shadowelves

  • 1711
  • 124
  • 26
  • 2
  • bugün

ekşi itiraf

***bir mesaj hazırladım sözlükten birisine, destan oldu. ekşi mesajı göndermedi. fazla karakter.. yazarın ismini paylaşamam. ama yazdığım mesajı paylaşmak istedim. hem o bu vesileyle yollayamadığım mesajı okusun, hem de içimizden atmak olsun..

nasılsınız? detaylıca yazıcam dedim ama sanırım hiç o geriye dönme cesaretini gösteremedim, şu an bile yazmaya başlayınca ev içinde yapmayı unuttuğum işler için kalktım, geri geldim kadar..muhtemelen hala daha olmazdı da, yakın zamanlarda osman ilhan'ın adına beklemediğim bir yerde rastgeldim sanırım onun etkisiyle şu an buradayım.

şimdi tekrar okudum da yazdıklarınızı, beni sadece kendi hastalığım değil annemde de yaşadığım bir sürece götürmüşsünüz hafıza olarak, şimdi anlıyorum kaçmam normal. aslında 5 ay geçmiş yazınızın üzerinden, 10 senede aşılamayanları bu 5 ayda aşmış olmak mucize olur sanırım ama, önce bi uyarı daha fazlasını okumadan, sürece giricem ve kasvetli olucak büyük bi kısmı. hazır değilseniz burda bırakın ve olunca geri gelin..

2005te hodking lenfoma teşhisi konuldu bana. 2b imiş aşaması. aynen sizinkilerin araştırması gibi bizimkiler de "en iyisini" bulmuşlar. osman ilhan. gittik. bakmış tahlillere benden önce, annemler gitmiş görüşmüş fln, bana daha kanser kelimesi teşhis olarak iletilmemiş. tüberküloz olduğu düşünülüyodu ama patolojiden sonra sonuç netleşince bizimkiler almış gitmişler osman beye. sıra beni götürmeye gelmiş. ilk kez gibi dinliyo annem ve babam. az çok anlatıldı, çok korkmadım açıkçası. adam kendinden son derece emin hodgkini biz kanser türlerine bile sokmuyoruz artık doktorlar arasında, grip gibi bişi kolay tedavi ediliyo. 4 kür tedaviye temizsin bişi olmaz sadece internette gezinme onlar çok eski bilgiler kafanı bulandırır. çıktık. tabi ilk iş nette gezindim, baya karanlık ama yine de çok bozulmadım. adam net. bi saçlarım dökülcek, ona üzülüyorum. kendimi de biliyorum tutam tutam elime geldiğinde psikolojimin gidiceğini, anneme gittim, kazıtıcam saçları dedim. emin misin, eminim. çok da üstelemedi, hassaslar üstüme gelmiyolar. ünvnin de dönem arası. 15te bir tedaviyi alıcam, sezon başına herşey bitmiş olucak. bu aşamada, boyun omuz ve mediasten dedikleri bölgede bezeler var, ilk teşhis zaten boynumdaki şişlik ile konulmuş. başladık tedaviye, adam bu arada matrak, sohbet muhabbet fln. depeche mode severmiş. metalci geyiği dahi dönüyo, ben tedavileri kendi ofisinde alıyorum, erkek bi hemşiresi bayan bi sekreteri var. herkes çok ilgili, benim olduğum saatlere başka randevu vermiyor, başka hastalarla, kemoterapi alanlarla fln hiç karşılaşmıyorum. standarda göre baya pahalı, ama keyifliyiz. kemoterapinin serum tedavisi olduğunu yeni öğrenmişim radyoterapi hakkında ise hiç bilgim yok, olması da planlanmıyo. 4 kür kemoterapi hepsi bu.
15te 1den 4 sefer kemoterapiye girdim ardından pet taraması yapıldı. küçülme var ancak bitmemiş. tekrar ofisteyiz. son derece soğuk kanlı kendisi. devam güzel gidiyoruz diyo. ben çok sarsılmış durumda fln değilim fiziksel olarak. ama soruyorum, 4 bitti neden tedavi bitmedi, kötü mü gidiyor? güldü a dedi, sen yanlış anlamışsın. 4 kür dedim ben. 2 seans 1 kür eder. baya bi bozuluyorum, bitti umuduyla gitmişim daha yarıda olduğumuzu anlıyorum. bugün bile bilmiyorum annemler biliyor muydu. adama şu an aklıma gelmeyen bir takım sorular sorucak gibi oluyorum, ya da annem, babam; asla yanıt alamıyoruz. son derece profesyonel bir biçimde adam kendini pazarlıyo, ben bir bilim adamı olarak, bilim adamı olduğum için, bilim adamı olduğumu söylemiş miydim? (eğer bu zamana kadar yeterince açık olmadıysa, kendisi bir bilim adamı....)
2 ay daha geçiyo, 2 kür.. yeniden pet. gidiyoruz. adam sonuçlara bakıyo. çok mutlu değil, ama ümitsiz değil. onu sonradan gördüm. bu başka. memnuniyetsiz şuan. 4 kür daha yapıcaz dio. 2 kür sonra bi ara pet. 4 küre tamamlar bitiririz. bu sefer kısa ve öz. çıkmamızı bekliyo. adamın havası zaten sizi bastırıyo çok soru sormanıza ısrar etmenize fırsat vermiyo bilirsiniz, cahil insalar değiliz ama yüklü para ödediğimiz doktorumuzla konuşamıyoruz. artık tedavilerde de sadece hemen öncesindeki kan sonuçlarıma bakıyo, hgb değerim kemoterapiyi kaldırabilir durumdaysa başlayalım diyip gidiyo. 2 kür sonrasında yine pet. bazı bazı küçülmeler var ama baya önce bitmiş olması gerekmiyo muydu bu sürecin? 2 kür daha, pet. elimizdeki sonuçlar pek iyi gözükmüyo. üstelik daha önce olmayan başka parlaklıklar da var ctde. bu aşamada okul fln dondurulmuş, ama umurumuzda değil açıkçası. 2005te başkent ünvsi hukuk fakültesine 17yaşındayken girmiş ve 22 yaşında avukat olucağını düşünen mutlu bi genç kızdım. (uzun zamandır zengin fln değildik ama babam kalkarız altından demişti, madem istediğin bölüm. toplamda yanılmıyosam 2 dönem parası ödedi sadece oysa ben 2014te mezun oldum) şimdi hepsi uzak. masal gibi.

