecek, köyden biri gelmiyorsa köyünüz yanacak diyebiliyor. bunlar biraz hoş olmayan hayatın gerçekleri. şimdiye kadar hangi padişah zafer için tekalif-i milliye gibi bir kanun çıkarabilmiş. köylüye diyorsun ki elindeki yiyeceğin %40'ını alacağım. atatürk tek başına olsa ve milleti bu kadar zorlasa bir darbe ile işini bitirirler. piyasada iktidar hırsı olan adam kıtlığı mı? hele ki o dönemde kurtuluş savaşının başarı getireceğine büyük bir şüphe ile yaklaşılıyorken.

işte bu yönetim sistemindeki değişimledir ki yöneten liderin gücünü -%50 azaltmış ama yönetim aygıtının gücünü +%50 arttırmıştır. atatürk demiştir ki cephe yarılırsa da çekilmek yok. ee ben birliğimi çekmedim, ya düşman sarmaya kalkarsa? o zaman sarılmamış komşu tümen intihar edercesine beni sarmaya çalışan düşmana saldıracak. belki 1 ölürken 0,8 öldürecek ama ne kadar kan dökerse döksün düşmanı geriye atacak ve beni sarılmaktan kurtaracak, yarılmış cepheyi kapatacak. ya düşman sarmaya devam etmeye çalışırsa? o zaman komşu birlik askeri tükenene kadar savaşacak, tabi böyle bir durumda beni sarmaya çalışan düşman tümen de neredeyse tükeneceğinden beni kimse saramayacak. yani bir nevi piyona piyon verilecek. ama tabi buna gerek kalmayacak, çünkü yunan tümeni ülkesinin rejimi nedeniyle belki mevcudunun %50'unu yitirdikten sonra kendi askerine hakim olma yeteneğini yitirip taarruzu duracak. zaten muhtemelen de komutanlar bu durumu bildikleri için birliklerini hiç o sınıra kadar bile zorlamayacaklar.

ya eğer ben tümen komutanı olarak teslim olma veya geri çekilme psikolojisi içerisine girersem? o zaman benden intikam alacak bir padişah değil bir meclis(millet) var. padişah değişir intikam unutulur ama meclis intikamı unutmaz. selanik kalesini tek kurşun atmayıp 25 bin kişilik ordusuyla teslim eden abdülhamit2'nin terfi ettirmiş olduğu hasan tahsin paşa'ya ne oldu? unutuldu gitti. oğlu da sonra yunan vatandaşı oldu.

ya askerim savaşta kaçmaya başlarsa ben tümen komutanı olarak ne yapacağım? gerekirse halit karsıalan(deli halit) gibi askerin arkasına masa kurup geri kaçanı kendi silahımla vuracağım. zaten o zamana kadar köy yakılma haberini falan duyan köylü de yönetimin zafer konusunda ne kadar kararlı ve ciddi olduğunu sezdiğinden hiç böyle bir işe kalkışmayacaktır. bunu yapmayan subayı da devlet olarak ben kurşuna dizeceğim.

fransızlarda da benzer bir durum var.
fransızlar devrimden sonra ordularını tek bir şerit halinde dizmektense kare kare ayrı ayrı dizmeye başlarlar. bu daha avantajlı imiş. ama neden bunu ancak devrimden sonra uygulayabiliyorlar? çünkü tek sıra değil de ayrık ayrık dizilen köylüler panikleyince kaçıyor fakat siz artık tebaa değil vatandaşsınız denilen köylüler daha fazla direnme eğilimi gösteriyor.(yazarın notu: bu bana çok inandırıcı gelmedi. muhtemelen erler değil de subaylar daha sert olma eğilimi içerisinde oluyorlardır. hele ki eskiden subaylar soylulardan seçilirken devrimden sonra halktan seçilmeye başlandıysa)

demek ki atatürk bir taraftan da muhtemelen napolyon savaşlarından da dersler alabilmiş, oradan da bir ilham gelmiş.

platon der ki bir devlet'in(şehir) müziğini değiştirmeden(müzik sadece müzik değil aynı zamanda insan iç dünyası anlamındadır) o devletin rejimini değiştiremezsiniz. sağlam kafa sağlam vücutta olur lafı da ayrıca platon'a aittir(sanırım atatürk oradan arak yapmış).

işte yunanlılar da aynı taktiği uygulayamazlar. çünkü krallık ile yönetiliyorlar. bu askeri taktiği uygulamak için rejimi değiştirmek lazımdır. yunan kralı konstantin de bunu göze alamamıştır. tıpkı abdülhamit the second'ın daha önce göze alamadığı gibi.

deming'den önce bir işletmede hataların %85'i işçi kaynaklı olduğu düşünülürmüş. deming demiştir ki hataların %85'i sistem kaynaklı, %15'i işçi kaynaklıdır. çare sistemi analiz etmek ve düzeltmektir. atatürk kişiler yerine sisteme odaklanmıştır. cephede olmaktansa çoğu zaman ankara'da kalıp mecliste mücadele etmeyi seçmiş, çoğu kişi de bu durumu mantıksız olarak algılamıştır.

son olarak bu yazıyı bitirenleri izmir marşı ile uğurlamak isterim. marşın 2:10'cu saniyesinde atatürk önce kameraya bakar sonra böyle utanır gibi olur başka taraflara bakar sonra aklına bir şey gelmiş gibi tekrar kameraya odaklanır. kim bilir belki aklına yıllar önce kendi vatan meselelerini anlatırken gözlerini kapatan dallama şehzade gelmiştir de gelecek nesiller beni onun gibi hatırlamasın demiştir.

edit: lookingforthehumanity uyarısı üzerine düzeltildi. inönü atatürk'e değil karabekir paşa'ya çiftlik alalım diyor.

izmir marşı

devamını okuyayım »