doktor sonuçlara bakıyo. kök hücre nakli diyo. çok yeni bir sistem, benim türkiyede başını çektiğim inanılmaz iyi sonuçlar veren bilim ötesi bir şey. en yeni teknoloji. pazarlamalar.. annem babam soru sormuyo bekliyolar, bana bakıyolar. ya çekiniyolar (benden ya da doktordan?) ya da daha önce bu konuşmayı yapmışlar. hala bilmediğim şeylerden biri daha. peki, ne bu kök hücre nakli? ztn aşinasınız, anlatmicam. anlatıyo. güzel (güzel değil korkunç ama pazarlamacıdan dinleyince korkunç kısımlarını duymuyosunuz), peki bu son şansım mı? başka ihtimal var mı? yok çünkü daha fazla kemoterapi bi işe yaramaz çünkü şu ana kadar yaramamış, kanser koltukaltıma dahi sıçramış tedavi esnasında, demek ki kemoterapiye bağışıklığım varmış. radyoterapi? radyoterapi görürsem kök hücre toplanabilecek hücrelerim zarar görürmüş ve kök hücre nakli şansım kalmazmış ve birinden birini seçmeliymişim ama kök hücre en kesin sonuçmuş. peki bu işe yaramazsa?

osman beyle ki kendisine günlük hayatımda adını anmak zorunda olduğum zamanlarda çok daha farklı hitap ediyorum, bütün ilişki bu soruyla değişti. ben, annem, babam.. hepimiz bi anda bundan sonrasında duyacaklarımızla sanırım başka bi kapı açtık kendimize. o açtı aslında. bi anda o kibirli ama kendinden emin ve hasta doktor ilişkisinin ana hatlarının ne olması gerektiğini bilen adam gitti, gerçek osman ilhanla tanıştırdı bizi. 18 yaşındayım..
her hastayı kurtaramam ki.. dedi bana. annem ve babamın önünde. seni görmekten keyif aldığımı mı zannediyorsun sen benim dedi. akciğerinde 15cmlik kitlesi olan hastayı iyileştirdim bir bilim adamıyım ben osman ilhanım, seni iyileştiremiyorum. sen benim mesleğimde bir kara lekesin. dedi.
bikaç saniyeliğine ölüm sessizliği. sonrasında tedaviyi kabul ediceksem öncesinden haber vermemi, ibn-i sina bünyesinde yatak ayrılması gerektiğini, hastanenin yoğunluğu, tedavi sıklığını ve toplam maliyeti yatırdıktan sonra tedaviye başlanabileceğini söyledi. sekreterimle iletişime geçersiniz dedi ve bizi uğurladı. bu süre zarfında asla gözlerime bakmadı. kendisini son görüşüm oldu.
bu aşamada bizimkiler başka alternatif doktorlarla görüşüyorlar. bunlardan biri de ankara gata'da onkoloji bölüm başkanı olan fikret arpacı. annemler görüşüyo ve adam radyoterapi ve kemoterapinin kombine halde uygulanması gerektiğini ve bunun kök hücre nakli ihtimalimizi çöpe atmayacağını söylüyor. başka şehirler, kanser klinikleri vs, en son darıcaya gittik yine önerilen birisine.. fikret bey'in söylediğinin doğruluk payının olup olmadığını öğrenmeye çalışıyoruz. o kadar komplike bi soru değil, özel bir kanser türü ile ilgili değil. radyoterapi, kök hücre nakline engel teşkil eder mi, etmez mi? sonuç hep aynı. durumu duyanlar yorum yapmadan önce doktorunuz kim diye soruyor. osman ilhanın adını duyunca, bulabileceğiniz en iyi doktordur, o söylediyse durum budur. sonradan öğreniyoruz, o kadar çok yerde adı, başkanlıkları, klinik destekleri vs var ki hastaneler ya da doktorlarla hiç kimse adamın lafının üzerine laf söylemiyor. durum iç açıcı gözükmüyor sonunda adamı kabul etmek zorundayız gibi ama bu aşamada ben kendimi hem fiziksel hem ruhsal olarak kötü hissediyorum. gerçekten kötü. kök hücre naklinin ne olduğunu ağırlığını vs biliyorum ve yaptırmak istemiyorum, annemle pazarlık etmişim intihar ihtimali üzerine... daha fazla tedavi istemez vaziyetteyim. ardından son şans olarak fikret beyi kendim görmek istedim. gittik. sonuçlara baktı. meğer öncesinden beri bizimkiler birden çok doktorla gizliden iletişim halindeymiş, fikret bey en son kök hücre muhabbetini duyduğu noktada öne çıkmış ve artık yeter buraya getirin demiş. süreci baştan konuştuk. osman beye aylardır soramadığım ya da cevabını alamadığım her sorumu cevapladı. kök hücre vücutta tek bir noktadan toplanmaz dedi. radyoterapi ise kemoterapi gibi bütün vücuda uygulanmaz, nokta atışı yapılır. ben senin boynuna radyoterapi uygulasam vücudunun kök hücre toplayabileceğim daha bir çok yeri kalıyo dedi. anlattı, konuştu, güven verdi.. giderken ya buna evet derim ya da 18imi geçtim, tedaviye zorlayamazlar, vadem neyse o modundaydım, çıktığmda çaresizlikten değil içime sine sine tamam demiştim. 4 kür daha kemoterapi ve bu esnada bölgesel radyoterapi kombinasyonunda karar kıldık. osman ilhan hiç aramadı. biz de aramadık. tedavi bitti, iyileştim, bir ay sonra yeniden çıktı. kemoterapi sınırım dolmuştu, yıl 2007 olmuştu ve ben yaklaşık 2 senedir hep tedavideydim. alabileceğim 1 aylık radyoterapi sınırım kalmıştı, fikret bey pek ümitli değildi. bu işe yaramazsa tek başına, kök hücreye geçmek zorundayız dedi. ben bu konudaki fikrimi biliyodum. radyoterapi tek çaremdi ve ben radyoterapi plana dahil edildiğinde iyileşmiştim, kemoterapinin yokluğu bişi değiştirmemeliydi. ve bitti. gerçekten bitti bu sefer. okula döndüm, tabi 2005teki elif ile ben bambaşka insanlardık. toparlamaya çalışıyodum ama çok başarılı sayılmazdım. notlarım ve sosyal hayatım ve psikolojim baya kötüydü.

2009da annemin kesilmeyen diş ağrıları baş gösterdi. uzun soluklu bir diş çektirme maratonunun ardından komşumuz aracılığıyla gittiği doktorlardan bi tanesi bi göğüs röntgeni çektirmesini istemiş, çektirildi ve ben işin uzmanı değilim ama artık kötü bi saçak görünce en azından birisine gitmemiz gerektiğini bilecek kadar öğrenmiştim tıbbi görüntüleri. aldım röntgeni fikret beye gittim. baktı. suratı düştü. annem yok. tekim. elif dedi, akciğer kanseri. ileri aşama. umarım kemiklere sıçramamıştır dedi. bir hafta içinde şu testleri tamamla gel, elime bi kağıt uzattı. gittim. çökük vaziyetteyim ama annem ölmek üzere gibi durmuyo, algılayamıyorum tam olarak. benim maddi süreci hafifleten temel olay babamdan gelen işbankası özel sağlık sigortasıydı. annemle babam boşandığı için onun adına bu süreç bendeki gibi işleyemiyo. özel yerine devlet, ertesi güne randevu yerine 1,5 ay sonraya randevu buluyorsunuz bazı testler için. bu süreçte 6ayda bir başlayıp giderek azalan kontroller hariç doktor hastane fln uzak duruyorum tamamen çünkü 2 sene kemoterapi alınca her duygusal tetikleyici fizikler olarak midenizi bulandurabiliyo. bugün bile tahammül edemediğim kokular ve yerler var. fikret hocanın muayenehanesi bunlardan biridir. ama testlerin 1 haftada çıkmasını istedi ve ben de çıkardım. 21 yaşında bir genç kız olarak testleri yaptırma ve sonuçları hızlandırmak için ne yapmam gerektiyse yaptım. ve sonuçları aldım. doktora gittim. annemin en yakın arkadaşıyla. kemik metastazı yapmış 4. aşama akciğer kanseri. tedavi ile 6-12 ay, tedavisiz en fazla 3.

bu sürece hala çok bakmaya cesaretim yok açıkçası, o yüzden nispeten daha kısa olucak.
doktora ağrısının olduğunu anlattım. hangi şekilde daha az acı çekiceğini sordum. tedaviyle dedi. aile- akrabalar beş para etmezler gerçekten. sürecin kararı bana bırakıldı. her şeyin kararı bana bırakıldı. 21 yaşındaydım, annemin abisi doktordu. babam boşanmış olsa da hayatta ve yakınlarımızdaydı ve annemin hangi şekilde öleceğinin kararı bana bırakıldı. annem uzun süre sonuçları resmi olarak bilmedi. aptal bi kadın değildi, benim hastalığımı gördü. ne olduğunu biliyodu bence ama kabullenmek görmek istemedi sanırım. sonlara doğru kötü niyetli biri tarafından sonuçlar gösterilinceye kadar en azından. süreçte neredeyse 7/24 ben evdeydim, çok nadiren annemin arkadaşının evine gidiyordum bi gece kalıp dönüyordum. yüzde 95inde parayla tutulan yatılı bi gürcü bayan, yüzde 30 civarı teyzelerimden biri, yüzde 20 oranında fiziksel anlamda gerçekten yardımı dokunmuş o zamanki erkek arkadaşım (bez öncesi tuvalete gitmek isteyip kendi gücü yetmediğinde indir kaldır kısmını yapıyordu çünkü bi süre sonra ben ve teyzemin beli iptal olmuştu.) ve kaderin cilvesi annemle zamanında kanlı bıçaklı olan babamın şimdiki eşi bir zamanlarki eski sekreteri yüzde 40 civarı. bezleme ve başında dua etme işleri sorumlusu o zamana ait hala derinden minnet duyduğum ikiyüzlü kadın. biz evin demirbaşlarıydık. sürecin büyük bi kısmında bunun dışında sadece sirk gösterisi izlemeye gelmiş gibi günübirlik, tek seferlik gelen, ayaklarını uzatıp çay servisi bekleyen kuru kalabalıklar vardı. ve 3-4 kanser türü var şahit olmadan bilemezsiniz, biz demirbaşlar, hepimiz sefil vaziyetteydik. fiziksel ve ruhsal açıdan. nöbetleşe kısa kısa uykular alıyoduk. eve kim geldiyse etinden sütünden faydalanır vaziyetteydim bu arada maddi düzen oturtmaya çalışıyordum annemin babasından gelen üçaylığı ile, okulu gene dondurmuştum. hastalık kapmasın diye onca gelen giden varken temizlik yapmaya çalışıyorum, eskiden toz almasını bilmezdim.. yemekleri sıklıkla ben yapıyorum ki yine makarnadan öteye geçmemiştim daha öncesinde. şımarık büyütülmüş bir çocuktum aslında 15-16 yaşıma kadar fln. şımarık bi tip değildim ama öyle büyütülmüştüm. ve bi düzen oturtmaya çalışıyorum, annemin kanserden öleceğini bilerek başka hastalık kapmasın diye uğraşıyodum. en mantıklı, en doğru karar neyse onu vermeye çalışıyorum. annemin önünde ağlamamak için her şeyi yapıyorum ve başarıyorum da. bi tek içime dert olmuş annem açık havada çay içmeyi çok sever. bizim sokağımızdaki yokuşun tepesinde bi cafe var, ufak ama biraz fazla elit. adım adım araçsız, yürüyerek oraya gitmişiz, çayı pahalı bulduğu için ikinci çayı içmedi. ne yaptıysam mümkün değil içiremedim. hala en büyük pişmanlığımdır, daha çok ısrar etmeliydim belki, içerde birilerine söyleyip ikrammış gibi getirtebilirdim ya da.. ama akıl duruyo işte. içmedi. ve gözlerim doldu onun önünde. gene de içmedi.
ikinci ve son sefer ise sizin bahsettiğiniz bir olayın benzeri. gerginim kötü olduğu, hissettiği ve artık göründüğü günlerden biri. anladı halimi. daha aklı yerinde, tahminlerime göre beyne sıçramadığı ve yoğun morfin bandı kullanmadığı zamanlar ama yüzde yüz konuşamam. kronoloji çok karışık. elimi tuttu. baktı bana, elimi okşadı. ben hiç bi yere gitmicem, bırakmam seni, iyi olucam merak etme dedi. o kadar sürrealdi ki anlatamam. şu yazıyı yazarken hala gözlerime yaş koyabilen tek an.. söz önemliydi bizde. anne-kız birlikte büyüdük. babam yoktu neredeyse hiç. 7 yaşında boşandılar ama çok öncesinden beri yoktu. ve söz benim için tılsım gibiydi. çünkü anneler sözlerini tutar, di mi? tutamayacakları sözleri vermez ve bi söz verdilerse ne yapar eder tutarlar. söz mü? dedim. çok çaresizce, acizce, çocukça.. tüm masumluğuyla... o ana kadar hiç kendimi kandırmadım. doktorda süre aldığım an çöküntümü yaşadım, içime attım ve dik durdum. kabullendim. kabullendim ki doğru ve mantıklı kararlar verebileyim annem için. ama o bi an o zaaf anı bütün benliğimi ele geçirdi işte. söz dedi. sarıldı. ve ben annemin hasta olduğu süreç boyunca, 9 ay içerisinde, ilk ve son defa onun karşısında hıçkıra hıçkıra ağladım.
burdan sonrasında nasıl devam edeceğimden emin değilim. annem sözünü tutmadı. belki de ilk defadır. küçük sihri işe yaramadı. sanırım beni en çok yıkan bu oldu. çünkü akıllı geçinen beynime bi umut koymuştu ve bu beni ondan sonra çok güçsüz bıraktı.
2010da kaybettim onu. cenaze, 7si, 40ı vs derken bi ben kaldım. çok yalnız kaldım. benim hatalarım da vardı belki fazla fevriydim insanlara karşı ama ben hala bunu hata olarak görmüyorum. yalnız olmam gerekiyormuş, oldum. insanları gördüm. düzeni.. kavramları...

çooook uzun yıllar aldı kabuğumdan çıkmam. okul bitti çünkü söz vermiştim anneme ama avukatlık yapmıyorum. buna dair bi söz vermemiştim. staj bile yapmadım. ilgilenmiyorum. akrabalarımdan sadece teyzemle görüşüyorum. babamın eşini zaman tekrar gösterdi bana, o taraftan uzak duruyorum. zaman zaman babamla telefonlaşırız.
fmf diye bi hastalığım var, ailevi akdeniz ateşi. bu aralar biraz rahatsız edici kıvama gelmeye başladı, biraz araştırınca osman ilhan'ın ailevi akdeniz ateşi derneği başkanı olduğunu öğrendim. ardından da bize hiç bahsetme gereği hissetmediği başka bir gerçeği. kök hücre nakli yapılan hastaların yüzde 15'i ilk 100 günlük süreç içerisinde ölüyormuş. başarı şansı yüzde 85 olan başarısızlık haliyse ölümle sonuçlanan bir tedavi şekliymiş meğer. son çare için çığır açıcı nitelikte olabilir ama bunu bilmeye hakkım vardı bence..

bütüüün bu yazdıklarıma ve sebebine gelirsek eğer, sanırım önce kendimle, geçmişle yüzleşecek gücü buldum, sanırım kendim için biraz dertleşmek istedim. sizinle alakalı kısmı ise şu. iyiyim ben. kafa olarak, bedensel olarak. bütün bunlar ve daha yazılı olmayan çok daha fazlası, çok daha beteri yaşandı. ama ben yine de iyiyim. çok zaman geçti, çok yeni şey yaşandı, doğru ve yanlış kararlar verildi ama yine de burdayız. yıllarca, her gün ölmek istedim. ama bugüne geldim. ve bugün bu şekilde hissetmiyorum. annemi özlüyorum evet, hem de çok. hala muhteşem bir ruh halim var demem, bazı şeylerin izi kaldığını ve bazı şeyleri asla unutamayacağımı reddetmem. ama bütün bunlara rağmen bir gün azalıyo. hep sorarız ya ne zaman? asla bitmeyecek bi acı gibi. bitmiyo evet ama gerçekten yaşanılır kıvama geliyo. sormuşsunuz ya rüyamda görürsem diye, eminim bu zamana kadar görmüşsünüzdür de. iyi ya da kötü, olucak, devam edicek. ama sizin tepkileriniz değişicek. bi gün gelicek ve kendinizi bişey yaparken bulucaksınız, ablam görse şu yaptığımı ne kızardı şimdi diyip gülümseyeceksiniz. acı tatlı. ama sanırım gelinebilecek en iyi nokta bu. onun kızdığı şeyleri ya da saçma olayları sesli söyleyip gülebildiğiniz zaman daha iyi oluyo her şey. bunun bi ölçüsü yok benim yıllarımı aldı. ama sanırım bi tarifi var. belki herkesin çözümü başkadır ama ben kendi çözümümü en azından paylaşayım. annemden, hastalığımdan, ailemden, geçmişten, yaşanan tüm kötü hatta belki iyi her şeyden ve herkesten ayrı bi elife inandım. bi gün bum diye. parmak şıklatır gibi. bi gün bu ben olmayacağım dedim. mutsuz olmayı artık istemiyorum ve haketmiyorum. bunun için beni aşağı çeken herkes ve herşeyi, ölü ya da diri, geride bırakıyorum. insanlar çıkardım hayatımdan, zaten azdı, iyice azınlık kaldı. planları bıraktım geride. hukuk gibi. maddi getiri ya da götürüsüne bakmadan. beni mutsuz ettiğine inandığım her şeyi hayatımdan söktüm. ve artık hiç kimseyi kırmamak için insanüstü bi çaba göstermiyorum. zalim bi insan haline gelmekten bahsetmiyorum, bana karşı zalim olan kişi ve olaylara izin vermemekten bahsediyorum. bunu yapınca hayat o kadar puff bulutlar kıvamında oldu ki anlatamam. çünkü özünde bu acıların hepsini bir tek şeyden ötürü kabulleniyodum. kendimi sevmiyordum. yaptığım ya da yapamadığım bir sürü şeyden dolayı kendimi sevmiyodum. şimdiyse kendimi seviyorum ve kulağa ne kadar saçma gelse de hayat ve insanlar bana daha iyi davranıyo.
sizin sorununuz bu olmayabilir. siz de kendi sırrınızı bulun. ama mutlu olun. acıları geride bırakın. birisinin yakasına yapışıp benim size yaptığım gibi saatlerce anlatın bırakın zehriniz varsa çıksın gitsin. o nasılsınız sorusuna bugün ya da yıllar sonra cevap verin ve iyiyim diyin. hayatınızdaki güzellikleri anlatın. geçmişte ablanızla yaşadığınız komik anıları. babanızın karısının ne kadar şirret olduğunu.. ne gerekiyosa, sizi ne mutlu ediyosa.
geç oldu ve çook uzun yazılara maruz kaldınız biliyorum ama ben de sizi seviyorum, okusanız da okumasanız da bana bunları yazma fırsatı verdiğiniz için.umarım bu gün de iyisinizdir, ama hayat şu an acıysa, en kısa zamanda taze çiçekler ve bahar kıvamına gelmesi dileğiyle.

edit: yazdıklarım alıntı değil, sanırım çok açıklayıcı olmamıştı bu baştaki kısımda. ufak bi düzeltme yaptım netleştirmek adına. + gözden kaçan imla hataları düzeltmesi. yazı uzun, mod belli. affola.

devamını okuyayım »